Radyo Forum

Go Back   Dostluk Ve Kardeşlik Platformu; Dostluğun, Kardeşliğin ve Paylaşımın Tek Adresi Özgürlük Ateşi- »
SİYASET
» Makaleler Bölümü » Üyelerimizin Makaleleri


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
__anayasa ve türkiye__
Konudaki Cevap Sayısı
36
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
2866

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Bookmark and Share Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 19-06-2011, 14:47   #1
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart __anayasa ve türkiye__

 
ANAYASA VE TÜRKİYE
Değerli dostlar;
İnsanın, canlı dünyasında sosyal bir varlık olduğunu hepmizin bildigi bir gerçektir.
İnsan sosyal bir varlık olduğu gibi aynı zamanda birbirinden farklı özellikler taşır.Bu farklı özellikler üretim ilişkileri doğrultusunda sonradan kazanılan özelliklerdir.İlkel üretimden modern üretime kadar gelişen bu süreçte insan yaşamında kültürel ve yaşamsal farklılıklar giderek zenginleşir.İnsanlık tarihine baktığımızda, basit olan ilkel yaşamda fiziksel farklılıklar dışında kültürel farklılıkları geniş biçimde görmek mümkün değildir.Ancak üretim ve üretim ilişkileri geliştikçe bu farklılıklar daha da çeşitlilik kazanır.Feodal yaşam ilkel yaşama göre gelişen insan farklılıkları günümüz dünyasına gelinceye kadar daha da zenginleşmiştir.
İnsanın bu farklılığı birçok çelişkiler yaratmasına rağmen bir taraftan sosyal varlık olmaları nedenıyle bir arada yaşamak gibi zorunlulukları da vardır.Bir taraftan bireysel farklılıklar diğer taraftan toplumsal farklılıklar olmasına rağmen yaşamlarını sürdürme adına bir arada olma ve dayanışma zorunluluğunu da kaçınılmaz kılmıstır.
İlkel yaşam ; insanların fiziksel farklılıklardan başka kültürel farklılıkları olmayan bir toplumdur.El aletlerinin bulunması ilkel de olsa üretim araçlarının kullanılması ,toplulukların ağır ağır değişmesini ve farklılaşmasını tetikleyen reel bir gerçektir.
Şu unutulmamalıdır ki ;
Kültürü oluşturan ve belirleyen üretim araçları ve üretim ilişkisidir.
Doğal olarak insanoğlunun yaşamını sürdürmesi icin beslenme-giyinme-barınma gibi sorunlarını çözmesi gerekir.Ancak bu da üretim ve üretim ilişkisi ile mümkündür.İşte bugune kadar edindiğimiz konuşma dili inanclarımızı ve yapısal ilişkimizi belirleyen üretimdir.Dilimize, kültürümüze kattığımız her kelime doğada bulunan nesnelere verilen ad veüretimde geliştirdiğimiz aletler, ürettiğimiz ürünlere verdiğimiz adlarla kelime dağarcığımızı geliştirip DİL KÜLTÜRÜMÜZÜ zenginlestirmişizdir.
Örneğin ;
Küreğe verilen ad, kağıda verilen ad, kaleme verilen ad bunların icadi ile olmustur.Ekmeğe ,una,giysilere teknolojik girişimlerdeki trene , otomobıle, bilgisayara v.s aklımıza ne geliyor ise buldugumuz icad ettğimiz herşeye bir isim vererek dil kültürünü elde ettik.
İşte bu ortak alet ve gereclere bir toplum bir isim koyar iken, diğer toplum bu aletlere başka isimler koyarak kültürel farklılıklar yaratmıstır.Tüm dünya nın farklı farklı isimlendirdiği üretim araçları her yer de değişmez aynı ihtiyaçlar icin kullanılmaktadır.
Verdiğimiz kürek örneğinin türkçe de kürek olmakla beraber kürtçe de, ingilizce de ,almanca da, fransızca da değişik isimlerle adlandırılmıştır. Ancak kürek; işlevsel olarak aynı amaç için kullanılır.
İnanclarda da durum pek farklı değildir. Totemlerle başlayan daha sonra Putlarla devam eden tek tanrılı dinlere geçiş ile farklı inanışlar ve farklı mezhepler olmakla beraber işlevi ve varılmak ıstenen amaç dünyanın her tarafında aynıdır.Amaç; yaratılanın yaratana yaranmasıdır.Yaratandan yardım ve medet ummasıdır.Bu hristiyanlıkta da, musevilikte de,müslümanlıkta da ister ortadoks, ister katolık ,ister alevi, ister şafi, ister sunni olsun amaç yaratana yaratılanın sığınması ve imdadına koşmasını ummaktır.İşte DİL KÜLTÜRÜNDE farklı olan insanların inançlarında da farklı olması toplumsal farklılıklarıda beraber getırmiştir.
Bütün bu farklılıklar ve çelişkilere rağmen insanoğlu bir arada yaşamak zorundadır.İnsanın tek başına yaşaması mümkün degildir.

_________________________________________________
DÜNYANIN BİR ÇOK YERİNDE DİLLER , RENKLER VE DİNLER FARKLIDIR.AMA DÜNYANIN HER YERİNDE EMEĞİN DİLİ , RENGİ VE DİNİ AYNIDIR...(CAMER)

Konu camer tarafından (20-06-2011 Saat 00:52 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
asikardelen25 (05-08-2011), karanfiLLer.! (20-06-2011), melek5810 (19-06-2011), Özgürlükateşi (19-06-2011)
Alt 20-06-2011, 12:00   #2
Kullanıcı Profili
Yeni Üye
 
karanfiLLer.! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşikaranfiLLer.!
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Mayıs 2011
Üye No: 3230
Mesajlar: 87
Konular: 0
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 32
42 mesajına 74 kere teşekkür edildi.
IM
Standart Yaşasın sınıf savaşı

 
Merhaba, Camer arkadaş;

Müsadenle yazıdaki çelişkiler ve açıklamadığın yerlere değinmek istiyorum.Ve bunu yaparken bilimsel bir temelde yapmak isterim. Bunun için Zubritski, Mitropolski, Kerovun araştırmalarıyla ortaya çıkan İlkel, Köleci ve Feodal Toplum kitabından alıntı yaparak gitmek istiyorum. İnsanlık var olduğunda ve üreyerek klanlar oluşmaya başlamıştır. Bu topluma anaerkil toplum diyoruz. Anaerkil toplum denmesinin sebebi ise o zamanlar tek eşlilik olmaması ve belirleyici olan kadın olmasıdır. Erkeğin fonksiyonu o zamanlar bilinmediğinden kadının bulunduğu klan çocuğu büyütür ve yetiştirirdi. Doğurganlık özelliğinden dolayı kadına olağan üstü bir saygı varmış. Kadınlar o dönemin ilk doktorları olmuştur. Erkekler vücut yapılarından dolayı avlanmaya giderken, kadınlar bitki toplayarak klanın aç kalma riskini ortadan kaldırma görevini üstlenmişlerdir. Din konusuna değinmek gerekirse ilkel toplumda insansı maymunlar ölümlerin sebeplerini bilemedikleri için veya doğayı tam tanıyıp kendilerini doğanın zor şartlarından koruyamadıkları için bunu “ilahi” bir gücün gazabı olarak algılamışlardır. Dikkatinizi çekerim o dönem bilimsel düşünecek ne gelişmiş bir beyin, nede bunun araştırılmasına ihtiyaç duyulmuştur. İnsanlar gereksinim duymaya başladıkça aletlerini ve avadanlıklarını geliştirmiştir. Yabanın bulunması ile insanlar yerleşik yaşama geçmişlerdir. Bir klan çiftçilik yaparken, diğer bir klan hayvan yetiştiriminde ustalaşmıştır. Ve toprağı ekip biçme, hayvan üreticiliği de gelişmiştir. Dikkatini çekerim “mülkiyet” kavramı da ortaya çıkmıştır. İlkel toplum artık insanların gereksinimlerine yanıt veremediği için köleci topluma geçilmiştir.

“Eski ilişkiler, toprak ortaklığına dayanan toplulukta, bir ölçüde zaten korunmuştu. Bu arada, tarım kabilelerinin başlıca üretici gücü olan toprak, daima ortaklaşa mülkiyet sayılmıştı, ama her aile, kendisine ayrılan toprak parçasını ayrıca işler ve ayrı bir işletmeden yararlanır. Çoban kabilelerde, sürüler, yavaş yavaş aile mülkü haline geliyor. Ataerkil aileler, artık ortaklaşa üretime gitmeyip, kendi özel malları olarak kalan ürünleri, değişik miktarlarda üretmeye başlıyorlar. Özel mülkiyet, ilkin, sürü hayvanlarına, ev işlerinde kullanılan avadanlık ve kapkacağa ve bazı aletlere ve kişisel emek araçlarına kadar uzanıyor.”

Köleci topluma geçişte ezen ve ezilen kavramı da ortaya çıkmıştır. Buna özellikle dikkat edilmesi gereklidir. Köleci toplumun ortaya çıkışı da bu yüzden önemlidir. Diyorlar ki;

“Emek üretkenliğinin artması, insan üzerindeki mülkiyeti, maddî malların doğrudan üreticisi üzerindeki mülkiyeti ortaya çıkardı. Her kişinin, her bireyin, ancak açlıktan ölmemek için en gerekli olanı üretebildiği zamanlarda, insanın insan tarafından sömürüsü olanaksızdır. Bu yüzden savaş tutsakları hemen her zaman öldürülmekteydiler; yalnız topluluk, insan sayısını artırmakta yarar görüyorsa, o zaman, tutsakları topluluğa "kabul ediyor" ve onlara, öteki üyelerle eşit haklar veriyordu. Ama emek üretkenliğindeki ilerleyiş, bu duruma son verdi; çünkü tutsak, şimdi, kendi tükettiğinden daha fazla maddî değer üretiyordu. Toplumun bir bölümü, toplumsal artı-ürün payından yararlanma hakkını elinden alıp, tutsağı çalışmaya zorlayarak, tutsak tarafından yaratılan ürünleri kendine mal edebiliyordu, yani bir başka deyişle, tutsağın emeğini sömürebiliyordu. Onun için, artık savaş tutsakları öldürülmediler, köle haline, yani haklardan yoksun hale ve artı-ürün sağladıkları süre ve ölçüde, topluluğun kendilerine hoşgörü gösterdiği emekçiler kategorisi haline getirildiler. Kölenin çalışması, efendisine artık yarar sağlamaz hale geldiği anda, efendisi, onu, öldürmekte serbesti.”

Köleci toplum bir kısım insanın çalışmadan ilerlemesini olanaklı kılmasıdır. İlkel topluluğun bağrında ortaya çıkan köle sahibi sömürücü sınıf güçlenip sağlamlaştıkça ve kölelik düzeni geliştikçe, giderek kölelik toplumu da kurulmuş oldu.
Yeni üretim tarzı, ilkel topluluk düzeninden daha ilerleyiciydi, çünkü nüfusun bir bölümünün el emeğinden kurtarılması, ilerlemeyi olanaklı kılıyordu. Kölelik düzeni ilişkilerinin gelişmesi, üretici güçlerin gelişmesine koşut olarak ilerlemekte ve onlara bağlı bulunmaktaydı. Tarımsal üretimin artması, tarım ile hayvancılık arasında gittikçe artan ayrılık, madenciliğin ilerlemesi vb., el emeği talebini, yani köle talebini artırıyordu.
Kölelerin sayıca artmasıyla, toplumun başlıca sınıfları olan köleler ile efendiler arasındaki uzlaşmaz karşıtlık keskinleşiyordu.
Kölelerin sömürülmesi, tarihte bilinen sömürü biçimlerinin yalnız ilki değil, aynı zamanda en zalimi oldu. Yoksulluk içinde ve sürekli olarak borçlanıp köleleşmek tehdidi altında sürünerek yaşayan özgür insanların durumu da, o kadar çetindi.
Efendiler, ancak sürekli bir baskı örgütünün varlığı ile köleleri ve topluluğun özgür üyelerini ellerinde tutabilirler ve onları kendi yararlarına, kendi zenginliklerini artırmaya ve doymak bilmez açgözlülüklerini tatmin etmeye zorlayabilirlerdi. Bu kurum, giderek, devlet haline geldi.
Kölelik sistemine köleler karşı çıkmaya, isyana, ayaklanmalarla karşı koymaya çalıştılar. Ve sınıf savaşımı dediğimiz dönem ve hala süre gelen dönem ortaya çıktı. Ezen ile ezilenin bu kavgası dün bugün çıkan bir olgu olmadı. Feodal toplumda hepimizin bildiği gibi derebeylik sistemidir. Toprak ve onu işleyen köylü beyin malıdır.

Feodal ekonominin, doğal, kapalı ve hemen hemen yalıtılmış bir niteliği vardı. Tekniğin çok düşük ve görenekçi düzeyi, feodal ekonomi sistemini koşullandırıyor ve ayrıca onun sonucu oluyordu.
Niteliği gereği, feodal üretim tarzı, her ne kadar köleci üretim tarzı gibi çalışan çoğunluğun egemen azınlık tarafından sömürülmesine dayanıyorsa da, ondan daha ilerici oldu. Serfin, kölenin tersine, ailesi ve kendi küçük bir ekonomisi vardı ve bunun için de emeğinin sonucuna karşı ilgi duyuyordu ki, bu da, feodal toplumun üretici güçlerinin gelişmesinin temelini oluşturuyordu.”

Bilindiği gibi Feodal sistemin bağrından da Kapitalizm doğdu. Bu savaşımlar tarihi boyunca insanlar özgür olamamıştır. Belli bir azınlık “mülk sahipleri” özgür geriye kalan herkes köledir. Ama kapitalizmin öyle bir özelliği var ki herkes kendini özgür zannediyor. Mesela patronumun gittiği alış merkezine bende gidebiliyorum diyebiliyor. Ama biri seçip alırken diğeri bakıp geçiyor. Ücretli kölelik sistemi insanları özgür gösterip aslında emeğini zorunlu olarak satmasını sağlamıştır.

Dil konusunda da bir soru sormak istiyorum. Sermaye tekelleştikçe neden Türkçe bozulmaya başladı bir sürü farklı kelime ortaya çıktı. İngilizceden devşirme bu kelimeler mesela klavye, Mouse, bren der. Zazalar önceden böylemi konuşuyordu dersin, Kürtçe şimdiki kullanımı gerçekten bundan 80 yıl önceki kullanımı ile aynımı dersin?

İnsanların ortak yaşaması için gerekli olan şey onları var saymandır. Bu üretim ilişkileri içinde ezilen işçi, alevi, Kürt, Çerkez, Süryani özgür değildir. Sınıflar savaşımını bir üst evreye taşıyamadıktan sonrada hiçbir dil, hiçbir kültür asimile olmaktan kurtulamaz. Ve hiçbir inanç kardeşçe yaşayamaz. Ama biz ilericiler halkları bir birine kışkırtmaya çalışıldığı zaman yaşasın halkların kardeşliği şiarı ile sermayenin karşısına çıkarız. Kapitalizmi Türkiye coğrafyasın da böl parçala yönet taktiği ile yol alıyor. Asimile edip kendine benzetmeye çalışıyor. İnsan tek başına yaşayamaz doğru ama insan bu kölelik koşullarında da yaşayamaz. Emeğin sermaye boyunduruğundan kurtulması ile ancak farklı insanlar bir arada özgürce yaşayabilirler. İnsanların özgürce yaşaması için, ezen ve ezilen kavramının ortadan kaldırılması için YAŞASIN SINIF SAVAŞI…

_________________________________________________
"Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterli" Karl MARX

Konu karanfiLLer.! tarafından (20-06-2011 Saat 12:02 ) değiştirilmiştir.. Sebep: kalın yazı
karanfiLLer.! isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için karanfiLLer.! kullanıcısına teşekkür edenler:
melek5810 (23-06-2011)
Alt 24-06-2011, 02:36   #3
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Değerli karanfil arkadaş

Yazdıklarını okudum, yazımda bir çelişki olduğunu vurgulayarak kendine göre klasiklerden alınmış bir çok bilimsel gerçeği ortaya koymuşsun.

Bunun için seni tebrik etmemek mümkün değil. Tabiki toplumların temel farklılığı sınıflar çelişkisidir. Ne yazıkki egemen güçler bu çelişkiyi gizleyebilmek için hep etnik değerleri ve aydiyetleri kullanmışlardır.
Bunuda önümüzdeki günlerde yazı dizimde, sınıflar çelişkisinde emekçilerin aydiyetlerini ve etnik kültürlerini sınıflar mücadelesinde nasıl kullandıklarını ortaya koyacaktım.Ben bu farklılaşmaları koyarken önümüzdeki günlerde sınıfsal çelişkileri koyarak toplum düzenini oluşturan KURRAL VE YASALARIN nasıl ortaya çıktığını ve günümüz dünyasında ANAYASALARIN nasıl oluştuğunu, ve yasa koyucuların kimler olduğunu, TÜRKİYEDE ANAYASANIN NASIL TEPEDEN İNME geldiğini ve günümüz toplumlarında EZİLEN SINIFLARIN legal platformlarda nasıl mücadele etmeleri gerektiğini V.S gibi konuları ele alacaktımki! senin bu ünlü yorumunla karşı karşıya geldim. BELLİ Kİ DURUMDAN VAZİFE ÇIKARMIŞSIN. daha alfabenin A sınıdan bahsederken hemen benim okur yazarlığımı eleştirmişsin. Allah aşkına yazdıklarının ve benim ele almak istediğim TÜRKİYE VE ANAYASA başlığı ile bütünleşmişmi ? bunuda anlamak mümkün değil. Benim daha tamamlayamadığım, hele hele daha başlık niteliğinde bir yazıyı, birde sanki bilinmeyen bir şeyi ortaya atmışsınız gibi ahkam kesmek senin ne kadar bilgiç biri olduğunu ortaya koymazmı? keşke TOPLUM VE DEVLET adlı yazımı okusaydın da, benim için böyle bir ön yargıyla yazılmış eleştirisel bir yazı ortaya koymasaydın. Artık bu klasiklerden kurtulup birde günümüz dünyasına gelseniz de bilgi paylaşımlarımızı bu zeminde ortaya koysak. Daha verimli olacağımıza inanıyorum. DAHA DOĞMAMIŞ BİR ÇOCUĞU ANA RAHMİNDE ÖLDÜRDÜĞÜN İÇİN SENİ TEBRİK EDİYORUM.

YAŞASIN SENİN PLORATARYA NÜCADELEN YAŞASIN EZİLEN HALKLARIN SAVAŞI?


Konu camer tarafından (24-06-2011 Saat 02:52 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
asikardelen25 (12-08-2011), melek5810 (25-06-2011)
Alt 24-06-2011, 18:30   #4
Kullanıcı Profili
Yeni Üye
 
karanfiLLer.! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşikaranfiLLer.!
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Mayıs 2011
Üye No: 3230
Mesajlar: 87
Konular: 0
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 32
42 mesajına 74 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Camer Arkadaş;

Ben buraya yazı yazarken bilginin sadece bende kalmaması için yazıyorum sizin gibi ama ne olduğununda anlaşılması için elimden geldiğince açık ve anlaşılır şekilde yazmaya özen gösteririm. Açıkçası sizin yazınızı okuduğumda ne anlattığınızı anlam getirmekte zorlandım. bu yüzden diğer arkadaşların anlaması içinde açarak yazdım. Sitede dikkatinizi çekmek istediğim bir başka şey ise eğer yazı dizisi ise bunu alt alta yanıt veriyormuş gibi yazmanız gerektiğidir.
Devlet ve toplum yazısını okumamak besbelli benim talihsizliğim olmuş. En kısa zamanda okuyacağım.
Keşke alt alta yazsaydınız. Ama yukarıda yazdığın yazının sonuna “yazı dizisidir devam edecektir” gibi ibare kullanmadığın için tek bir makale olarak duruyordu. Derdimin sizi eleştirmek olmadığını yukarıda da belirtmiştim. Bilgiç biri olduğumu düşünmeniz üzücü, tanımadan infaz etmişsiniz. Ben olayı kişiselleştirmek derdinde olan biri değilim. Veya ben senden daha iyi biliyorum düşüncelerinde ahkâm kesmek benim haddime değil. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Tam olarak konunun ortasından başlamışsınız buda benim suçum değil. İlkin sınıf savaşımlarına dikkati çekip sonra dil ırk mezheplerin alt kimlikler olduğunu asıl meselenin ezilen sınıfın ezen sınıfın boyunduruğundan kurtulmak olduğunu anlatmak bence daha işlevsel olurdu. Tabi bu benim düşüncem. Senin proletarya mücadelen derken bu mücadele salt bana indirgenmiş bir mücadele olmadığını bilmenizi isterim. Marksist’im- Leninist’im diyen her ilerici, proletarya mücadelesini veya ezilen halkların ulusal kurtuluş mücadelesini yok sayamaz. [/B]Bence siz konunuza devam edin. Eğer isterseniz yazdığım yazıyı geri çekebilirim.


Konu karanfiLLer.! tarafından (24-06-2011 Saat 20:17 ) değiştirilmiştir..
karanfiLLer.! isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için karanfiLLer.! kullanıcısına teşekkür edenler:
melek5810 (25-06-2011)
Alt 24-06-2011, 23:30   #5
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Değerli karanfiler dost

Getirdiğiniz açıklamalar, benim eksikliğimi de ortaya koymuş oldu. Bunun için teşekkür ederim. Maksadım sizi kırmak veya ötekileştirmek değildi, böyle anlaşıldıysam çok üzgünüm. ve özür dilerim. alt yapı ve üst yapıdaki işlevsel durumu ortaya koymakta çok haklısınız. Üst yapıyı yani kültürü üretim ilişkileri belirler, üretim ilişkilerindeki rekabet ve güç te elbetteki sınıfları belirler. Doğal olarak sizinde yazınızda bellirtiğiniz gibi insanlık tarihini üretim ilişkileri içinde ve tarihi sınıf analizini yapmadan benim ANAYASA VE TÜRKİYE gibi bir konuyu ele almaam elbette tepeden inme bir yazı olurdu.
Bu sizin bahsettiğiniz İLKEL TOPLUM, KÖLECİ TOPLUM, KAPİTALİST TOPLUM VE KAPİTALİZMİN SON AŞAMASI OLAN EMPERYALİZMİ daha önceki devlet ve toplum başlıklı yazımda ele aldığım için uzun uzadıya bir daha ele almadım.
Dikat ederseniz üretim araçlarına ve el aletlerin isimlendirilmesin de basit bir şekilde geçiş yapmak istededim. çünkü amacım önümüzdeki günlerde gündeme gelecek olan 12 EYLÜL ANAYASASIDIR.
Tabiiki bu anayasa değişikliğini fırsat bilen egemen güçler köylü, ve işçi için kendi çıkarları doğrultusunda ne gibi maddeler koyacak,bunu gözlemlerken, işçi sınıfı legal plartformda bu anayasa oluşturulurken, kendi ni ilgilendiren hak ve hukukunu anayasa içine konacak maddeler karşısında bilinçlimi davranacak yoksa bu güne kadar olduğu gibi kaderini egemen sınıfın eline mi teslim edecekler. İşte bende sizin yazınızda toplumları ele alış süreci içinde yasaların nasıl oluştuğunu günümüze nasıl geldiğini, bu gün türkiyede ne gibi bürokratik oyunlar oynandığnı en azında site okuyucularını aydınlanması bakımından katkıda bulunmak istedim.
Bunuda geçmişten bu güne gelen süreçte ele almak istedim zaman kıtlığı nedeniyle yazıyı devam etirmede geciktim. Doğal olarak sizin tarafınızdan yanlış anlaşıldım bundan dolayı beni bağışlayın. Klavyeyi ağır kullandığım için yazıyı yeğenime yazdırdım oda devam edecek ibaresini koymamış ne diyelim siz haklısınız hani bir atasözü vardır yanlış hesap bağdattan döner.

Son bir söz
Burjuva hukuku ve anayasası ile ilgili: GÜÇSÜZLER HEP KENDİNİ KORUYACAK HAK HUKUK ARARLAR, OYSA BUNLAR GÜÇLÜLERİN UMURUNDA DEĞİLDİR. TERSİNE, ONLAR ÇIKARLARINI KORUMANIN VE GENİŞ HALK YIĞINLARINI NASIL SÖMÜRECEKLERİNİN PEŞİNDEDİRLER.

SAYGILAR


Konu camer tarafından (27-06-2011 Saat 11:50 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
melek5810 (25-06-2011), Özgürlükateşi (30-06-2011)
Alt 28-06-2011, 18:40   #6
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
ANAYASA VE TÜRKİYE
Değerli dostlar;
İnsanın, canlı dünyasında sosyal bir varlık olduğunu hepmizin bildigi bir gerçektir.
İnsan sosyal bir varlık olduğu gibi aynı zamanda birbirinden farklı özellikler taşır.Bu farklı özellikler üretim ilişkileri doğrultusunda sonradan kazanılan özelliklerdir.İlkel üretimden modern üretime kadar gelişen bu süreçte insan yaşamında kültürel ve yaşamsal farklılıklar giderek zenginleşir.İnsanlık tarihine baktığımızda, basit olan ilkel yaşamda fiziksel farklılıklar dışında kültürel farklılıkları geniş biçimde görmek mümkün değildir.Ancak üretim ve üretim ilişkileri geliştikçe bu farklılıklar daha da çeşitlilik kazanır.Feodal yaşam ilkel yaşama göre gelişen insan farklılıkları günümüz dünyasına gelinceye kadar daha da zenginleşmiştir.
İnsanın bu farklılığı birçok çelişkiler yaratmasına rağmen bir taraftan sosyal varlık olmaları nedenıyle bir arada yaşamak gibi zorunlulukları da vardır.Bir taraftan bireysel farklılıklar diğer taraftan toplumsal farklılıklar olmasına rağmen yaşamlarını sürdürme adına bir arada olma ve dayanışma zorunluluğunu da kaçınılmaz kılmıstır.
İlkel yaşam ; insanların fiziksel farklılıklardan başka kültürel farklılıkları olmayan bir toplumdur.El aletlerinin bulunması ilkel de olsa üretim araçlarının kullanılması ,toplulukların ağır ağır değişmesini ve farklılaşmasını tetikleyen reel bir gerçektir.
Şu unutulmamalıdır ki ;
Kültürü oluşturan ve belirleyen üretim araçları ve üretim ilişkisidir.
Doğal olarak insanoğlunun yaşamını sürdürmesi icin beslenme-giyinme-barınma gibi sorunlarını çözmesi gerekir.Ancak bu da üretim ve üretim ilişkisi ile mümkündür.İşte bugune kadar edindiğimiz konuşma dili inanclarımızı ve yapısal ilişkimizi belirleyen üretimdir.Dilimize, kültürümüze kattığımız her kelime doğada bulunan nesnelere verilen ad veüretimde geliştirdiğimiz aletler, ürettiğimiz ürünlere verdiğimiz adlarla kelime dağarcığımızı geliştirip DİL KÜLTÜRÜMÜZÜ zenginlestirmişizdir.
Örneğin ;
Küreğe verilen ad, kağıda verilen ad, kaleme verilen ad bunların icadi ile olmustur.Ekmeğe ,una,giysilere teknolojik girişimlerdeki trene , otomobıle, bilgisayara v.s aklımıza ne geliyor ise buldugumuz icad ettğimiz herşeye bir isim vererek dil kültürünü elde ettik.
İşte bu ortak alet ve gereclere bir toplum bir isim koyar iken, diğer toplum bu aletlere başka isimler koyarak kültürel farklılıklar yaratmıstır.Tüm dünya nın farklı farklı isimlendirdiği üretim araçları her yer de değişmez aynı ihtiyaçlar icin kullanılmaktadır.
Verdiğimiz kürek örneğinin türkçe de kürek olmakla beraber kürtçe de, ingilizce de ,almanca da, fransızca da değişik isimlerle adlandırılmıştır. Ancak kürek; işlevsel olarak aynı amaç için kullanılır.
İnanclarda da durum pek farklı değildir. Totemlerle başlayan daha sonra Putlarla devam eden tek tanrılı dinlere geçiş ile farklı inanışlar ve farklı mezhepler olmakla beraber işlevi ve varılmak ıstenen amaç dünyanın her tarafında aynıdır.Amaç; yaratılanın yaratana yaranmasıdır.Yaratandan yardım ve medet ummasıdır.Bu hristiyanlıkta da, musevilikte de,müslümanlıkta da ister ortadoks, ister katolık ,ister alevi, ister şafi, ister sunni olsun amaç yaratana yaratılanın sığınması ve imdadına koşmasını ummaktır.İşte DİL KÜLTÜRÜNDE farklı olan insanların inançlarında da farklı olması toplumsal farklılıklarıda beraber getırmiştir.
Bütün bu farklılıklar ve çelişkilere rağmen insanoğlu bir arada yaşamak zorundadır.İnsanın tek başına yaşaması mümkün degildir

devam edecek

camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
asikardelen25 (12-08-2011), melek5810 (02-07-2011), SerhiLdan_62 (01-09-2011), Özgürlükateşi (30-06-2011)
Alt 28-06-2011, 20:16   #7
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 


Daha önce TOPLUM VE DEVLET yazımda devletin oluşmasında ki süreci, gelişen toplumların evrimleşmesi ile beraber devletinde bu güne nasıl geldiğini kısa ve anlaşılır bir dille ortaya koymaya çalıştım.Bu nedenle toplum kurallarını ve bu güne gelene kadar oluşturdukları yasalara değinirken, Üretim ilişkisi içinde var olan toplumları detaylı olarak ele almak yerine oluşturdukları kural ve yasaları irdelemek istiyorum. Takdir edersiniz ki insanlık tarihi dört milyon yıldan beri Varlığını sürdürmektedir, bu nedenle toplumu tüm yönleri ile almam için cilt dolusu kitap yazmam gerekir, bunu da formlarda gerçekleştirmem mümkün değildir. Şu temel ilkeyi vurgulayarak yazıma devam etmek istiyorum. Toplumda yasalar oluşturulurken farklı yapıların bir arada yaşamaları için buna gerekli duyulur. Yani toplum çelişkisini gidermek veya bir yerde uzlaşmak için yasa koyucular bazı kurallar koyarlar. Kısacası bu kurallar ihtiyaçtan doğar.

Şunu da belirtmek gerekir neye göre, kimlere göre, sınıfsal mücadelelerin bu kurallar üzerinde ne gibi etkileri vardır, yasa koyucular kimlerdir vs. açıklayarak devam edeceğim. Yukarda dil kültürünün ve inanç kültürünün toplumların gelişim süreci içinde farklılaştıklarını ama bu farklılaşmanın insan yaşamı üzerinde pek etkisi olmadığını, fakat sınıflar savaşında nasıl etkili bir duruma geldiğini bundan sonraki yazımda ortaya koyacağım.

Yasaların oluşmasındaki temel neden, üretim ilişkileri içinde farklılaşan sınıfların ortaya çıkmasıdır. Kısacası EZEN VE EZİLEN sınıfların ortaya çıkması ile bu güne kadar oluşturulan yasalar, ezenlerin egemenliğinde gelişen ve ezenlerin çıkarlarını kollayan kurallar ve bu kural koyucularda kendileri olmuştur.
Ancak bu sınıf savaşın nedenleri olan ARTIK DEĞER sömürüyü gizlemek için, Yoksulları kaderciliğe iten din kültürünü ve sanki üretimde etkisi varmış gibi gösterilen dil kültürünü kullanmıştır. Oysaki gerçekler bunlar değildir. Çok iyi biliyoruz ki geniş halk kitlelerin bir bütünlük içinde verecekleri EMEK mücadelelerini kırmak için, herkesin bildiği PARÇALA- BÖL- YÖNET stratejisini hayatta geçirmek için yukarda belirttiğim argümanları hep kullanmışlardır.

İnsanlık tarihine baktığımızda Burjuva felsefecilerin öne çıkardığı ve okullarda öğretilen felsefe dersinde gördüğümüz ATA ERKİL- BABA ERKİL –ANA ERKİL gibi toplulukları oluşturan, toplum içindeki bu toplulukları ve inançlarını öne çıkarıp İLKEL KOMİNAL TOPLUM- FEODAL TOPLUM- KAPİTALİST TOPLUM- AMPARYALİZM VE BUGÜNKÜ İLERİ EMPERYALİM OLAN KÜRRESELLEŞMEYİ hep ikinci plana atmışlardır.

İlkel kominal toplumda sınıf farklılaşmasından bahsetmek mümkün değildir. Çünkü ne tek başına avlanmak nede üretmek gibi bir alet ve gelişmiş yetenekleri vardı. Beslenebilmek için hep beraber hareket etmek zorundaydılar. Bir avı taşlarla ve sopalarla veya daha önce avladıkları avların büyük kemikleri ile avlarını avlarlar ve beraber bölüşerek beslenirlerdi. Bu toplum kendisinden güçlü varlıklardan kaçar doğa olayları karşısında ya bir mağaraya ya da bir ağaç kovuğuna saklanırlardı. Dil yapıları üç beş işaretle anlatılan kelimeyi geçmezdi, ne bir inanca nede gelişmiş bir dile sahiptiler onları bir arada tutan tek şey ortak beslenmeleriydi.

devam edecek


Konu camer tarafından (29-06-2011 Saat 17:07 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
asikardelen25 (12-08-2011), melek5810 (02-07-2011), SerhiLdan_62 (01-09-2011), Özgürlükateşi (30-06-2011)
Alt 29-06-2011, 13:56   #8
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
İlkel kominal toplum el aletlerin olmadığı ve doğal olarak üretiminde görülmediği, avlanarak yaşamlarını sürdürdüğü ve ortak avlanarak ortak beslendikleri bir toplum oldukları için, yasa ve kurallardan bahsetmek mümkün değildir. Ancak el aletlerin bulunması ve kullanılması ile giderek ilkel kominal toplumun da sonlarına yaklaşılmıştır. Şu unutulmamalıdır ki hiçbir toplum değişimi, tepeden inme birden bire kendini var edemez. Materyalist diyalektiğin güzelliği de burada ortaya çıkar. Her şey birbirine bağlı olarak devam eder, ilkel kominal toplumun bağrından köleci toplum, köleci toplumun içinden feodal toplum ve feodal toplumun evrimleşmesi ile kapitalist toplum ortaya çıkmıştır. HER OLUŞAN TOPLUM BİR ÖNCEKİ TOPLUMDAN DAHA İLERİCİ OLMAKLA BERABER KENDİNDEN ÖNCEKİ TOPLUMU TASFİYE ETMEYE ÇALIŞIR. İlkel toplumdan köleci topluma geçiş aniden değil belli bir süreç içinde gerçekleşmiştir. Bu geçişi D ve T yazımda açıkladığım için burada bir daha ele almayacağım
El aletlerin bulunması ve kullanılması, avcılıkla uğraşan unsurları daha da güçlü hale getirmiştir.. Güçlülerin güçsüzleri öldürdüğü ve elindeki değerlere el koyduğu daha sonra insan gücünden yararlanıldığı bir döneme geçilmiştir. KÖLECİ TOPLUM? İşte sınıfların oluştuğu sınıflı toplumun ilk görüldüğü toplum bu toplumdur. Köle sahipleri ile köleler arasında başlayan çelişkiler, köle sahiplerin kendi arasındaki çelişkiler hiyerarşik bir durumu da beraberinde getirmiştir. Böyle bir duruma çözüm arayan egemen sınıf yani köle sahipleri bu duruma çözüm getirmek zorundaydılar.
Hem kölelerin nasıl davranmaları gerektiğine dair hem de köle sahiplerinin kendi aralarındaki itilafı açısından bu gerekliydi. Aynı zamanda bu dönemde DEVLETİN ortaya çıkışıyla bir takım kuralar silsilesi ortaya koyuldu. Yani bugünkü anayasanın temelini atmış oldular.

Böyle bir durumda konacak olan kuraların eşitliği sağlamak, hem köleler açısından hem de köle sahipleri açısından demokratik olmasını beklemek çok safine bir düşünce olur. Ebetteki kuraları koyacak olan güçlüler olacaktır bu tarihler boyu böyle olmuştur. Bunların kendi çıkarlarını kollamadan kural koymaları mümkün değildir. Tarihte köleci toplum içinde krallığını sürdüren HAMMURABİ KANUNLARI na baktığımızda durum açık bir şekilde görülür.

1-Bir kimse bir eve girecek delik açarsa, o deliğin önünde ölümle cezalandırılır ve gömülür

2- Bir köle, efendisini öldürmenin cezası ölümdür. Ancak bir köle sahibi diğer köle sahibinin kölesini öldürmüşse, köle sahibinin cezası, karşılığında ya kendi kölesini vermek ya da değeri kadar diğer köle sahibine değerli eşya vermekle sorumludur.

3- kölelerden biri köle sahibinden bir şey çalmışsa, cezası ya ölümdür ya da elleri bileklerinden kesilir.
4-Bir evde yangın çıkar ve oraya yangını söndürmeye gelen bir kimse evin sahibinin malına göz gezdirip evin sahibinin malını alırsa, kendisi de aynı ateşe atılır.
5-köle sahiplerinden biri bir kadın alırda aldığı kadın bu erkeğe çocuk ve bir hizmetçi alırsa erkeğin başka bir kadın almasına izin verilmez.

6- Eğer bir kişi açık alanda bir kadın veya bir adam köle bulursa ve efendisine getirirse köle sahibi ona iki şike altın verir.

7 eğer köle efendisinin adını söyleyemezse saraya getirilir, daha sonra efendisi bulunarak teslim edilir.

Bu yassa maddeleri böyle davam eder,tüm maddeleri olduğu gibi koymaya gerek görmedim çünkü bu maddelerin bile size bir fikir verdiğine bakış açınıza katkı sunduğuna inanıyorum. İşte sınıfsal çatışmanın nasıl yasalara bağlandığını görüyoruz. Ebetteki fizikte gördüğümüz etki tepki prensipleri toplumlarda daima geçerliliğini korumuştur tarihler boyu da böyle devam etmiştir.
Ünlü SPARTAKÜS isyanı da roma imparatorluğunda köle sahiplerine karşı kölelerin özgürlük savaşı verdiği bir mücadeleydi.

Devam edecek

camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
asikardelen25 (12-08-2011), melek5810 (02-07-2011), SerhiLdan_62 (01-09-2011), Özgürlükateşi (30-06-2011)
Alt 29-06-2011, 23:12   #9
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Köleci toplum ve devlet yasalarından bahsederken atladığım bir duruma açıklık getirmeden geçemeyeceğim. Yukarda bahsettiğim gibi her şey diyalektiksel olarak bir değişim içindedir. Toplumlar ve canlılar bu mutasyona uğramadan evrimleşemezler.
Bu kurallar toplum içinde yasallaşmadan önce güçlü ailelerin veya geniş ailelerin koydukları kurallara dayanırdı. Örneğin klanlar içinde anaerkil ve ataerkil ailelerde anaya ve ataya duyulan saygı ve üretkenlikleri sonucu aile içi bir düzen oluşturmak adına bazı kurallar kondu. Daha sonra o topluluklara hüküm eden geniş ailelerin kuralları geçerli kılındı. Üretim ilişkisi içinde güçlenen ve toplumun geniş kısımlarının köleleştirilmesi ile başlayan köleci toplumda, egemen sınıfın baskı aracına dönüşen devlet tarafından bu kuralar yasa haline getirildi.

Her yasa maddesi egemen sınıfın çıkarına hizmet ediyordu. Bu yüzden köleler karşılarındaki gücü objektif olarak görüyor ve durmadan isyan çıkarıyorlardı. Tamda bu zor durumda Din egemen güçlerin imdadına yetişti. KORKU VE UMUT insanların sahip olduğu güçlü bir duygudur, egemen sınıflar, köleci toplumda TOTEMLER VE YAPTIKLARI GARİP ŞEKKİLLİ PUTLARLA kendilerine TANRI edindiler. Hatta öyle ileri gittiler ki her korkuya her belaya bir tanrı oluşturdular. ÇOK TANRILI dönemler. Ne hikmetse tanrının cezalandıracakları ya da mükâfatlandıracakları hep ezilen sınıf oldu. Oysa kral YARI TANRI olarak kendini topluma kabul ettiriyordu. Zaten kralın ailesi ve himayesindeki köle sahipleri yarı tanrı olan kral tarafından korunuyordu. Örneğin mısır firavunu gibi?
Köleleri koruyacak olan kraldan çok tanrı idi, krala karşı çıkmak tanrıya karşı çıkmak anlamına gelirdi. Buda zavallı kölelerin öbür dünyada kurtulamayacakları bir azap demekti. Yani ne olursa olsun krala dolayısıyla egemen sınıfa boyun eğmek gerekirdi, böylece köleler Kralın koyduğu her yasa tanrı buyruğu sayıldı bu yasalara karşı çıkmak tanrının yasalarına karşı çıkma anlamına geliyordu, karşı çıkanlar kral tarafından cezalandırılırdı bu durumdan kaçarak kurtulanlar ise öbür dünyada tanrı tarafından cezalandırılacağına inandırılırdı. Böylece köleler KADERCİLİĞE inandırıldı, her köle yazgısına razı olup isyancı ruhları pasivize edildi.
Din konusunu ele almamdaki sebep ise, ilerde feodal toplum yasalarından bahsederken bu yasaların din ile çok ilintili olduğu ve yasaların din üzerinden oluşturulduğu anlaşılması bakımından, kısa bir açıklık getirmenin gerekli olduğuna inandım.

İnsanlar arasındaki farklılık giderek toplumların ayrışmasına neden oldu. Ama ne olursa olsun bu çelişkiler yumağında insanların bir arada yaşamak gibi de zorunlulukları vardır. İnsanların sosyal bir varlık olmaları, ezilmişliği ve çileyi hak ediyor anlamına mı geliyor?
Bu insanlar aynı familyadan olan karıncaların iş birliğinden ve yaşamlarından da mı ders çıkarmıyorlar. İşte burada insan egosu ve bencilliği öne çıkıyor, bu kötü duyguları yenmenin yolu ne din ne de baskıcı rejimlerdir. Ortak akıl bilim ve insanca yaşama kültürünü, yeryüzündeki kaynakların paylaşımında her bireyin ve her rengin dünya coğrafyasın da yaşayan her kesin hakkı olduğunu, savunmak ve bu kültürü yaymaktan geçer.

Toplumlarda üretim ilişkisi değiştikçe, toplumlarda kendi içinde gelişir ve değişir. Artık kölelerin toprağı işleme karşılığı karın tokluğuna çalışan köylülere dönüşmesi, köylü toprak çelişkisini de gündeme getiren, feodal üretim biçimini temel kılan feodal toplumlara geçilmiştir. Yazımın başında belirttiğim gibi kültürleri ve üst yapıdaki oluşumları üretim biçimi olan alt yapı belirler. Yani üretim biçimi gelişmedikçe kültürel yapı, devlet ve yasa değişmeyerek varlığını korur.

Yeni feodal dönem doğal olarak, köleci toplumdan üretim açısından ve yaşam biçimi bakımdan daha ilerici olmak zorundadır yoksa köleci bir yapıyı tasfiye etmesi mümkün değildir. ( toplumların değişmesi ve dönüşmesinden çok bu değişim ve dönüşümde temel hedef noktam kuralar ve yasalardır çünkü değişim ve dönüşümü toplum ve devlet adlı yazımda ele almıştım)

Devam edecek


Konu camer tarafından (29-06-2011 Saat 23:15 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
melek5810 (02-07-2011), SerhiLdan_62 (01-09-2011), Özgürlükateşi (30-06-2011)
Alt 01-07-2011, 01:03   #10
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Toplum ve toplumun değişim, dönüşüm, gelişim sürecini ele alırken üretim biçimi ile analiz etmek daha bilimsel olurdu.
Üretim biçimi= üretim güçleri+üretim araçları+ üretim ilişkileridir.= din, devlet, kültürel yapıdır. Bir toplumu var eden etkenler bunlar olmakla beraber, bu etkenleri bir bütünlük içinde burada ele almam mümkün değildir. Bu nedenle temel konum Türkiye ve anayasa olduğu için günümüze gelene kadar oluşan yasaların temel niteliği ve bu günü değerlendirmek istediğimden işin yalnızca bu kısmını almakla yetineceğim.
Feodal toplum tarıma dayalı üretim biçimi olduğundan, üretim kaynakları da toprak ve su dur. Toprak ve suya egemen olanlar aynı zamanda topum üzerinde güç sahibidirler, öyleyse toprak ve suya egemen olmak yalnızca askeri güçle olanaklı değildir.
Bunun yanında toplumu düzene sokacak ve bu hiyerarşiyi ortadan kaldıracak kural ve yasalara ihtiyaç vardır, toprak ve su tanrının olduğuna göre tanrının adına bunları işleyecek toplumu besleyecek yeryüzünde bazı yetkililerin olması gerekir.

İşte daha önce köleci toplumun son aşamalarında toplumu kaderciliğe iten ve kralların kendilerini yarı tanrı ilan ettiklerini söylemiştik. Feodal toplumda krallar yarı tanrı olmaktan feragat etmiş ancak yeryüzünde suyu kullanan ve toprağı tanrı adına işleyen yetki sahibi şahıslar durumuna gelmişlerdir. Öyleyse bu yetkiyi tanrılar adına kullanan krallar, tanrının yasalarında uygulamak zorundaydılar. Bu yasalar ise tanrının sözleri olan kutsal kitaplarda yazılıydı.
O zaman toplum bu kutsal kitaplarla yönetilmeliydi, doğal olarak feodal topumun anayasası kutsal kitaplardı. O yüzden feodal toplumlar din ile yönetilen toplumlardır, bu Avrupa da krallıkla yönetilen dere beyler, feodal ağalarda da böyleydi, Osmanlıda padişahı sancak, sancak beyleri ve tımar sisteminde de böyledir.
Osmanlıda İslam fıkıhlı (İslam hukuk) işler ve mahkemelere kadı denen din adamları bakardı.
Avrupa da ise bu işi papazlar mahkemelerde İncil e dayanarak karar verirlerdi. Kısacası feodal toplumda her şey tanrıya ait olduğu ve toprakları da tanrı adına işleme yetkisi kral ve padişaha ait olduğundan, bütün topraklar kralla ve padişaha ait olduğu gibi kral ve padişahın bir altında bulunan asil sınıf olan tımar sahipleri sancak beyleri soylular şövalyeler ve serflere aitti. Köylüler ise karın tokluğuna hiçbir mülk sahibi olmadan bu topraklarda çalışırlardı. Onların ise vaat edilen ise cennetti

Gördüğünüz gibi feodal toplumda egemen sınıf yönetim ustalığı ile feodal toplum yasalarını yine kendi lehine çevirmesini bilmiştir..
Feodal toplum gerek kadı yönetimindeki mahkemelerle gerek papaların yönetimindeki enginiz yon mahkemeleri ile toplumu baskı altına almış ve bilimi dışlamıştır. Referansını dinden alan bir yönetim anlayışı ile toplumlar yönetilmiştir. Diyalektiksel olarak hiçbir şey durağan olmadığı gidi her şey değişmek ve dönüşmek zorundadır. Feodal yapı giderek bu yapısıyla sonun gelmesini de tetiklemiştir. Feodal yapı içinde değişimciler dediğimiz, bir malı kendi ülkesinden alıp diğer bir coğrafyaya, diğer bir coğrafyadan aldığı malı kendi ülkesine getirip satan tüccarlar türemiştir.
Ticaretle uğraşan bu insanlar ilerde burjuva sınıfını dediğimiz bir toplumun da temelini atmış oldular. Bir taraftan ticaretle uğraşan bir topluluk, diğer taraftan yeni zenginlikler peşinde koşanlar ve yeni icatlar bulan bir kesim, derken, Avrupa da Rönensas la başlayan değişim feodal toplumun ve yeni zenginlikler karşısında yetersiz gelen din hukuku sonunu da getirecekti. İnsanların makineler icat etmesi ve yeni teknik üretim araçları kullanması Toprak ve suyla ilişkilendirilen yasalar insan icatları karşısında yetersiz kaldığından insanlar kendi yasalarını kendileri yapacaklardı.

Devam edecek

camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
asikardelen25 (12-08-2011), melek5810 (02-07-2011), SerhiLdan_62 (01-09-2011), Özgürlükateşi (01-07-2011)
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
anayasa, türkiye


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:30.
 
ÖZGÜRLÜKATEŞİ.NET Forum Kategori Arşiv Görünümü
3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 58, 59, 270, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 168, 169, 170, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 183, 184, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 245, 246, 248, 250, 251, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 262, 272, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 58, 59, 270, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 168, 169, 170, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 183, 184, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 245, 246, 248, 250, 251, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 262, 272, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282,

Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "yer sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz "uyar ve kaldır" prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, info@ozgurlukatesi.net mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır.