Radyo Forum

Go Back   Dostluk Ve Kardeşlik Platformu; Dostluğun, Kardeşliğin ve Paylaşımın Tek Adresi Özgürlük Ateşi- »
SİYASET
» Makaleler Bölümü » Üyelerimizin Makaleleri


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Toplum ve devlet
Konudaki Cevap Sayısı
33
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
2405

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Bookmark and Share Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-08-2010, 00:51   #1
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart Toplum ve devlet

 
TOPLUM VE DEVLET

Dostlar 1

Toplum ve devlet ilişkisine geçmeden önce fiziksel ve kimyasal yapımıza bir göz atalım. Nasıl ki bir maddeyi oluşturan o maddenin parçaları ise, toplumu meydana getiren ise bireylerdir (insan). Bu faktörden yola çıkarak toplumlaşmanın tarihi sürecini analiz etmekte yarar görüyorum. Bu nedenle kendini oluşturan en küçük nesneden başlayarak insan anatomisini ele alırsak, insanın varlığını daha iyi anlarız. Bunun için bütünden parçaya doğru insan anatomisine bir göz atalım. İnsan vücudunu parçaladığımızda organları, organları parçaladığımızda dokuları, dokuları parçaladığımızda hücreler önümüze çıkar. Hücreleri incelediğimizde yağlar, su ve çeşitli asitler vs gibi maddelerden oluştuğunu görürüz. Evren ve gezegenimizle ilişkimiz yaşama dönüş yolculuğumuz bundan sonra başlar, biraz önce bahsettiğimiz yağlar yani karbonhidrat su ve diğer bileşenler. Hidrojen,Karbon,oksijen,kalsiyum gibi kimyasal maddeden oluşmuyor mu? Öyleyse kimya bilgimizi yokladığımızda bu elementlerin ATOMLARDAN oluştuğunu da biliriz. Atomlarda Elektron ve Protonlardan oluştuğuna göre bu yapıyı da parçaladığımızda ortaya ENERJİ çıkacaktır. Öyleyse yere göğe sığdıramadığımız İNSAN enerji yığınından başka bir şey değildir. Görülüyor ki bizim varlığımız Evrende mevcut olan maddelerden ibarettir. Farklı olan yanımız bu elementlerin organik birleşenlerden canlı bir plazmaya dönüşümüdür. Bu dönüşümde Canlının gerçekleşebilmesi için hücrenin yaşamında elverişli bir ortamın oluşması idi. İşte, Canlının ilk adımı olan hücre okyanusun tuzlu sularında gerçekleşmiş olmalı. Bilgin OPARİNE göre hidrokarbonların tuzlu suyun etkisi ile inorganik karbon bileşiminden meydana geldiğini söyler. Okyanuslarda erimiş olarak bulunan hidro karbonların birbirleri ile bileşerek daha gelişmiş bir bileşeni yani hücreyi meydana getirmiş olabilir. Düşününki astronomi ve jeoloji ile ilgilenen bilim adamlarının yaptığı bilimsel araştırmalarına göre, NOVA yani büyük patlamadan bu yana 14 MİLYAR yıl geçtikten sonra gezegenimiz de canlının yaşayabileceği elverişli ortam oluşmuştur. Bundan 65 milyon yıl önce DİNAZORLAR yaşamış ve iki büyük gök taşının düşmesi ile( biri Meksika ya diğeri Amerika’ya) gezegende dinozorlar çağını bitirmiş yeniden küçük memeliler çağını başlatmıştır. Kısacası gezegenimizde insan geçmiş yaşamı 4- 5 milyon yıla dayanır. Var oluşumumuzdan bu yana MİLYONLARCA yıl evrimleşe, evrimleşe bugünkü modern insan durumuna gelmişiz. Salt doğada tek başına yaşamak oldukça güçtür. Doğanın bu amansız koşulları içinde yaşamanın iki önemli şartı vardır.
a- Doğaya uyum sağlama
b- Doğayı kontrol altına almaktır.

Eğer bir canlı bu iki etkenden hiç birini yapamıyorsa DOĞAL AYIKLANMA diye tanımladığımız. Yok, olma yaşamını sona erdirme, soyunun yok olması anlamına gelir.
İşte çevremize baktığımızda doğanın ağır koşullarında yaşamını sürdüren her canlının kendimi savunma mekanizması vardır boğanın Boynuzları ve soğuk iklime dayanacak kalın derisi ve tüyleri, murekep balığının kendini koruyacak boyası çeşitli canlıların zehiri,
Bazı canlıların beton kadar sağlam kabukları, bazılarının pençesi, bazılarının cüssesi gibi gib vs. Her canlı yaşadığı doğal koşulara göre evrimleşmek zorundadır, yoksa doğal ayıklama içine girer ve yok olur.
ÖRNEĞİN Zürafa ot yiyen bir hayvanken kuraklık ve çöl ortamı koşularında yaşamını sürdürmek için, yüksek ağaç yapraklarından beslenmek durumunda olduğundan boynu ve bacakları uzayarak evrimleşti.
Evrimleşme dönemini birkaç yüz yıla sığdırarak düşünürseniz pek o kadar mantıklı gelmez, evrimleşmek doğa koşuları ile paralel bir şekilde çok uzun yılları kucaklayan bir dönemdir.
Bunu anlamak o kadarda güç değil arkeoloji ve savaş araçları müzelerini gezin orta çağda yaşayan insanların kullandıkları kılıçları, bugünkü insanın kol uzunluğu itibari ile kınından çıkarması pek mümkün gözükmüyor, tek elle kaldırdıkları ve savurdukları gürzleri biz ancak iki elimizi kullanarak yapabiliriz. Giydikleri çelik telli zırhlar altında bırakın çevik bir şekilde koşmak hareket etmek, biz o zırhı giydiğimizde 500mt yürüdüğümüzde yığılır kalırız. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür, bakmak başka şey görmek başka şey?

04-08-2010

camer

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...] /com

Saygılar

Devam edecek.

_________________________________________________
DÜNYANIN BİR ÇOK YERİNDE DİLLER , RENKLER VE DİNLER FARKLIDIR.AMA DÜNYANIN HER YERİNDE EMEĞİN DİLİ , RENGİ VE DİNİ AYNIDIR...(CAMER)

Konu meral_ekin tarafından (26-09-2010 Saat 17:15 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 12 üyemiz:
₣iđel (06-08-2010), asikardelen25 (27-07-2011), atesoglu (04-08-2010), can (17-08-2010), Ekim38 (17-08-2010), eylem2134 (17-08-2010), MARALIM (10-08-2010), meral_ekin (26-08-2010), SirfalaS (07-08-2010), Özgürlükateşi (04-08-2010)
Alt 06-08-2010, 13:50   #2
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Dostlar 2

Enerjinin atomlara, atomların maddelere dönüşümü ve bu dönüşümde madenin organik ve in organik şeklinde farklı iki dönüşümün sağladığını görüyoruz. Canlının temel yapısı in organik maddelerden oluştuğunu ve hücreye dönüşüm yolculuğunu inceledikten sonra, taştan topraktan bitkiler, hayvanlar ve insanlara kadar akıl durdurucu bu görünüm altında yatan nedir?
Bir fille bir kertenkelenin, bir kurtla bir köpeğin, bir solucanla bir insanın aynı soydan olduklarını kabul etmek ve kavramak zordur. Bir aslanla aynı soydan olduğumuzu söyleselerdi hiç mantık yürütmeden kabul etmek hoşumuza giderdi.
İnsanla hayvan arasında sanıldığı kadar abartılacak bir uçurum yoktur. İşte ilk insanın var oluşu sanıldığı kadar bilgili, mantıklı, yetenekleri gelişmiş bir varlık değildi. İnsanın tek bir insanın soyundan da gelmesi pek bilimsel gözükmüyor. Birçok kurbağa türü, birçok maymun türü birçok kurt türü, balık türü, kuş türü vs olduğunu görüyoru, peki o dönem neden bir kaç insan türü bulunmasın. Bu konuda ciddi araştırmalar yapan bilim adamları, birkaç insan türünün olduğunu idea ederler.
Daha öncede bahsettiğim gibi bu insan türünün birçoğu doğanın ağır koşulları karşısında direnememiş soyu tükenmiştir. (DOĞAL AYIKLANMA)
Yukarıda bahsettiğim üzere her canlı doğal ayıklanmaya girmemek için evrimleşerek doğa koşullarına direnecek savunma mekanizmalarını geliştirmişlerdir. İnsan ise bunu beyin yapısını kullanarak gerçekleştirmiştir. İşte bugünkü modern insanın atası bu tür insandır. Kutsal kitapların bahsettiği bu tür olabilirimi? Diğer türlerin uzun yıllar sonra soyu tükenmiştir. Zaman içindeki tarihsel süreçte de anlaşılacağı gibi insan, doğanın bir ürünüdür ve bu yaşayabilirliği ise evrimin sonucudur. İnsan beynini kullanmaya başladığı zaman ilk olarak iki ayağı üzerinde durmayı öğrenmiştir. Çocuklarımıza baktığımızda hemen yürümediklerini görürüz ancak bir emekleme dönemi geçirirler, düşerler kalkarlar bir tecrübe ve mantıklarını geliştirdikten sonra yürürler. Buda geçmişteki ilk insan nasıl yürüdüğü konusunda az çok bize bilgi sunacak bir örneği teşkil etmez mi? İnsan iki ayağı üzerinde durmayı ve yürümeyi öğrendikten sonra elleri ve kolları serbest kaldı. İşte insanla diğer canlılar arasındaki temel fark.
a- Hiçbir canlının beyni insan kadar gelişmeye ve öğrenmeye müsait değil.
b- Hiçbir canlının sürekli ayakları üzerinde durması ve beyninin hüküm etiği bir şekilde ellerini kullanması mümkün değildir.
Ama ne yazık ki bu özelikler insanı tek başına çıplak elleri ve düşüncesi ile diğer hayvanlardan fiziksel olarak üstün kılmamıştır. Bir aslanla, bir insan doğada tek başına karşılaşsa hangisi daha avantajlıdır, ya da bir timsahla. Bir kaplanla vs. İşte bundan dolayı hayvanlar doğada tek başına yaşarken insanın tek başına yaşaması mümkün değildir.
Bilinç ve eylemlerin bir birini karşılıklı olarak etkilemesi ile geçen uzun bir evrimleşme sonucu alet yapmasını örgendiler. Hayvan tek başına bir varlık olduğu halde, İnsan toplumsal yani sosyal bir varlıktır. İnsanın en büyük özeliklerinden biride çevresini gözlemlemek ve karşılaştığı maddeleri anlayabilme, inceleyebilme ve bundan sonuç çıkarma yeteneğidir.
İnsanın gelişmesini sağlayan en büyük olgu çevresindeki maddi varlıkların olmasıdır. Örneğin ağaçla karşılaşan insan tahta yapma yeteneğini geliştirdi, yuvarlak taşın yuvarlandığını gören insan tekerleği icat etti, taşların üst üste durduğunu gören insan duvar yapmasını öğrendi kısacası insan beyni ile çevredeki maddi olgular birleşince insanın icat ettiği aletler ortaya çıktı. Aletlerin icattın dan sonra insan hayatı ağır, ağır değişmeye başladı. İnsanın ilk yapacağı iş karnını doyurmaktı, bunun için icat ettiği aletlerle avcılık yapmaya başladı, avladığı av hayvanları ile karnını doyururken boğuştukları av hayvanları sayesinde de savaş tekniklerini geliştirdiler. Diğer taraftan da farklı coğrafi arazide bulunan bazı küçük topluluklar da bitkilerle karınlarını doyurmaya çalışırken ilkel tarımcılığı öğrendiler. İşte kısacası insanın ilk toplumlaşması böyle başladı.


06-08-2010

camer

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...] /com

Saygılar

Devam edecek.


Konu meral_ekin tarafından (26-09-2010 Saat 17:17 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 13 üyemiz:
₣iđel (06-08-2010), adalettir (08-08-2010), asikardelen25 (27-07-2011), atesoglu (07-08-2010), can (17-08-2010), Ekim38 (17-08-2010), eylem2134 (17-08-2010), MARALIM (10-08-2010), meral_ekin (26-08-2010), SirfalaS (07-08-2010), Özgürlükateşi (06-08-2010)
Alt 07-08-2010, 16:54   #3
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
DOSTLAR 3
Farklı toplumlara geçmeden önce, iklim, coğrafi koşullar, doğanın değişen durumunun canlılar üzerinde önemli bir etkisi vardır. Bu koşullar canlının evrimleşmesinde önemli rol oynar, değişik bölgelerde yaşayan topluluklarda bu farklılık önemli ölçüde kendisini gösterir.
Ancak bu değişimleri 100, 200 yıl evrimleşme için kısa zaman sayılan dilim içinde düşünmek yanıltıcı olabilir. Evrimleşme öyle bir süreçtir ki canlı doğal ayıklanmadan kendisini koruyabilmek için kendi savunma mekanizmasını ağır, ağır oluşturur, bu değişim fiziksel yapısın dan başlar kimyasal yapısına kadar işler, daha sonra bu değişim genetik yapısına kadar gider. O yüzden genetik değişime uğrayan canlı başka bir bölgede yaşamını sürdürse dahi kendisinden sonraki soyu varlığına devam eder. Ancak yeni koşullara uyumu ve değişimi, yeniden binlerce yıl zaman dilimi gerektirir.
ÖRNEĞİN: biliyoruz ki insan vücudunun beli bir ısısı vardır, insan sağlıklı yaşayabilmesi için bu ısıyı koruması gerekir. Vücut ısısı düştüğü zaman insan üşür ve titrer, vücut ısısı yükseldiği zaman yataklara düşer hata havale geçirir bunun için vücut ısısının sabit bir derecede kalması gerekir, insan bu ısıyı dengede tutabilmek için beli bir enerji sarf etmesi gerekir.
Kutuplarda yaşam koşulları daha ağırdır, vücudun kendi ısınsı koruyabilmesi için daha fazla enerji gerekir. Isı kaybını önlemek için vücut alanını dar olması gerekir, bu nedenle kutupta yaşayan insanların boyu kısadır. Sıcak bölgeler yaşama daha elverişlidir, bu nedenle vücut ısını koruyabilmesi için fazla enerjiye gerek yoktur zaten sıcak hava koşullarında vücudu olumsuz yönden etkiler, bunun için ısıyı yayması gerekir bu şekilde vücut ısısını sabit tutabilmesi için sıcak bölgede yaşayan insan daha uzun olur. Böyle bir durumu temel alırsak ılıman bölgede yaşayanlar ise normal boyda olduğu söylenir. Tabii ki insanın boyunu rengini diğer fiziksel özeliklerini yalnızca iklime bağlamak doğru değil, iklim yapısal değişiklikleri etkileyen etkenlerden yalnızca biridir.
Konumuza dönecek olursak, yukarda belirttiğimiz gibi insanın toplumsallaşması istediği için değil, ihtiyaçtan doğmuş bir sosyal olgudur. Bu olgu bundan sonra sürecek tarihi süreçte dış çatışmalar, kendi içindeki her türlü zulüm ve çatışma insanoğlunu bu olgudan vaz geçirmemiştir. Çünkü daha öncede bahsettiğim gibi insanın tek başına yaşayabilmesi mümkün değildir. Ancak insanın diğer canlılara göre değişen ihtiyaçları ve zevkleri duyguları vardır. Bu nedenle çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için kolektif yaşamak zorundalar, bunun için insan sosyal varlıktır. İnsanlarda ilk mülkiyet duygusu alet yapmayı öğrendikten sonra başladı, daha önce böyle bir duyguyla tanışmamışlardı, çünkü bir hayvanı avlamak kesmek için insan tek başına buna yeterli değildi, yaşamak için bu beraber avlanmayı gerektirecek zorunlu koşullar mevcuttu. Düşününki bir boğayı bir yaban keçisini taş ve sopayla avlama şansınız ne olurdu bırakın avlamayı o av kaçarken yetişmeniz bile kolay değildir. Ancak birileri pusuya yatar diğerleri kovalar ve av tuzağa düşürdükten sonra topluluk birden taş ve sopalarla saldırırsa o hayvanı avlamak mümkün olur. İnsan alet yapmayı öğrendikten sonra bireysel olarak OK ve MIZRAKLA tek başına avlanmak kolaylaştı. İlkel tarımda da durum pek farklı değildi hayvanlar evcileştirildikten sonra insan gücüne ihtiyaç azaldı, diğer taraftan ilkel tarım aletlerde işi daha da kolaylaştırdı. İnsanın egoları da işin içine girince özel mülkiyet hırsı kaçınılmaz oldu. İlkel toplumlarda özel mülkiyet duyguları gelişmediği için, barınaklar mağaralardı ve bu mağaralarda toplu halde yaşanırdı, bu nedenle ilkel toplumlarda aile yapısına rastlamak pek mümkün gözükmüyor. Alet yapımı ve ilkel tarım öğrenildikten sonra tarım için elverişli yerler arandı, ilkel tarım için en elverişli yerler ovalar olduğu için buralarda barınak yapımını da öğrendiler ve bu düzlüklere yerleştiler. Bu saydığımız faktörler beraberinde KADININ MÜLKİYETİNİ getirdi, artık erkek için kadın paylaşılacak ortak bir nesne olmaktan çıktı.Erkek tek başına avlandığına ve toprağı işlediğine göre ve karnını doyurabilmek için diğerlerine ihtiyacı olmadığı için KADIN artık erkeğin mülkü durumuna düştü.
Dostlarım şu yanlış anlaşılmamalı amacım kadını aşağılamak değil kadın ve erkek arasındaki bire bir ilişki tarihi süreçte böyle başladı. Daha sonra tarım ve hayvancılıktan doğan iş bölümü KADININ STATÜSÜNÜdeğiştirdi.

07-08-2010

camer

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...] /com

Saygılar

Devam edecek.


Konu meral_ekin tarafından (26-09-2010 Saat 17:17 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 12 üyemiz:
₣iđel (07-08-2010), adalettir (08-08-2010), asikardelen25 (28-07-2011), atesoglu (07-08-2010), can (17-08-2010), Ekim38 (17-08-2010), MARALIM (10-08-2010), meral_ekin (26-08-2010), SirfalaS (07-08-2010), Özgürlükateşi (07-08-2010)
Alt 09-08-2010, 19:53   #4
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Dostlarım 4
Yukarıdaki yazımda bahsettiğim canlıların ve insanın değişimi ve evrimleşmesi ile ilgili görüşümü bilim adamlarının bilimsel araştırmaları ile desteklemek istiyorum.
Sizlerinde bildiği gibi günümüzde genetik mühendisliği oldukça gelişmiştir, bu mühendislik tarım ürünlerinden tutunda hayvancılığa, faili meçhul cinayetlerin failinin bulunmasına ve arkeoloji ye kadar hayatın birçok alanlarında kullanılmaktadır.
Artık arkeoloji mühendisleri antik ve kazı araştırmalarını genetik mühendisleri ile birlikte yürütüyorlar. Bu nedenle kazılarda bulunan kemiklerin hangi çağa ve D.N.A sının kimlere ait olduğunu günümüz insanıyla hangi toplulukla uyuşup uyuşmadığını, arkeoloji kazılarda sağlam bilgi elde etmek için kullanılır.
Buna bir örnek vermek gerekirse, Amerikalı bir bilim kadını (ismini hatırlayamadığım için özür dilerim) amazonlara ait olduğu idea edilen bir insan kemiği bulur. Geçmişte amazonlar adı ile bilinen uzun boylu ,mavi gözlü ,sarışın, ata iyi binen savaşçı kadınlardan bahsedildiğini çoğumuz biliriz.işte bunun gerçek olup olmadığı, gerçek ise soyunun nerede olduğu ile ilgili bir araştırmaya girer. Bunun için dünyanın bir çok ülkesine gider ve 3500 kişinin tükürüğünden numuneler alarak D.N.A ları için bu numuneleri dünyanın en büyük üniversitesine gönderir yapılan D.N.A incelemesinde hiçbir sonuç alınamaz. Tamda umudunu kaybetmişken Moğolistan bozkırlarında çadırlarda yaşayan toplulukla konuşurken küçük bir kız çocuğu dikkatini çeker, bu kız çocuğu çekik gözleri ve fiziksel yapısı ile tam bir Moğol dur . Yalnız ata çok iyi biniyor ve mavi gözlü sarışındır, ailesinden hal ve tavırları ile bilgi aldıktan sonra tükürüğünden numune alarak yine araştırma üniversitesine gönderilir. Gelen sonuç çok ilginçtir. Küçük kızın D.N.A sı 2500yıl önceye ait bulunan kemikle tıpa tıp aynıdır.
Yine ilk insanlarla ilgili araştırma yapan bilim adamı ekibi, işe bulunduğu toplum ve bu toplumun 2500-3000yıl önceki geçmişi ile ilgili kazı araştırmaları ve bu kazılarda bulunan kemiklerde D.N.A araştırmaları yaparlar. Afrika’daki siyahilerden ,Kızılderililere, Amerikalı ve Ruslara kadar 5000 denek kullanırlar.İlginç bir sonuca varırlar, Rusya deki kara yağız siyah saçlı şahısın D.N.A sı Amerikalının 2200 yıl önceki atasının D.N.Ası ile aynıdır. Kısacası Rus köylü, Amerikalının atasıdır.Yapılan son araştırmalara göre, Afrikalı ile Kızılderili insanın, bugünkü toplumların atası olma olasılığı yüksek çıkmış.
Görülüyor ki toplumları farklılaştıran temel öğe yaradılışları değil, yaşadığı doğal koşulardır, öyle ise İnsanın birbirini ötekileştirmesi, aşağılaşması ,Rengine , cinsine, diline bakarak insanı değerlendirmesi ne kadar doğru? Anlatmaya çalıştığım şeylerin konumuzla ilintili olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz devrimciler, aydınlar ilericiler olduğumuzu idea edenler TOPLUMLARI incelerken IRKLARI,DİLLERİ,RENKLERİ ile değil ÜRETİM İLİŞKİSİ üzerinden incelememiz gerektiğini düşünüyorum. Doğrusuda bu değimli? Bu nedenle bundan sonra ele alacağım TOPLUM ve DEVLET başlıklı yazı dizimi bu perspektiften ele alarak değerlendireceğim. Amacım günümüze gelene kadar toplumların sonradan kazandıkları farklılıkların değil, temel paydalarından yola çıkarak toplumlaşması ve devlet ilişkisini ortaya koymaktır,
A-HER İNSAN AYNI DUYGULARLA ÜŞÜR.
B-HER İNSAN AYNI DÜRTÜLERLE ACIKIR.
C-HER İNSANIN GÖZYAŞI RENGİ AYNIDIR.
D-HER İNSANIN ÜRETTĞİ EKMEĞİN RENGİ BİR BİRİNİN AYNISIR.
E-HER İNSANIN VÜCUDU ZARAR GÖRDÜĞÜNDE AYNI ACIYI ÇEKER
F-HER İNSAN GÜLER VE AĞLAR
EĞER BUNLAR ORTAK DUYGULAR VE ÜRETİĞİ DEĞERLER İSE RENGİNİN,DİLİNİN,DİNİNİN FARKLI OLUŞU ÇOKMU ÖNEMLİ?

09-08-2010

camer

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...] /com

Saygılar

Devam edecek.


Konu meral_ekin tarafından (26-09-2010 Saat 17:18 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 13 üyemiz:
₣iđel (09-08-2010), adalettir (09-08-2010), asikardelen25 (27-07-2011), atesoglu (16-08-2010), can (17-08-2010), Ekim38 (17-08-2010), eylem2134 (17-08-2010), MARALIM (10-08-2010), meral_ekin (26-08-2010), SirfalaS (14-08-2010), Özgürlükateşi (10-08-2010)
Alt 13-08-2010, 16:02   #5
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
DOSTLAR 5

Yukarda insanların aletleri bulması ile özel mülkiyet duygularının geliştiğini söylemiştik. Son araştırmalara göre toplum bilimcilerin, genetik mühendislerin ve arkeologların ortak görüşü,insan neslinin çeşitli türleri doğaya direnemediklerinden dolayı soyları tükenmiştir. Ancak bizim atamız sayılan insan türü ise akıl ve bilinci diğer türlere göre daha geliştiğinden doğanın ağır koşullarına karşı direnebilmiş ve yaşamını devam ettirmiştir. Daha açık bir dille ifade edersek EL,DİL,AKIL diyalektiği başlamıştır.
Buda tümüyle İNSAN olma işidir.Bugünkü Bilim adamların ideasına göre İlk akıllı insan Afrika da 8-9 kişiden ibaret olduğu söylenir nüfusları biraz çoğaldıktan sonra dünyanın çeşitli bölgelerine yayıldıkları idea edilir. Tabii ki aklımıza ilk gelen soru o günkü ilkel yaşamla okyanusları nasıl aştıklarıdır. Bizde coğrafya bilgilerimizden biliyoruz ki eski dünya 5 ana karadan oluşmamıştı, daha sonra iki kıtanın bölünerek 5 ana kara oluşturduğunu bir birinden binlerce km uzaklaştığını, dünyanın bugünkü durumuna gelmesi binlerce yılık evrimleşme süreci ile mümkün olmuştur.Buna göre ilkel insanın buralara göç etmesi mümkün gözükmüyor.Lakin eski kara bitişik iki kıta olduğuna göre buralara göç edişleri bir sorun teşkil etmiyor. İşte Afrika dan başlayan insanın çeşitli bölgelere olan yolculuğu, insanın çeşitli bölgelere yerleşmesine neden oldu. İnsanların bu farklı bölgelerdeki yerleşimi, bulunduğu bölgeye göre insanın yaşayabilme şartını getirdi. Soğuk bölgede yaşayanları birinci derecede ısınma, barınma gibi ihtiyaçları olduğu gibi, sıcak bölgelerde yaşayanlar ise sıcağa ve kuraklığa karşı korunma gibi sorunları oldu. Ilıman bölgelerde ise tabii ki bu bölgelerden daha farklı daha yaşama elverişli ortamın olduğu ve ilerde insan nüfusunun en yoğun bölgeleri olmasına aday yerlerdi. İşte yukarıda da belirttiğim gibi insanın fiziksel ve kimyasal farklılığı, Bu değişimin nedeni, çeşitli bölgelerde yaşan insan yaşamıyla ile başlayan uzun ve binlerce yıl sürecek bir evrimleşme dönemini kucaklayacaktır. Neyse toplumların üretim ilişkisiyle sürecek bu serüvende didişmelerin ve savaşların temel nedeni ekonomikken, kapitalist ve faşist anlayışların sanki bu farklılıkların savaş nedeniymiş gibi göstermeleri doğru değil. Ancak temelde sömürülerini gerçekleştirmek ve mazlum halkı baskı altına almak için bu farklılıklar, gerekçe gösterildi.
İlkel topluma geri dönersek el aletlerinin yapımı ile avcılığın ve tarımın geliştiğini ,el aletleri ile birlikte avcılık ve tarımda insan gücünün azaldığını, insanda özel mülkiyet duygularının depreştiğini ve bu özel mülkiyete kadınında dahil edildiğini gördük.
Avcılıkla uğraşanlar av hayvanları ile boğuşurken ve onları tuzağa düşürmede geliştirdikleri yöntem sayesinde savaşmayı da çok iyi öğrendiler. İlkel tarımla uğraşanların ise böyle bir sorunu yoktu didişmeyi gerektirmeyen, işledikleri toprağın verimini bekleyen daha pasif bir üretimle uğraştıkları için ,yaşamları hareketli değil daha sadeydi. Günün birinde avcılıkla uğraşanlarla ilkel tarımla uğraşanlar karşı karşıya geldi, insanların kolay yoldan mülk edinmeleri gibi egoları her zaman olmuştur, zaten bu insan egoları değimli ki çatışmayı esir almayı köleleştirmeyi körüklemesin? İşte avcılarla tarımcıların ilk kavgası böyle başladı (kutsal kitaplar HABİL ile KABİL diye adlandırır) tabii ki avcıların bulunduğu konum itibari ile tarımcılardan daha avantajlı idiler. İlkel tarımla uğraşanlar yenik düştüler elerindeki ürünleri avcılara kaptırdılar, avcılar bunu defalarca tekrarladılar. Bilirsiniz fizikte ETKİ-TEPKİ kuralı vardır işte fiziğin bu kuralına ilkel tarımla uğraşanlar artık bu korunmasızlıklarını bir kenara itip savunma mekanizmalarını geliştirmek zorundaydılar.Onlarda kendi içlerinde genç dinamik güçlü şahıslardan kendilerini korumak için bir gurubu yapılandırdılar ve bunların taktik ve dövüş tekniğini geliştirmeleri için gereken desteği verdiler. Ancak dışarıdan gelecek saldırıya karşı kendilerini bu şekilde koruyabilirlerdi, zamanla bu koruma sistemini geliştirip ,yaptıkları ilkel savaş silahları ile güçlendirdiler.
Durum avcı gurubunda da pek farklı değildi , daha sonraki saldırıları, ilk saldırıları kadar kolay olmamıştır. Şu unutulmamalıdır ki topluluktaki rekabet ve didişmeler, bir güç geliştikçe karşı gücün bunla baş edebilmesi için o gücün de kendini geliştirmesi gerekir.Bu nedenle avcı topluluğu da daha gelişmiş ilkel silah ve savaş tekniği geliştirmek zorundaydılar,


13-08-2010

camer

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...] /com

Saygılar

Devam edecek.


Konu meral_ekin tarafından (26-09-2010 Saat 17:19 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 11 üyemiz:
₣iđel (13-08-2010), asikardelen25 (27-07-2011), atesoglu (16-08-2010), can (17-08-2010), Ekim38 (17-08-2010), MARALIM (15-08-2010), meral_ekin (26-08-2010), SirfalaS (14-08-2010), Özgürlükateşi (14-08-2010)
Alt 14-08-2010, 16:21   #6
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Dostlar 6

Aletlerin yapılması ile özel mülkiyetin ve kadının erkeğin mülkü sayılması ile birlikte toplumun en küçük öğesi olan AİLE anlayışı ortaya çıktı. Artık beslenmek ve avlanmak için İLKEL KOMİNAL şeklindeki birliğe pek ihtiyaç duyulmamaya başlandı. Bu nedenden dolayı hayat kavgası aile fertleri içinde iş bölümü yapılarak devam etti. Yukarıda küçük toplulukların dışarıdan gelecek saldırılara karşı kendini koruyacak güç oluşturmasından bahsetmiştim,bu güçler düzensiz ancak bir saldırı olduğu zaman bir araya gelen güçlerdi. İşte ailenin ortaya çıkması ile beraber toplulukta giderek bir değişim süreci kendini göstermeye başladı,taktir edersiniz ki o dönemin ilkel toplulukların ihtiyacı karınlarını doyurmak ve cinsellikti, bu dönem nüfus planlamasından söz edilebilirimi? Bu nedenle kalabalık bir arada yaşamayı gerektiren aileler ortaya çıktı. O dönem güçlü olmanın koşullu çok erkek üyesi olan aile sahibi olmaktan geçerdi. Hepimizin de ders kitaplarında okuduğumuz fakat hiçbir üretim ilişkisine dayandırılmayan ancak biyolojik bağları ile tanıtılan, geçimini genelde avcılıkla sürdüren ATA ERKİL ve geçiminin ağırlığı tarıma dayanan ANA ERKİL ailelerden bahsedildiğini çoğumuz duymuşuzdur.Tabii ki böyle ailelerin geçinebilmesi için avlanacak ekip biçecek geniş arazilere ihtiyaçları olacaktı. Bu nedenle geniş aile yapısına sahip olan bu aileler zaman la dominantlaştı (baskın) ve çevredeki zayıf güçsüz olan aileler üzerinde etkin olmaya başladılar. Yukarıda bahsettiğimiz dış saldırılara karşı kurulan güçler üzerinde de etkili oldular. Artık yaşam ilişkisi bu güçlü ailelerin koydukları kurallar ile sürdürüldü, zamanla bu kurallar ÖRF ve ADETLERE dönüştü. İşte dış saldırılara karşı kendini savunmak için ortaya çıkan bu güçler zaman içinde bahsettiğimiz ailelerin askeri gücü haline geldi.Asıl sınıflar ve devletler tarihinin başlangıç noktası bu süreçten sonra başlar.Gayet masum bir şekilde başlayan bir birliktendik birilerinin BASKI ARACI durumuna geldi.Artık o günün toplulukları ister kendi istekleri ile isterse zorla bu geniş ailelerin koyduğu ÖRF ve ADETLERLE YAŞAMAK ZORUNDAYDILAR. Yukarda tek canlının sahip olduğu insan EGOSUNDAN bahsetmiştik, Bu askeri gücün üzerinde insyatif sahibi olan bu topluluk ,yiyecek, giyecek ve savaş aletleri temin ederek, dışarıdan gelecek saldırılar karşı , içerde ise, kendi kurallarını hayata geçirmek için bu gücü kullanmaya başladılar. Bu silahlı güçlerden ORDUYU ve örf ve gelenekler üzerinden de YASALARI oluşturan ilk devlet olgusu bu şekilde ortaya çıkmış oldu.(OSMANLI devletini de kuran OSMAN OĞULLARI adında geniş bir AİLE değimli)
DEVLET dediğimiz olgunun ilk ortaya çıkışı böyle bir süreçle gerçekleşmiştir. Görüyorsunuz ki devlet dediğimiz olgu toplumun içinde yeşermiş fakat, giderek topluma yabancılaşmış toplum üzerinde egemen olmuş güçlerin eline geçerek baskı aracı durumuna gelmiştir. Artık silahlı bir gücü örf ve gelenekleri ile işletilen ve bunlar yön veren egemen bir topluluğa hizmet eden DEVLET ortaya çıkmıştır.
Bahsettiğimiz ilkel dönemde geniş bir nüfusun olması mümkün değildi, bu neden kurulan devletler şehir devletleri idi, örneğin SÜMERLER, UYGURLAR HİTİTLER ASURLAR gibi küçük kent devletleri.
Yukarıda bahsettiğim gibi bizim TOPLUMLARI ve DEVLETLERİ ele alırken temel alacağımız baz, ÜRETİM İLİŞKİLERİ üzerindeki tespitlerimiz olacaktır DİYALETİK METERYALİZMİ özümlemiş olan bizlerin, okuyucuyu yanıltmak birilerinin değirmenine su taşımak için eften püften değerlendirmelerle hayatın gerçeklerini nasıl inkar edebiliriz. Birilerinin hoşuna gitse de gitmese de o günün koşuları itibari ile devlet yapısı bu. Günümüze gelene kadar devletin yapısı değişmiştir ancak içeriğinin değiştiğinden bahsetmek biraz mümkün değil gibi gözüküyor.
ÜRETİM İLİŞKİLERİ üzerinden konuyu ele alırsak, devlet erkini ele geçiren kendi tabirleri ile soylular bana göre egolerı derinleşmişben merkezli aileler geniş arazilere sahip olmuş,ve bu arazileri ekip biçmek için aile fertlerinin iş gücünden faydalanma yerine çevredeki zayıf güçsüz ailelere saldırarak tüm fertleri ile birlikte yarı aç yarı tok şekilde çalıştırabilecek insanları köleleştirmeye başlamışlardır.
Artık onlar için HAYVAN avına çıkar gibi KÖLELEŞTİRECEK İNSAN AVINA ÇIKMAYA BAŞLADILAR insanın insanı hayvan yerine koyarak enerjisinden gücünden faydalanmak için köleleştirme dönemi başlamıştır. İlerde bir KAHVE bir ŞEKERKAMIŞI, GÜMÜŞ için koca toplumları nasıl köleleştirdiklerine de değineceğiz.

14-08-2010

camer

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...] /com

Saygılar

Devam edecek.


Konu meral_ekin tarafından (26-09-2010 Saat 17:20 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 12 üyemiz:
₣iđel (18-08-2010), Amedian (14-08-2010), asikardelen25 (27-07-2011), atesoglu (16-08-2010), can (17-08-2010), Ekim38 (17-08-2010), MARALIM (16-08-2010), meral_ekin (26-08-2010), SirfalaS (14-08-2010), Özgürlükateşi (14-08-2010)
Alt 16-08-2010, 01:43   #7
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Dostlarım 7
Toplum ve devlet ilişkisini, toplumların evrimsel süreci içinde ele almak, yalnızca devletin gelişimini, bu sınırlar içinde değerlendirmek, devletin tahlilinde büyük eksiklik olur. Bu nedenle feodal toplumlar da devletin toplum üzerindeki yönetimi, din hukukuna dayandığından, diyalektiksel ilişkileri kesintisiz bir şekilde ele almak, hem daha sağlıklı hem de daha gerçekçi olur.
İnsanı diğer canlılardan ayıran temel özelik DÜŞÜNEBİLMESİ VE MERAKLI OLMASIDIR. Bu özellik insan gelişimi açısından çok önemlidir. İnsan korktuğu zaman, korkularını anlamlandırmaya çalışır. Hayvanlarda ise böyle bir duygu yoktur, bu nedenle KORKU insanlarda çok güçlü bir duygu olduğu, bu günkü pisikoloklar tarafından kabul gören bir gerçektir. İnsanda ise en büyük korku ölüm korkusudur, insanoğlu tarih boyunca hep ölümsüz olmanın hayalini kurup buna çareler aramıştır. Bu duygusunu da ölümden sonra başka bir hayatta var olma biçiminde tatmin etmeye çalışmıştır.
İlk insan soğumuş lav kayaların üstüne çıkınca bir aşağıdakilere bakmış, birde yukarıdakilere, aşağıdakileri pek umursamamış ve onlara bakarken kendini güçlü hisseden duygulara kapılmış.
Fakat yukarı baktığı zaman ürkmüş ve büyük bir paniğe kapılmış,korkudan bir kayanın dibine sinip kalmış.Çünkü uçsuz bucaksız dağlarda fışkıran lavlar, çakan şimşekler gürleyen gök gürültüleri, düşen yıldırımların ağaçları yakması karşısında çaresiz ve ölesiye bir korku.diğer taraftan daha güçlü hayvanların saldırıp parçalaması,bir türlü ulaşamadığı, yıllar boyu sırını çözemediği bu olaylar gökten geliyordu.Nedenini bilmediği bu olaylar karşısından hem korkacak hem de göklere karşı saygı duyacaktı.Ateş yakıyor,gök gürlemesi ve şimşek korkutuyor,su boğuyor, rüzgar ve hortum sürüklüyordu.Bu olaylarla başa çıkamayan insan onların kendisinden güçlü olduğunu gördü.belki yalakalık yaparsa bu güçlerin kendisine dokunmayacağını hatta kendisini koruyacağını düşündü.
İşte TANRI düşüncesinin temelinde, insan oğlunun çözemediği ve kendini olaylar karşısında çaresiz hissettiği bu duygular olmalı. Günümüz insanında da bu tip olaylara rastlamak mümkün, doğru dürüst dini vecibelerini yerine getirmeyen dindarlıkla ata izim arasında gel gitler yaşayan kişilerde korktukları zaman hemen tanrıya sığındıklarını ve dua ederek yalvardıklarını görürüz. Kısacası insanı TANRIYA iten temel dürtü,yenemediği KORKULARI ve çözemediği BİLİNMEYENLERİDİR.
TANRI: İnsanın korkularını yenmek için sığındığı düşünceleri ve korunabilme yöntemleridir.Kısacası İnsan korkusunun dışa yansıyan biçimlenmiş, sistemleştirilmiş davranışlarının düzenlenmiş halidir.İnsanlık tarihine baktığımızda insan oğlu anlamlandıramadığı başa çıkamadığı olayların kaynaklarına TANRI diye tapmış, daha sonra bunları çözümledikten ve anlamlandıktan sonra bunlardan uzaklaşıp,kendilerine yeni bilinmeyenleri TANRI diye seçmiştir. Yanar dağa tapma, ateşe tapma, güneşe tapma gibi vs çoğaltılabilinir. Bu durumu açıklamaya çalıştıktan sonra, ilk akla gelen soru, insan inancının devletle ne ilgisi olur? İşte işin temeli bu soru altında yatmaktadır. Bu konuya bir örnek vererek açıklamaya çalışacağım.
Çoğumuzun bildiği gibi kurtlar ava çıkarken sürü içinde en zayıf üyeleri hedef alır, sürünün dikkatini başka bir noktaya çekerek sürüde kaos ve karmaşa çıkarırlar. Sürüyü hedef gösterdikleri noktaya kitledikten sonra zayıf sürü üyelerini teker ,teker avlarlar. Yönetim erki de böyle bir şey,PARÇALA, BÖL, YÖNET.
Yazının devamında görüşmek dileği ile.

16-08-2010

camer

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...] /com

Saygılar

Devam edecek.


Konu meral_ekin tarafından (26-09-2010 Saat 17:21 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 9 üyemiz:
₣iđel (18-08-2010), atesoglu (16-08-2010), can (17-08-2010), Ekim38 (26-09-2010), MARALIM (16-08-2010), meral_ekin (26-08-2010), SirfalaS (22-08-2010), Özgürlükateşi (16-08-2010)
Alt 17-08-2010, 17:44   #8
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Dostlar 8
İnsan 0ğlu korkularını yenmek ve bir türlü gerçekleştiremediği duygularına karşın, her duygusu için bir TANRI anlamlandırmıştır. ZEUS evrene egemen güç tanrısı,DİONYSOS bağcılığın özelikle üzüm bağlarının koruyucusudur,APOLLON geleceği haber veren tanrıdır. EROS bir aşk tanrısıdır, birinin diğerine karşı karşılıksız aşkları kalplerine atıkları okla gerçekleştirir.ANTEROS karşılıklı sevenleri mutlu kılan aşk tanrısıdır.Hatta erkekler arası sevginin simgesi sayılır. APHRODİTE cinslik dürtüsünü kamçılayan ve güçlendiren tanrıdır. PSYKHE insanların gölgelerinden esinlenerek buna yön veren ruh tanrısı olarak adletmişlerdir, PAN antik dönemi çobanlarının tanrısıdır. Isız dağlarda kendilerini koruduğuna inanmışlardır,PROMETHEUS öç alma ZEUSUN hakimiyetini kaldırmak ve insanlığa özgürlüğün yolunu açan tanrıdır.PANDORA uzun bir süre erkeğin yaratılması ve erkekler dünyasında üremenin olmaması nedeniyle zeusun gücünü kırmak ve erkelerin başına musallat olması için dişiyi yaratan tanrıdır. antik dönem tanrılara baktığınızda her biri insan oğlunun sahip olduğu duygu ve düşünceleri ifade eder.
Kısacası TANRI insanların hissettikleri veya ulaşamadıkları hayallerini gerçekleştirme duygusudur. Böylelikle insan düşüncesine musallat olan metafiziğin bu insanı uyutan beynini uyuşturan,ve gerçek yaşamda hak ve hukukunu eriten köhne anlayış tarihler boyu EGEMEN SINIFLAR tarafından desteklenmiştir. Desteklenmiştir çünkü sömürdükleri geniş halk yığınlarına karşı, uzun vadeli harika bulunmaz bir silahtı.
Dinler tarihine baktığınızda hiçbir din İNSANIN İNSANA KARŞI KULLUĞUNU ret ermemiştir.bütün dinlerin en gelişmişi olan ve en son din olan İSLAMİYETTE DE bu retti göremiyoruz.

EN NUR SURESİ

AYET 58: Ey iman edenler sahip olduğunuz KÖLELER, ve sizden olup ta henüz buluğ çağına girmemişler şu üç vakitte sabah namazından önce,öğle sıcağında elbisenizi çıkaracağınız zaman, birde yatsı namazından sonra sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin için yalnız kalma vaktidir,bu vaktin dışında ne size nede onlara bir günah yoktur.yanınızda dolaşırlar ve sizde birbirinizin odasına girip çıkabilirsiniz. ALLAH her şeyi bilir, hükmünde hikmet sahibidir.

EL-AHZAB SURESİ

AYET 37: (resulüm) O zamanı hatırla ki,Allahın kendisine(İslam dinini) nimet verdiği,seninde yine KÖLELİKTEN azad ederek lütufta bulunduğun kişiyi (zeyd) zevcesini (Zeynep i) nikahında tut. Allahtan kork diyordun fakat nefsinde Allahın açığa vuracağı şeyi (Allahın emri gereğince Zeynep le evleneceğin hususunu) gizliyor insanların dedikodusundan korkuyordun.Halbuki asıl korkman ve çekinmen gereken Allah tı.Şimdi mademki Zeyt o kadından ilişiğini kesti biz onu sana zevce yaptık ki Müminler evlatlıklarının zevceleri ile ilişkilerini kestiklerinde onlarla evlendikleri için bir günah teşkil etmesin.Allah emri yerine getirilmiştir.

AYET 51: Resulüm (zevcelerinden) dilediğini boşar dilediğini tutarsın,kendilerinden uzak durduğun(boşadığın) kadınlardan arzu ettiğini tekrar yanına almanda senin için bir günah yoktur.Onların gözlerinin aydınlanıp kederlenmemelerine ve kendilerine verdiğin şeylerle hepsinin hoşnut olmalarına en elverişli budur. Allah kalptekilerinizi bilir. Allah her şeyi bilendir, halimdir.

AYET 52: Artık (dokuz kişiden olan) bu zevcelerden sonra başka kadınlarla evlenmek sana helal değildir.Bunları başka hanımlarla da değiştirmen de helal değildir.Güzellikleri hoşuna gitse bile. Ancak mülkiyetine geçen cariye müstesnadır.(haleldir) Allah her şeye gözcü bulunuyor.

Yukarıda belirttiğim gibi İslamiyet de kadına mülkiyet köleye de bir meta gözüyle bakıldığı ve kulun kulluğunu kabul etiğini ayetlere baktığımızda bu durum yeteri kadar açık değilmi? Tabii ki bu metafizik düşünceden dolayı egemen sınıf geniş halk karşısında hem çok rahat hem de kaygısız olacaktır.Çünkü bu emirlere karşı gelmek bu yaşamda çile çeken halk için öbür yaşamda acı çekmek yanmak anlamına gelir.

17-08-2010

camer

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...] /com

Saygılar

Devam edecek.


Konu meral_ekin tarafından (26-09-2010 Saat 17:23 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 11 üyemiz:
₣iđel (18-08-2010), Amedian (17-08-2010), atesoglu (17-08-2010), can (17-08-2010), Ekim38 (17-08-2010), eylem2134 (17-08-2010), MARALIM (18-08-2010), meral_ekin (26-08-2010), SirfalaS (22-08-2010), Özgürlükateşi (17-08-2010)
Alt 18-08-2010, 01:39   #9
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Dostlar 9
İnsandaki ölüm ve acı çekme korkusu, egemen sınıflar tarafından metafizik öğütçülerin katkısıyla yoksul halkın benliğine işlemiştir. Bunları, şekillendirdikleri tanrılarına ve putlarına bile yansıtmışlardır.Afrodit’in dışında tüm tanrılar ÇİRKİN ve KORKUNÇ yapılmıştır. Buda insan korkusunun tanrılar üzerinden dışa yansıması değimlidir? Yoksul cahil halk bu korkularla hak isteme cesaretini bastıra dursun, güya yoksul halk ile aynı duyguları paylaşır görünen egemenler, sömürülerini ipine sapına dokunmadan devam ettirsin.
Örneğin MEKKENİN zenginlerinden, yönetimini elinde bulunduran EBU SÜFYAN İslamiyet’te karşı çıkmasının temel nedeni kendi çıkarları idi. Çünkü KABEDEKİ putları ziyaret edenler dilekleri doğrultusunda çeşitli hediyeler bırakıyordu, EBU SÜFYAN bunlarla ticaretinin dışında başka bir gelir kaynağı bulmuştu. Ancak bu yeni durum MEKKEDEKİ tüm egemen güçleri de rahatsız etmeye başladı. Söylenildiği gibi onlar putları için kaygılanmıyorlardı, onların asıl kaygılandıkları şey, İslamiyet anlayışının çıkarlarına ters düşmesi idi. Bunun böyle olmadığı, bu metafizik düşüncenin eski düşünceden daha gelişmiş olması, kabul gördü. Ve toptan İslamiyet’e geçişler başladı.
Ne var ki yoksulluk ve açlık çeken bu yığınlara öğütler öteki yaşamda kavuşacakları hayali zenginlikler yetmiyordu. her an uyanabilir hak arayışı içine girebilirlerdi. Onları baskı altına alacak baş kaldırmalarını engelleyecek bir güce ihtiyaç duyuldu. Daha önce ilk devleti oluşturan nedenlerden bahsetmiştik, işte devletin ikinci göravi de uyanan kitlelerin, egemen sınıflara karşı hak arayışını bastırmaktır. DEVLETE ihtiyaç duyulan nedenlerden biride budur. İslamiyet ten önce, arap yarım adası kabileler ve aşiretler bölgesi iken, İslamiyet’in gelmesi ile devletin kurulması bu ideamı desteklemiyor mu? İnsanların kendi tüketimleri için ürettikleri altın çağ olan İLKEL KOMİNAL TOPLUMLARADA köle bulunmadığı gibi devlette yoktu.savaş tutsaklarını beslememek için öldürüyorlardı. Köle ve kölecilik daha öncede söylediğimiz gibi ilkel üretim araçlarının gelişmesi ve artık bir değerin yani ihtiyaç fazlasının ortaya çıkası ile başladı.savaş tutsakları artık işe yaramakta boğaz tokluğuna ölesiye zaman,zamanda sopa ve kırbaç zoru ile çalıştırılmaktaydılar.bunları baskı altına almak ve bu ezilenlerden gelecek tehlikelere karşı korunmak için, güçlü bir örgüte ihtiyaç vardı yani DEVLET.
Köle sahipleri bu örgütü korumak kısacası DEVLETİN ihtiyaçlarını karşılamak zorundaydılar, Bunun en ucuz yolu da, baskı altına aldıkları köleler üzerinden karşılamaktı. Kutsal VERGİ KURUMUDA bu şekilde ortaya çıktı.
Daha sonra kurdukları DEVLETİN nasıl bir devlet olması ile ilgili bir düşünme süreci başlattılar, bu işe en çok kafa yoranlar o dönemin filozofları oldu. PLATONA göre devlet üç kriter üzerinde kurulmalı, Yargıçlar, askerler ve çömlekçiler.
a –yargıçlar devleti yönetip egemenliği gerçekleştirecekti
b- askerler devleti koruyacaklardı
c –çömlekçiler (çiftiler, zanaatkarlar kısacası halk) bunlarda çalışacaklar ve devleti besleyecekti.
Platona göre ancak çömlekçiler mülkiyet edinmeliler,çünkü devleti onlar beslemeli , Yargıçlarla askerlerin mülkiyet hakkı olmamalı mülkiyeti olan yargıçların ve askerlerin aklı mülkiyetlerinde kalacağı için ne yargıçlık nede askerlik yapabilirler böyle olunca da mutlu bir toplum oluşturulamazdı . anlaşılıyor ki platon devlet kurumunu egemen güçlerin baskı gücü olduğunu anlayamamış. Zaten platon bu devletini Gerçekleştirmek için SYRAKÜSA gitmiş kelleyi zor kurtarmış. Demek ki platonun bu devlet modeli hayalden başka bir şey değildi. Hiçbir zamanda böyle iyi niyetle kurulan bir devlette olmamıştır.

17-08-2010

camer

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...] /com

Saygılar

Devam edecek.


Konu meral_ekin tarafından (26-09-2010 Saat 17:24 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 11 üyemiz:
₣iđel (18-08-2010), Adali (18-08-2010), Amedian (18-08-2010), atesoglu (19-08-2010), can (18-08-2010), Ekim38 (26-09-2010), MARALIM (18-08-2010), meral_ekin (26-08-2010), SirfalaS (22-08-2010), Özgürlükateşi (18-08-2010)
Alt 18-08-2010, 15:53   #10
Kullanıcı Profili
Kıdemli Üye
 
camer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşicamer
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Tem 2010
Üye No: 908
Mesajlar: 134
Konular: 13
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
Değerli dostlarım 10
İLKEL KOMİNAL toplumdan KÖLECİ TOPLUMA geçiş, günümüze gelene kadar önü arkası kesilmeyecek bazen bölgesel bazen de küresel şiddetli SINIF mücadeleleri ile doludur.
Bu sınıf mücadelesinde her zaman iktidar olmuş egemen sınıflar, iktidarlarını kaybetmeme uğruna her türlü insanlık dışı, çirkin oyunları acımasızca mubah saymışlardır. Bazen de kendi aralarındaki çelişkiden dolayı, paylaşım savaşlarının bedelini mazlum emekçi halklara ödetmişlerdir. İşte bu sebepten söz açılmışken din ve kendi koydukları yasalar ile, halkın kafasını bulandıran ALT YAPI VE ÜST YAPI ilişkisinden bahsetmek istiyorum.
ALT YAPI: Üretim araçları ,üretim güçleri ve üretim ilişkisidir,
ÜST YAPI : Devlet, sanat, din. Hukuk, eğitim vs gibi
Üretim araçları: makineler,el aletleri, nakliye araçları,üretim için kullanılan her türlü alet ve araçtır..
Üretim güçleri: Üretimde kullanılan insan ve hayvan enerjisi diğer bir deyim ile kuvvetidir.
Üretim ilişkisi: üretim ile tüketim arasındaki,güçlerinin, üretim araçlarının kullanılması,üretim metalarının pazarlanması dağıtılması gibi ilişkilerdir.
İşte üst yapının değişmesinde, gelişmesinde, şekillenmesinde toplumsal ilişkiyi belirleyen alt yapıdır. Üretimin yapılmadığı doğal beslenme dediğimiz ancak avladıkları hayvanları saklama şansları olmadığı için oracıkta yiyen ilkel toplumlarda ÜRETİM İLİŞKİSİ olmadığından, bu sınıfsız toplumun devletinden ve kültüründen bahsetmemiz mümkün değildir. Taktir edersiniz ki kültür üretimle beraber ortaya çıkmış ve gelişmiştir.örneğin mutfak kültürü, hiçbir sebze meyve yağ vs üretimi olmasaydı ve yemek yapılabilme olanağı ortadan kalksaydı, bu kültürden bahsedebilir miydik. Ailelerin yaşayış ve davranış kültürü, koltuk ve sandalyeler olmadan oturup kalkmamızı, elbise olmadan moda ve tercih etiğimiz renkler ve desenler bu konudaki zevklerimiz gelişir miydi. Eğitimde yüksek okullar ve meslek okulların amacı üretimi artırmak ve geliştirmek değilmi? hukuk , bu üretim ilişkiler içinde meydana gelen sorunları gidermek ve düzenlemek değilmidir? yukarıda belirttiğim gibi DEVLET tüm bu üretim ilişkisi içinde birilerinin otorite gücü değil mi? Bu örnekler çoğaltılabilinir. Görüldüğü gibi tüm saydığımız bu değerlerin temelinde ALT YAPI dediğimiz olgu yatar.doğal olarak diyalektiksel düşünen, olayları ve olguları, şartlanmışlıklarla değil de akıl süzgecinden geçirerek değerlendiren bizler, gelişen toplumsal süreçleri ALT YAPI üzerinden değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.
Kısacası Tüm dünyadaki ilişkileri, çatışmaları, savaşları, uluslar arası ilişkileri EMEKÇİ HALK yığınları ile kapitalist, ve küresel güçler arasındaki çelişkilerin temelinde ÜRETİM İLİŞKİLERİ yatar.
Bundan sonraki konu ile ilgili paylaşımlarımı ve TOPLUM,DEVLET ilişkilerini bu söylediğim değerlendirmeler ışığında yapacak ve irdeleyeceğim. Bu konuyu eğip bükerek işin KAYMAĞI ile değil daha doğrusu MAYASI ile değerlendirmekte yarar görüyorum. Bu güne kadar gerek burjuva eğitim sisteminde gerekse burjuvazinin yazarları çizerleri , eğitmenleri,yaşamın arkasındaki gerçekleri saklayarak makyajladıkları bilgi kirliliği ile sahnelediler.
Emekçi halkın içinden gelmiş, yokluğu ve yoksulluğu onlarla beraber yaşamış olan bizler ne burjuvaziden nemalanmak nede satılık kalemler haline gelmek istemiyoruz. Ancak bu kısır yapı içinde bin bir güçlükle ve bu uğurda işkence görmüş hayatlarını yitirmiş ilerici devrimci yoldaşlarımızın da katkıları ile bize kazandırdıkları bu bilinci sizlerle paylaşma gereğini duyarak yazılarıma devam edeceğim
SAYGILAR

18-08-2010

camer

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...] /com

Saygılar

Devam edecek.


Konu meral_ekin tarafından (26-09-2010 Saat 17:25 ) değiştirilmiştir..
camer isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 9 üyemiz:
₣iđel (18-08-2010), atesoglu (18-08-2010), can (18-08-2010), Ekim38 (26-09-2010), MARALIM (17-09-2010), meral_ekin (26-08-2010), SirfalaS (22-08-2010), Özgürlükateşi (25-08-2010)
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
devlet, toplum


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Toplum ve Devlet konusu ile ilgili soru ve eleştiri camer Üyelerimizin Makaleleri 4 07-10-2010 22:04
Toplum ve Toplumlarin Evrimi EZGI Serbest Başlık ( Felsefe ) 0 09-06-2010 17:46
Kapitalist toplum Özgürlükateşi Toplumlar 7 19-02-2010 07:33
Feodal toplum Özgürlükateşi Toplumlar 8 23-01-2010 09:37
Köleci toplum Özgürlükateşi Toplumlar 9 23-01-2010 09:17


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:29.
 
ÖZGÜRLÜKATEŞİ.NET Forum Kategori Arşiv Görünümü
3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 58, 59, 270, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 168, 169, 170, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 183, 184, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 245, 246, 248, 250, 251, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 262, 272, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 58, 59, 270, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 168, 169, 170, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 183, 184, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 245, 246, 248, 250, 251, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 262, 272, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282,

Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "yer sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz "uyar ve kaldır" prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, info@ozgurlukatesi.net mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır.