Radyo Forum

Go Back   Dostluk Ve Kardeşlik Platformu; Dostluğun, Kardeşliğin ve Paylaşımın Tek Adresi Özgürlük Ateşi- »
ULUSAL SORUN VE DEVRİM
» UKKTH


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Dünden bugüne ulusal ve sömürgeler sorunu ve kürt sorunu-2
Konudaki Cevap Sayısı
1
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
434

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Bookmark and Share Paylaş LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08-09-2011, 19:53   #1
Kullanıcı Profili
Administrator
 
melek5810 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşimelek5810
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Eki 2009
Üye No: 6
Mesajlar: 2.538
Konular: 821
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 1334
567 mesajına 1090 kere teşekkür edildi.
IM
Standart Dünden bugüne ulusal ve sömürgeler sorunu ve kürt sorunu-2

 
Mani faktör döneminde ticari üstünlük, sanayi üstünlüğünü sağlamaktaydı. Sömürgecilik ticari gelişen mani faktöre, sürüm alanları ve pazar üzerinde tekel sağladı. Sömürgelerdeki köleleştirilmiş yerli halkın çalıştırılması ve yağmacılık yoluyla sağlanan hazineler metropollere (sömürgeci ülkelerin anavatanlarına) akarak sermaye haline getirildi. Bu da mani faktörün gelişmesine büyük bir itim sağladı. Sömürgeler büyük çapta tüketim yapan alanlar haline,17.yüzyıl ortalarından itibaren geldiler.Bu da Avrupa'nın sömürgeci milletleri arasında, dünya pazarlarını paylaşma amacıyla yapılan ticaret savaşlarını getirdi. Savaş, özellikle denizlerde yürütüldü. İngiltere denizlerde en büyük güce sahip duruma geldi. Buna bağlı olarak sömürgecilikte de üstünlüğü sahip bulunan İngiltere, mani faktör alanında nicel ve nitel yönden en büyük gelişmeyi gösterdi. Hollanda'nın 17 .yüzyıl ortalarına ki üstünlüğü (ticaret, mani faktör ve denizcilikte) artık sona ermiş, üstünlük İngiltere'ye geçmişti.

''Ama pazarlar durmadan gelişiyordu, talep durmadan artıyordu. Bu sefer mani faktör de yetersiz hale gelmişti. O zaman buhar gücü ve makine sanayi üretimini büyük bir değişikliğe uğrattı. Mani faktörün yerini büyük sanayi aldı, mani faktörün orta burjuvazisi, yerini sanayi milyonerine, sanayi ordusunun gerçek başbuğlarına, modern burjuvalara bıraktı. '' (age., s.8.)

Artık, sanayi üstünlüğü, ticaret üstünlüğünü içinde taşımaktadır.Sömürgeciliğin serbest rekabetçi kapitalizm dönemindeki gelişmesinin ana çizgileri -bir yönüyle- böyledir .Kısacası, kapitalist mamullere geniş sür tim alanları sağlanması, sömürgelerdeki zenginliklerin yağması ve köleleştirilen sömürge halkının çalıştırılmasıyla yeni zenginlikler elde edilmesi ve bunları ticarete, denizciliğe, özellikle mani faktöre geniş gelişme olanakları sağlaması, giderek büyük sanayinin doğup gelişmesi.Bu dönemde, sömürgeci devletler dünyanın daha önce başka bir kapitalist devletçe ele geçirilmemiş alanların, fazla zorluk çekmeden sömürgeleştirmektedirler. Bir başka ifadeyle, dünyada henüz sömürgeleştirilmemiş geniş alanlar mevcuttur. Ancak bu,meselenin bir yönüdür.Sömürgeciliğin,bu dönemde sömürge ülkelerde yarattığı tahribat ve yol açtığı değişiklikler de incelenmelidir .


Daha önce Engels'ten yaptığımız bir alıntıyla toprak kazanma ereğiyle girişilen ve feodal temelde sömürü sağlayan, feodal fetih ile sömürgeciliğin kapitalist karakteri arasındaki farka işaret etmiştik. Kolayca anlaşılabileceği gibi sömürgecilik sosyo-ekonomik yönden bir farklılığı zorunlu kılar.Sömürgeci ülke kapitalist olmalı veya kapitalizmin tohumlarının filizlenerek hızla geliştiği bir ülke olmalıdır.Sömürge ülke ise, daha alt bir gelişme düzeyinde bulunmalıdır İlkel komi nal toplumun barbarlık evresi, köleci, feodal sömürgeciliğin gerçekleşebilmesi için bu zorunlu bir şarttır .

Sömürgelerde zenginliklerin yağmalandığını ve köleleştirilen yerli halkın zorla çalıştırıldığını, bir mal gibi alınıp satıldığını biliyoruz. Ama sömürgeciliğin etkileri, yol açtığı değişiklikler sadece bu kadar mıdır? Şüphesiz hayır Sömürgeciler sömürgelerde ekonomik, toplumsal ve politik alanda bir dizi köklü değişiklikler gerçekleştirmişlerdir. Bu konu üzerinde kısaca duralım.

Sömürgeci kapitalist ülkeler, sömürgelerdeki ekonomik yapıyı köklü değişikliklere uğratmışlardır. Sömürge ülkelerde bu değişiklik daha hızlı ve daha köklü olmuştur.Hindistan'ı örnek olarak alırsak şu sonuçlara varırız. Sözü Marks'a bırakalım: .
''(Hindistan'ın) Bütün tarihi, eğer tarihten söz edebilirsek art arda geçirdiği istilaların tarihidir. ,,( age., s.38)
''Hindistan'ı art arda istila eden Araplar,Türkler,Tatarlar ve Moğollar aradan çok geçmeden Hintlileştiler; barbar istilacılar tarihin ezeli bir konumu gereğince boyunduruk altına aldıkları kimselerin üstün uygarlığı tarafından yenilgiye uğratıldılar. İngilizler , Hint uygarlığına nispetle daha üst düzeyde bulunan ve bundan ötürü Hint uygarlığının etkisinde kalmayan ilk istilacılardır. Yerli köy topluluklarını yıkarak, yerli sanayi dağıtarak ve yerli toplumda bulunan yüksek ve değerli her şeyi tasfiye ederek Hint uygarlığını söndürdüler.'' (age. s. 38 )

İngiliz sömürgecileri, bütün bu yıkımın yanı sıra, Hindistan'da kapitalizmin (tabi İngiliz kapitalizminin) girdabına çekmişlerdir.Kısacası,eski toplumsal yapının ekonomik temellerini teşkil eden köy topluluklarının dağıtılması, tarımın düzeninin bozulması ve mahvı, yerli sanayinin çökertilmesi,sömürgeci ülkenin ihraç ürünlerinin pazara hakim olması; sömürgelerdeki tablonun bir cephesi de böyledir .
Sömürgelerin ayırımcı özelliklerinden birisi, ekonomik boyunduruğun yanında siyasi boyunduruk ve köleleştirilmenin yer almasıdır .

Ancak, sömürgelerden farklı olarak, siyasi gücün yardımından yararlanılmayan, yani henüz siyasi bakımdan ilhak edilmemiş bulunan yarı-sömürgelerde, bu değişiklik daha yavaş olmaktadır .Sömürge ve yarı-sömürge toplumların, eski ve iç yapıları sağlam ekonomik kuruluşları, sömürgelerin önüne ciddi bir engel çıkarmış, uzun süren bir direnç göstermişlerdir. Sömürgecilerin bunları yıkması, sömürgelerde dahi güç olmuş, yarı-sömürgelerde siyasi gücün desteğinden yararlanmadıkları için daha az ''başarılı'' olmuşlardır .Daha önceki istilacıların kapitalizm tarafından sömürgeleştirilmiş ülkelerde sos yo-ekonomik yapı üzerindeki etkileri hiç bir zaman bu nitelikte köklü değildir .Hatta, feodalizmin hakim olduğu, kapitalist gelişmenin hemen hiç bulunmadığı ülkelerin ticareti dahi, eski üretim sisteminin temellerine dokunmaz; ancak aynı ticaret feodalizmin yerini kapitalizmin almaya başlamasıyla eski üretim sistemi üzerindeki yıkıcı etkilerini göstermeye başlar .Çarlık Rusya'sının durumu canlı bir örnektir .Marks, ''İngiliz ticaretinden farklı olarak, Rus ticareti Asya tik üretimin ekonomik temeline dokunmaz, onu olduğu gibi bırakır'' derken, Engels düştüğü dipnotta bu gerçeği şöyle ifade ediyor:

''Rusya, münhasıran iç pazarına ve komşu Asya pazarına dayanan kendi kapitalist üretimini geliştirmek için bütün gücü ile gayrete gelenden beri bu da değişmeye başlamış bulunuyor.'' (Marks, Kapital, c.III, Kitap 1, s.S06.) işte sömürgeciliğin gelişmesinin ilk aşamasının yarattığı sonuçlar. Barbar istilacılık ve feodal fetih ile farklı yanları bunlardır. Kapitalizmin emperyalist aşamasındaki sömürge ciliğe geçmeden önce, iki tür sömürge üzerinde duralım.

İKİ TÜR SÖMÜRGE VE BAŞLICA ÖZELLİKLERI
Sömürgeciliği incelerken ''sömürge'' olarak nitelenen iki ayrı tip ülkenin bu kavram içinde yer aldığı dikkate almak ve aralarındaki farklılığı göz önünde tutmak gerekir. Sömürgeciliği inceleyen bir yazıda meselenin derinlemesine kavranabilmesi için,bu noktaya da dikkat çekmemiz ve açıklık getirmemiz zorunluydu. Engels, Kautsky’ne yazdığı 12 Eylül l882 tarihli mektubunda şöyle diyor:

''Bence asıl sömürgeler,yani Avrupalıların yerleştikleri ülkeler Kanada,Kap,Avustralya hep bağımsız olacaklardır; öte yandan sadece boyunduruk altına alınmış olan yerli nüfusun yaşadığı ülkeler,Hindistan,Cezayir, Hollanda, Portekiz ve İspanya’nın elinde olan yabancı topraklar şimdilik proletarya tarafından alınmalı ve mümkün olan hızla bağımsızlığa doğru götürülmelidir.''(Aktaran Lenin, UKTH, s.I96, )
Engels sömürgeleri Avrupalıların yerleştikleri ülkeler (asıl sömürgeler) ve sadece, boyunduruk altına alınmış yerli nüfusun yaşadığı ülkeler olarak ikiye ayrılıyor. Her iki tipteki sömürgeciliğinde kapitalist niteliğinden kuşku duyulmaz.Yukardan beri sıraladığımız örnekler (özellikle Hindistan) boyunduruk altına alınmış yerli nüfusun yaşadığı ülkeler kategorisinde yer alıyor. Kanaatimizce, bu tip sömürge lerin özellikleri yeterince açıklığa kavuşmuştur .

Biz Engel’sin ''asıl sömürgeler'' olarak bahsettiği Avrupalıların yerleştikleri ülkeler üzerinde duralım.Burada Çarlık Rusya'sında ilk tipteki sömürgeciliğin oldukça gelişmiş olduğunu belirtmekle yetinelim. Önce,birinci tip sömürgelerin kapsamı üzerinde duralım: daha sonra da bu kavramın siyasi-iktisadi anlamını ortaya koyalım. Marks, bu tip sömürgeleri şöyle açıklıyor:

''Burada, gerçek koloniler (sömürgeler), hür göçmenlerin gidip yerleştikleri bakir topraklar söz konusudur. Amerika Birleşik Devletleri ekonomik anlamda hala bir Avrupa kolonisidir. Ayrıca,bu kategoriye kendilerinden daha önceki şartların köleliğin ilgası ile. tamimiyle değişmiş olduğu eski plantasyonlar da dahildir.'' Marks, Kapital, c.l, Kitap 2, s.S92)

Lenin, sömürgenin siyasi iktisadi anlamını şöyle ortaya koyuyor: ''Siyasi-iktisadi anlamda koloni nedir? Yukarda belirmiştik ki, Marks'a göre bu kavramın temel özellikleri şunlardır: 1 ) İşgal edilmemiş, boş yerleşeceklerin kolayca yerleşebileceği toprakların varlığı: 2) Dünya çapında kurulmuş iş bölümünün;'bir dünya pazarının varlığı: koloniler bu sayede geniş tarımsal üretimde uzmanlaşır, karşılığında da 'başka koşullar altında kendileri üretmek zorunda kalacakları' mamul sanayi malları alırlar... (Lenin, Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi, s.S.12 ) Demek ki, boş topraklara nüfus yerleştirilmesi ile oluşan metropole (anavatana) sıkı sıkıya bağlı olan sömürge, tarımsal üretimde uzmanlaşarak metropol sanayinin bu konudaki talebini karşılamakta, karşılığında sanayi ürünleri satın alarak, bu ürünlere pazar görevini görmektedir .

Elbette, gelen sanayi ürünleri, şartlar uygunsa sömürgeleştirilen bölge çevresindeki o zaman kadar dışarıya kapalı bir hayat süren bölgelerin ataerkil tecrit’ine son vermekte, bu bölgelere ucuza elde edilen sanayi ürünlerini sürerek el sanayi sanayilerini çökertmektedir. Böylece pazarlar genişlemekte, bu bölgeler dünya pazarına çekilmekte, bu bölgelerdeki halklar boyunduruk alana alınmaktadır.Bu durumda, sömürgelerin iki tipi birleşmekte, kaynaşmaktadır. Tabiidir ki, sömürgeciler bazı yerlerdeki anaerkil bir hayat yaşayan kabilelerle,göçebe toplulukları sürerek veya katlederek verimli toprakları işlemek gibi ''yararlı'' bir faaliyet için mazur görülebilecek, bazı ''ufak tefek kusurlar''da işlemişlerdir. Böylece sömürgeciler,göçebe toplulukları mahva sürüklemişler,yeni cinayetler işlemekte tereddüt etmemişlerdir . İşte Engel’sin ''asıl sömürgeler'' adını verdiği sömürgelerin özellikleri bunlardır . Burada tarımın kapitalist, bir temel üzerinde örgütlendiğini söylemeye bile gerek yok sanırız... Bu tür kolonilerle ilgili bazı sorunları ve teorileri konumuz açısından önem taşımadığı için geçiyoruz. Artık,emperyalist dönemdeki sömürgeciliğe ve özelliklerine geçebiliriz.
KAPİTALİZMİN EMPERYALİST AŞAMASI VE SÖMÜRGECİLİK
Sömürgecilik, kapitalizmin en yüksek aşamasına, emperyalist aşamaya varmasıyla, bazı değişikliklere uğradı. Bu değişikliklere geçmeden önce tekellerin gelişmesiyle sömürgecilik arasındaki tarihsel bağa işaret edelim. Bilindiği gibi, modern tekeller ilk kez 1860'larda'' doğmuşlardır .Ancak bu yıllarda ekonomi üzerindeki etkileri azdır; henüz doğuş halindedirler.Hatta 1860 öncesinde dahi tekellerin çekirdeklerini görmek mümkündür. 1860-1870 döneminde serbest rekabetçi kapitalizm zirvededir.İngiltere’de ise,serbest rekabetçi kapitalizm 1840-1860 döneminde en parlak devrini yaşamıştır.Ancak bu dönemin sona erip tekellerin yükseldiği, serbest rekabetin gerilemeye başladığı 1860-1880 döneminde İngiltere’nin sömürgeleri muazzam ölçüde genişledi.

1873 buhranıyla Avrupa ölçüsünde tekelci kapitalizm yükselmeye,gittikçe ekonomik hayatta daha fazla rol oynamaya başladı;serbest rekabetçi kapitalizm çöküyor, yerini tekelci kapitalizme bırakıyordu. Tekellerin gelişmesiyle, sömürge fethi olağanüstü büyüdü. Özellikle1880-1900 döneminde başlıca Avrupa devletlerinin sömürge fetihleri olağanüstü boyutlara ulaştı.1900 yılına gelindiğinde, kapitalizm yeni ve son aşamasına ulaşmış, emperyalizme dönüşmüştü. Tekellerin ve finans kapitalin hakimiyet çağı olan emperyalizm çağının başlıca özelliklerinden birisi de emperyalist büyük devletler tarafından,dünya üzerinde el atılmamış toprak kalmayışıdır . Emperyalist devletler sömürge hakimiyetlerini yer kürenin en uzak alanlarına kadar yaymışlar; buralarda yaşayan halkları ve ulusları köleleştirmişlerdir. Ancak sömürgelerin, emperyalistler arası savaşlarla yeniden paylaşımı söz konusudur .

Tekellerin yükselişiyle sömürgeciliğin gelişimi arasındaki bağa işaret ettik. Bundan önceki bölümlerde, ilk birikim döneminden itibaren ve serbest rekabetçi kapitalizm döneminin bütünü boyunca sömürgeciliğin gelişiminin ana çizgilerini, başlıca özelliklerini ortaya koymuştuk.Emperyalist dönemde sömürgecilik, değişikliğe uğramadan kalabilir miydi? Şüphesiz kalamazdı.Emperyalist dönemde sömürgecilik, ''eski'' sömürgecilikten farklı yanlar ve özellikler taşıyordu. Şimdi bunları görelim. Lenin bu farklardan ilkini, sömürgeler üzerindeki tekelci mülkiyet politikasına geçişi şöyle açıklıyordu:
''Emperyalizmin mümkün olan en kısa tanımını yapmak gerekseydi şöyle derdik: Emperyalizm, kapitalizmin tekelci aşamasıdır. Böyle bir tanım en önemli noktayı içermiş olurdu. Çünkü, bir yandan finans kapital, tekelci sanayici birliklerinin sermayesiyle kaynaşmış bir kaç çok büyük tekelci bankanın sermayesidir ;öte yandan, dünyanın paylaşılması olayı da, herhangi bir kapitalist devletçe ele geçirilmemiş topraklara zorluk çekmeden yayılan sömürge politikasından dünya topraklarını tekelci mülkiyet politikası demek olan sömürge politikasına geçişi açıklamaktadır'' (Lenin, Emperyalizm, s. 102)

Tekelci kapitalizm, bir sömürge tekeli yaratmış sömürge politikasında da buna uygun değişikliği yaratmıştır. Sözü yine Lenin'e bırakalım:
''Dördüncü olarak, tekel sömürge politikasından ortaya çıkmıştır. Eski sömürge politikasının Sayısı dürtüsüne finans kapital, hammadde kaynakları, sermaye ihracı için, etki alanları için -yani karlı işlemler, ayrıcalıklar ilah- ve genellikle ekonomik önemi olan topraklar için mücadeleyi eklemiştir .Avrupa devletlerinin sömürgeleri ( l876'da olduğu gibi) Afrika kıtasının ancak onda birini bulurken sömürge politikası tekelinkinden farklı yöntemlerle, deyim yerindeyse serbest gaspla gelişti.

''Fakat Afrika'nın onda dokuzunun ele geçirildiği (l900'da), bütün dünyanın paylaşılması tamamlandığı zaman, kaçınılmaz olarak sömürge mülkiyeti çağı açılmış bunun sonucu olarak ta, dünyanın bölüşümü ve yeniden bölüşümü için özellikle şiddetli bir mücadele başlamıştır .'' (age., s.l42 )

Emperyalizm döneminde finans kapital dünyanın hammadde tekelini, sermaye ihraç alanlar tekelini ele geçirmeye çalışır.Karlı işlemler,ayrıcalıklar elde etmenin garantisini sağlamaya çalışır .''Sadece sömürgelere sahip olma durumu, tekellere, rakipleriyle olan mücadelelerinde karşılarına çıkacak her türlü rastlantıya karşı tam bir güvence sağlamaktadır.''(age., s. 9S )

Kapitalizmin gelişimi ölçüsünde, hammadde eksikliği kendisini duyurmaktadır .Bu da, yeryüzündeki bütün hammadde kaynaklarını tekeline almak amacında olan emperyalist devletler arasındaki sömürge rekabetini körükler.Teknik gelişmenin çok hızlı olduğu finans kapital şartlarında emperyalizm sadece bilinen hammadde kaynaklarıyla değil,muhtemel hammadde kaynaklarıyla da ilgilenir .Bu da onu her türlü toprağı ele geçirmeye, sömürgeciliği yaygınlaştırmaya,sömürge tekeli kurmaya yöneltir.Bugün işe yaramayan bir toprak, buradaki hammadde kaynaklarının keşfiyle yarın işe yarayabilir.Böylece dünya son karışına kadar paylaşılır,yeniden paylaşım mücadelesi gündeme gelir .''Sermaye ihracatında güdülen çıkarlar da sömürge fethetme arzusunu güçlendirmektedir.Çünkü sömürge pazarında tekel yöntemlerini dayatmak (bazen uygulanan biricik yöntemdir), rekabeti ortadan kaldırmak,sipariş almak, elzem 'ilişkileri' kurmak, daha kolaydır... (age., s.97)
İşte kapitalizmin emperyalist aşamasındaki sömürgeciliğin yeni kazandığı özellikler ve nedeni bunlardır ..,.. Buna ''eski'' sömürgeciliğin, mal ihracı, ucuz işgücü sağlama amaçlarını ve emperyalizm şartlarında büyük önem kazanan önemli ulaşım yollarını (özellikle -başlangıçta- demir ve deniz yollarını) kontrol altında tutma amacını da eklersek emperyalist sömürgeciliğin oldukça tam bir iktisadi tablosunu elde edebiliriz.Ama bu, madalyonun bir yüzüdür . Sermaye ihracının en önemli özelliklerinden birini oluşturduğu emperyalizm, sömürgelerde değişiklik yaratmadan edemez.

''Eskiden sömürgelerle Avrupa halkları -hiç değilse bunların büyük çoğunluğu- arasındaki iktisadi fark, sömürgelerin meta değişimine katılmakla birlikte henüz kapitalist üretime katılmamış olmalarıydı. Emperyalizm bütün bunları değiştirdi. Emperyalizmin belli başlı niteliği, sermaye ihracıdır.Kapitalist üretim Avrupa finans kapitaline bağımlılıktan kurtulması olanaksız hale gelen sömürgelerde gittikçe artan bir hızla kök salmaktadır. ''(Lenin, UKTH, s. 180 )

Sömürgelerin iktisadi yapısındaki bu değişme, toplumsal ve siyasi sonuçlara yol açar, siyasi yönden sömürge boyunduruğu sürmekte, emperyalistlerin aşağılık ve iğrenç zulmü devam etmektedir .Emperyalizme bağlı da olsa, onlar tarafından gerçekleştirilse de sömürgelerdeki kapitalist gelişme, sömürge toplumu .üzerinde derin değişiklikler yaratır. Eski toplumsal yapının (genellikle feodal) çözülmesi ile modern sınıflar teşekkül etmeye başlar. Kapitalizm, geniş halk (özellikle köylü) yığınlarının uyanmasına yol açar; onları siyasi alana çeker. Sömürge Ulusların bağrında emperyalizme karşı mücadele bilinci filizlenir. Sömürgelerde emperyalizme karşı ulusal kurtuluş hareketleri doğar; direniş merkezleri şekillenir. Emperyalizm, sömürgelerde kendi ölümüne yol açacak güçlerin tarih sahnesine çıkmasının şartlarını yaratmıştır.
Emperyalizm döneminde, sömürgelerdeki değişiklikler ,ana çizgileriyle şöyledir.
Bu zulme son vermeden önce,önem taşıyan bir soruna değinelim.Kapitalizmin emperyalist aşamasında ''eski tip'' sömürgecilik (kapitalizmin önceki aşamalarındaki ''eski tip'') varlığını korumakta mıdır? Bu tür sömürgeci ülkeler nasıl bir yola girmişlerdir? Şimdi de bu soruya cevap arayalım.

Bu konuda tipik bir örnek olan Portekiz üzerinde duracağız. Bilindiği gibi Portekiz Batı-Avrupa'nın en geri ülkesi ve daha fazla ABD emperyalizminin hakim olduğu bir yeni sömürgedir. Buna rağmen son yıllara kadar Afrika'daki Angola. Mozambik, Gine-Bissau gibi önemli sömürgelerini ve Asya'daki Doğu Timor gibi küçük sömürgelerini korumuştur .Oysa yukarda da belirttiğimiz gibi, Portekiz hiç bir zaman emperyalist bir ülke durumuna gelmedi. Ancak, 15. yüzyılda Portekiz denizcilikte ve ticaretten gelişmiş devletlerden birisiydi. Bu dönemde ve sonrasında pek çok sömürge edindi. Bu sömürgelerde, diğer bütün sömürgeciler gibi bütün zenginlikleri yağmaladı, yerli halka zulmetti. Zamanla Portekiz, diğer sömürgeci ülkelerin ekonomik bakımdan gerisinde kaldı; bunun sonucu olarak da, İngiltere’nin himayesi altına girdi; sömürgelerini bu sayede muhafaza edebildi. Bu konuda Lenin'e başvuralım:
''Siyasi bağımsızlığın yanında, mali ve diplomatik bağımlılığın biraz farklı örneğini Portekiz vermektedir. Portekiz bağımsız ve egemen bir .devlettir. Ama aslında iki yüzyılı aşkın bir zamandır, İspanyol veraset savaşından (1701-1714) bu yana bir İngiliz-prestektora'sıdır. (İngiliz himayesi altındadır.)

Büyük Britanya, hasımları İspanya ile Fransa'ya karşı mücadelede kendi durumunu güçlendirmek için Portekiz'i ve sömürgelerini korumaktadır. Buna karşılık, Portekiz'e ve Portekiz sömürgelerine mal ve özellikle sermaye ihracı için tercihli koşullar, ticari ayrıcalıklar ve Portekiz Limanlarından, adalarından ve telgraf şebekesi vs. yararlanma hakkını elde etmiştir. Büyük devletlerle küçük devletler arasında bu tür ilişkiler daima olmuştur. Ancak kapitalist emperyalizm çağında bunlar sistemleşmekte olup, 'dünyayı bölme' ilişkileri bütününün bir parçasını oluşturuyorlar. Dünya finans kapitali faaliyetlerindeki zincirlerden birini yaratmaktadırlar. ,, (Lenin, Emperyalizm, s.98-99)

Amil car Cablar ise, Portekiz üzerindeki İngiliz hakimiyetinin tarihini biraz daha beriye alarak ''1775'den beri Portekiz Britanya'nın bir yarı-sömürgesidir'' diyor . (Bak. A.Cabral, Son Konuşmalar , s. 108)
Portekiz, İngiliz hakimiyeti altında,dünyadaki sömürge topraklarının henüz tamamen paylaşılmadığı dönemde,yeni sömürgeler ele geçirebilmiştir 1884-1900 yılları arasında 9 milyon nüfuslu 800 bin metrekarelik toprak ele geçirmiştir.
Portekiz'in sömürgelerini elde tutabilmesinin nedeni İngiltere'ye bağımlılığı ve sömürgelerinin İngiltere'nin koruyuculuğu altında olmasıdır.Lenin,küçük devletlerin sömürgelerini elde tutabilmelerinin nedenini şöyle açıklıyor:
''Büyük devletlerin ganimetleri paylaşmaları için anlaşmaya varmalarını 'engelleyen çıkar çatışmaları, sürtüşmeler, vb. yüzünden bu küçük devletler sömürgelerini elde tutabilmektedirler... (age., s.94)

Bu şartlarda Portekiz, bir yandan sömürgeler üzerindeki eski tipteki sömürüsünü sürdürür ,zenginlik kaynaklarını yağmalar, ucuz işgücü ve hammadde sağlar, sömürgelere mal ihraç ederken, diğer yandan,aslında İngiliz, daha sonra da Amerikan emperyalizmine bağımlı kapitalizmi vasıtasıyla yatırımlar yapmıştır .Aslında bütün bunlar , Portekiz'den çok Portekiz'in bağımlı olduğu emperyalistler hesabına yapılmıştır.Hatta, emperyalistlerin Angola ve Mozambik’teki yatırımları, doğmadan ekonomik tasarrufları, Portekiz'inkinden fazladır.Amil car Cabral 1972 yılında bu durumu şöyle açıklıyor:
''Angola gerçekten Portekiz'in bir sömürgesi değildir.Mozambik gerçekten Portekiz'in sömürgesi değildir. İstatistikleri görebilirsiniz. Angola'nın esas ihracatının yüzde 60'in dan fazlası Portekiz'e yapılmamaktadır.
Angola ve Mozambik’teki yatırımların yaklaşık aynı oranı Portekiz'e ait değildir ve bu oran her geçen gün artmaktadır. Gine ve Cape Verde çok fakirdir ve iklimleri de çok iyi değildir. Sadece onlar Portekiz'in sömürgeleridir. Portekiz, Angola ve Mozambik’te esas olarak,polis ve vergi alıcıdır.'' (Amil car Cabral, son Konuşmaları, s.108 )

Görüldüğü gibi, Portekiz sömürgeleri siyasi bakımdan Portekiz'e sömürge bağımlılığı içinde olmasına rağmen, ekonomik bakımdan en büyük sömürüyü emperyalistler sağlamaktadır.Emperyalizm şartlarında başka türlü olması. da imkansızdır.

Konumuz açısından belirttiğimiz noktalar sorunun daha iyi kavranmasını sağlayacak en iyi ipuçlarıdır.Ancak, önemli bir sorun, emperyalist dönemde bir yarı-sömürgenin sömürgelerinin olup olmayacağı veya ''eski'' tipte sömürgeciliğin varlığını koruyup koruyamayacağıdır.Bu sorulara şöyle cevap verilebilir.Emperyalizm öncesi dönemde, daha önce özelliklerini belirlediğimiz sömürgeci devletlerin bazıları, emperyalist aşamaya geçecek bir kapitalist gelişme gösterememişler,özel şartların yardımıyla (bir büyük devletin himayesi, büyük devletler arasındaki rekabet vb. gibi) sömürgelerini koruyabilmişlerdir.Tabii bu devletler, emperyalist dönemde çeşitli emperyalist devletlere bağlanarak, yarı-sömürge durumuna gelmişlerdir.Bu şartlarda,sömürgeleri üzerinden başlıca sömürüyü sağlayanlar da emperyalistler olmuştur.Sömürgelerin siyasi bağımlılığında değişiklik olmamasına rağmen, ekonomik durumunda değişiklikler olmuştur .

Emperyalistlerin sömürgedeki yatırım ve ticaretleri artmış, sömürgeci devlet de emperyalizme bağımlı ekonomik ve askeri imkanları ölçüsünde yatırım, ticaret vb. yoluyla-' yağmayı sürdürmüştür.işte bu değişiklikleri dikkate alarak, serbest rekabetçi kapitalizmin emperyalizm dönemine miras bıraktığı, ancak önceki dönemden yukarıda belirttiğimiz farklılıkları taşıyan "eski" tipte sömürgelerden ''eski" tipteki sömürgelerin emperyalist dönemdeki devamından söz edebiliriz. belirttiğimiz gibi, bu sömürgelerin geçmişle benzerliği biçimseldir.Yeni şartlarda sömürünün karakterinde önemli farklar ortaya çıkmıştır.Yine aynı şekilde, eskinin sömürgeci devletlerinin, emperyalizm şartlarında yarı-sömürge durumuna geldiği bu istisnai durumda, yarı -sömürgelerin,sömürgelerinden bahsedilebilir. Kısacası, bu tip ülkeler istisnaidir ve sömürgeci devletleri içerirler . Eski dönemde sömürgeleri olmayan bir yarı-sömürge devletin, emperyalizm döneminde sömürgeci olması söz konusu değildir.

Emperyalist aşamadaki sömürgeciliğin başlıca özellikleri böyledir . Şimdi de özel önem taşıyan, hem sömürgelere, hem de bağımlı uluslara sahip bir devlet, Çarlık Rusya’sı üzerinde duralım.

melek5810 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-09-2011, 19:56   #2
Kullanıcı Profili
Administrator
 
melek5810 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
özgürlük ateşimelek5810
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Eki 2009
Üye No: 6
Mesajlar: 2.538
Konular: 821
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 1334
567 mesajına 1090 kere teşekkür edildi.
IM
Standart

 
DÜNDEN BUGÜNE ULUSAL VE SÖMÜRGELER SORUNU VE KÜRT SORUNU-3-


ÇARLIK RUSYA'SINDA SÖMÜRGELER VE BAĞIMLI ULUSLAR SORUNU
Bilindiği gibi Rusya'da ''çok uluslu" bir merkezi devlet. bu ülkede kapitalizmden önce ortaya çıkar. Çarlık, başında hakim Büyük Rus feodal aristokrasinin bulunduğu "çok uluslu" bir devletti. Kısacası, Büyük Rusların yaşadığı merkezi Rusya ile çevresinde yer alan diğer ulusların yaşadığı çevre bölgeler (peri ferik bölge) arasındaki bağlar (modern kapitalist bağlar değil, kapitalizm öncesi karakter taşıyan devletin zorla egemenlik altında tutmasına dayanan: Asya’yı despotik bağlardı. Ancak Çarlık Rusya'sında bütün çevre bölgeler aynı ve yakın gelişme düzeyinde değillerdi. Aralarında büyük farklılıklar vardı. Batıda, Polonya, Ukrayna, Finlandiya gibi bağımlı ulusların yasadığı bölgeler, merkezi Rusya'dan daha gelişmiş veya yakın düzeye sahip durumdaydılar.Doğu ve Güneydeki çevre bölgeler ise çok geri durumdaydılar.Doğu ve Güney çevresinin sömürge niteliği düşünülürse,sömürgecilik salt bir gelişme düzeyi farklılığı olarak düşünülebilir.Oysa bu hatalıdır.Kapitalizmin serbest rekabetçi aşamasında, “sömürgeci ülkenin, sömürgeye oranla yüksek bir "gelişme düzeyinde olması gereklidir.Ancak bu sömürgelik durumunu açıklamaya yeterli değildir . Sözgelimi İrlanda'da İngiltere'den geriydi,fakat sömürge değildi. İşin tam gerçeği şudur ki,Çarlık Rusya’sı kapitalizmin gelişim süreci içinde bu bölgeleri sömürgeleştirmiştir.Bu bölgeler Rusya'da kapitalizm söz konusu değilken, sömürge niteliğinde değillerdi, siyasi bakımdan ilhak edilmişlerdi, feoda1 temelde sömürülüyorlardı; ancak sömürgeleştirilmelerinin şartları yoktu.Aynı şekilde, çevrenin batısındaki bağımlı ulusların sömürgeleştirilmesi şartları da yoktu.Zamanla oluşmadı da.Bu bölgelerde kapitalist gelişme daha ileri olduğundan, daha geri olan Rus kapitalizminin rakipsiz ekonomik egemenliği a1tına girmiyor,ekonomik açıdan ilhak edilemiyordu.Bu yüzden de bu bölgelerdeki uluslar bağımlı uluslar olarak kaldılar.Söylediklerimizi açalım; emperyalizm öncesinde Doğu ve Güney çevresinin sömürgeleştirilmesini inceleyelim.

Daha önce sömürgelerin (koloni) iki tipi üzerinde durmuş ve nüfus yerleştirme yoluyla sömürgeleştirilen alanları; a) Boş toprakların varlığı şartını, ve b) tarımsal üretimde uzmanlaşmayı sağlayan dünya pazarının varlığı ön şartının gerekliliğini ortaya koymuştuk. işte, Doğu ve Güney çevre(sınır) bölgeleri bu şartların varlığı nedeniyle sömürgeleştirilmişlerdir .Bu iktisadi şartlar siyasi ilhakla tamamlandığında, (Rusya'da bu zaten vardı), sömürgeleştirilmesinin bütün ön şartları gerçekleşmiş olur. Lenin, Rusya'daki iktisadi şartlarla ilgili olarak şunları söylüyor:
''Reform-sonrası dönemde, yerleşilen Avrupa Rusya'sının güney ve doğu sınır bölgelerinin değinilen bu ayırıcı özellikleri taşıdığından ve iktisadi anlamda merkezi : Avrupa Rusya'sının kolonileri olduklarından başka yerlerde söz edilmişti. ''(Lenin, Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi, S.5l2)

Lenin, Kafkasya örneği üzerinde duruyor.Kafkasya 'nın sömürgeleştirilmesinin sonuçlarını onaya koyuyor.Sözü Lenin'e bırakalım.
''Koloni terimi öteki uç bölgelere, örneğin Kafkasya'ya daha uygundur. Buranın, Rusya tarafından iktisadi fethi' siyasi fethinden çok sonra olmuş ve bu iktisadi fetih, bugüne kadar bütünüyle tamamlanmamıştır. Reform-sonrası dönemde bir yandan, Kafkasya'nın yoğun bir biçimde kolonileştirildiği toprağın,(özellikle Kuzey Kafkasya'da) satış için buğday, tütün vb. üreten ve Rusya'daki ücretli kır işçisi yığınlarını kendisine çeken koloniciler tarafından genişlemesine işlendiği görülür.'' (age., s.5I2-513)

Ama sadece bu kadar değil...Sömürgeleştirme boş topraklara yerleşmekle bitmiyor .Bölgenin tüm ekonomisini ve yaşamını köklü biçimde etkiliyor: ''...Moskova'dan gelen eşyaların rekabeti yüzünden zayıflayan, eski yerli 'el sanatı' sanayileri tasfiye edilmektedir... Bu ürünler Kafkasya’ya mal sağlayan Rus fabrikalarında daha ucuza üretilmektedir .,, (age., s.513) .
''Gürcistan'daki feodal sistemin bozulması ve unutulamaz şölenlerin ortadan kalkması...Asya tipi giysilerinin yerini Avrupa giysilerin alması...'' (age.,, s. 5l3)
''Kafkasya'nın hızla kolonileştirilmesi ve tarımsal üretimin hızla büyümesi sürecine (bu büyümenin gözlerden sakladığı) nüfusun tarımdan ayrılıp sanayiye yönelmesi biçiminde bir süreç eşlik eder .,, (age., s. 513-514)
Kısacası:
''Rus kapitalizmi, Kafkasya'yı dünya meta dolaşım alanına çekmekte, onun yerel özelliklerini -eski ataerkil tecridin kalıntılarını- silmekte ve fabrikaları için kendisine bir pazar sağlamaktadır. Reform sonrası dönemin başlarında pek seyrek nüfusu olan, ya da dünya ekonomisinin dışında, hatta tarihin dışında yaşayan dağlıların oturduğu bir ülke, petrol sanayicilerinin, şarap tüccarlarının, büyük buğday ve tütün ekicilerinin ülkesi haline gelmekte... '' (age., s.514)

İşte Rusya'nın doğu ve güney çevresi böy1e sömürgeleştirildi. Bu iktisadi tabloya, Çarlık'ın bu bölgelerdeki uluslar üzerindeki ağır siyasi tahakkümünü eklersek, sömürgenin tam bir tablosunu elde ederiz. Böyle veya benzer bir gelişme olmasaydı, Rusya'nın sömürgelerinden bahsedemezdik.
Görüldüğü ve az sonra vereceğimiz örnekte görüleceği gibi, buradaki sömürgeleştirme nüfus yerleştirme tipinde olmasına rağmen, bölgelerdeki uluslar üzerindeki boyunduruğuyla ve ulusların yaşamında yarattığı değişikliklerle, ''boyunduruk altına alınan yerli ulus'' tipindeki sömürgelerdeki sömürgeleştirme ile kaynaşmaktadır.Bir de Stalin'den örnek vererek pekiştirelim ve emperyalist Rusya'nın sömürgeciliğine geçelim.Stalin orta Asya için şunları söylüyor:

''...Geriye, 10 milyon Kırgız, toprakları şu son zamanlara kadar , bunların en iyi bölümlerini ellerinde alma başarısını göstermiş ve onları sistemli bir biçimde kısır çöllere doğru itelemiş bulunan Rus çiftçiler için bir sömürgeleştirme konusu işini gören Baş kırlar , Çeçenler , Türkistan'ının güney bölümünü, Osetler ve lngüşler kalır. Çarlığın siyasi büyük toprak sahipleri ve burjuvazinin siyasası, bu bölgelere elden geldiğince _Rus ve Kazak köylüleri arasından seçilmiş Kulak öğeleri yerleştirmeye ve bunları emperyalist erekler için güvenilir bir dayanak yapmaya dayanıyordu. Bu siyasetin sonucu işlenmemiş bölgelere doğru itilen yerlilerin (Kırgızlar, Baş kırlar) giderek yok olmaları idi.

Bu halklar emekçi yığınları karşısında partinin görevi...sömürgeci kulakları devirerek, insan yaşamı bakımından zorunlu olan toprakları sağlamak için, onlara tüm güçleri ve bütün araçları ile yardım etmeye dayanır.'' (Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu, s.267)
Burada da benzer bir durumla karşı karşıyayız.Yerli halkın sürülmesi ve yıkıma sürüklenmesi,verimli topraklara Rus nüfusun yerleştirilmesi.

Son örnek, emperyalist aşamada sömürgeleştirmenin sürdürülmesini ortaya koymaktadır.Rusya'da da modern emperyalizmin onaya çıkışı eski sömürgecilik siyasetinde, yeni aşamaya uygun düşen değişiklikleri beraberinde getirmiştir .Bu noktaya geçmeden önce, Çarlık emperyalizminin, diğer emperyalistlerden ayıran özellikler üzerinde duralım. Bu konuda Lenin şunları söylüyor:
''Modern kapitalist emperyalizmin, deyim yerindeyse, kapitalizm öncesi ilişkilerin kendine özgü ağıyla sarılmış bir ülkeyi (Rusya'yı) görüyoruz.'' (Lenin, Emperyalizm, s. 93) ,
Çarlık Rusya'sında ezilen milletler üzerindeki kapitalist -daha sonra emperyalist- sömürü ile birlikte, yarı-feodal bir sömürü de vardır .Lenin bunu şöyle açıklıyor:
''Diğer ulusları ezip soyma ihtimali ekonomik durgunluğa yol açıyor. çünkü gelirin nedeni genellikle üretici güçlerin gelişmesi değil, Rus olmayanların yarı-feodal bir biçimde sömürülmesidir'' (Lenin, Emperyalist Savaş Üzerine, s.l21)

Lenin'in sözleri, üretici güçlerde değişiklik yaratmayan feodalizmin, feodal temeldeki sömürüsünü tespit ediyor. Yukarıda gösterdik ki, Çarlığın sömürgelerdeki yarı-feodal sömürüsü ve boyunduruğu yanında, kapitalist nitelikte sömürüsü vardır; Bu bölgelerin sömürgeleştirilmesinden söz edebilmemiz bu kapitalist sömürü nedeniyledir. Elbette çarlık Rusya'sında modern kapitalist emperyalizm aşamasına geç ildiğinde, bu sömürgeler üzerindeki kapitalist sömürü modern emperyalist bir nitelik kazandı. Burada şu noktayı hatırımızda tutmalıyız.Tabiatta ve toplumda hiç bir şey saf ve düz bir biçimde karşımıza çıkmaz. Elbette sömürgeler üzerindeki modem kapitalist-emperyalist sömürü saf değildir.Bu sömürü yarı-feodal sömürü ile karışmış ve askeri feodal çarlık emperyalizminin siyasi boyun duruyla tamamlanmıştır .Rusya'nın Batı çevresi (Ukrayna, Polonya, Finlandiya vb.) ise,merkezi Rusya'dan ekonomik ve kültürel bakımdan daha gelişkin veya yakın düzeydedir .

Çarlık Rusya’sı bu ülkeleri modern kapitalist bağlarla değil, Asya-despotik bağlarla (bu bütün Rusya için esas olarak geçerlidir) bağlamakta ve sömürmektedir. Rusya ile ilgili iki alıntıda Kafkasya'nın sömürgeleştirilmesi ve buradaki kapitalist sömürü ile orta Asya'nın sömürgeleştirilmesi ve buradaki emperyalist sömürüyü (çok net olmamakla birlikte) ortaya koymuştuk. Rusya'da modern kapitalist emperyalizmin sömürü politikası, uyguladı[ı emperyalist sömürü ve politika ile ilgili Lenin'den dört örnek verelim:
''Rusya'da yeni tip kapitalist emperyalizm, Çarlığın, Iran, Manchuria ve Moğolistan'a karşı güttüğü politikada, kendini tamamen ortaya çıkarmıştır, ama genel olarak Rusya'da askeri ve feodal emperyalizm hakimdir.'' (age., S.I20)
''Rusya'da toprak ağaları vardır. Ve başka bir ülkede olduğundan daha fazla rolleri vardır, Rusya'da ama, onlar emperyalizmi oluşturan sınıf değildirler. Büyük mali nüfuzlular ve bankalarca yönetilen kapitalist sınıf sorunu vardır ortada ve bu sınıf, işçilerin, onların müttefiklerini, yoksul köylüleri, yarı-proleterlerin ,-programımızın çağırdığı- üzerinde hakimiyet kurarak onları ezen bu sınıf ortadan kalkıncaya dek, emperyalist savaşa çözüm getiremez. '' (age., s.246-247)
''Ruslar da, kendi sömürgeleri: Türkistan'da aynı şeyi yapıyorlar.Çünkü bu şekilde, yani hammadde kaynaklarını tekeline almakla yabancı rakiplerini saf dışı kılacak daha elverişli bir durumda olacaklar ve pamuk üretimiyle pamuğun işlenmesinin bütün evrelerini 'birleştiren' ve yek vücut hareket eden arazi sahiplerinin elinde merkezileşen daha ekonomik ve daha kazançlı bir tekstil tröstü kuracaklardır.'' (Lenin, Emperyalizm, s.97 )
''Emperyalist politikalar, banka sermayesi, karları, İran’daki demiryolları gelirleri, Galicia ve c' ve Ermenistan’daki kazançlı işler; Finlandiya'nın özgürlüğüne kısıtlama koymalar...
''Ama tümünün bir araya gelmesi bilimde ve basında emperyalist, ilhakçı ve talancı politika olarak tanınan şeyi oluşturur.'' (Lenin, Emperyalist Savaş Üzerine, s. 202)

,"Kanaatimizce, bu sorun yeterince açıklığa kavuşmuştur.Rusya'nın sömürgelerinden bahsettiğimiz yerde, bu ",, bölgelerin emperyalizm öncesinde bağımsız gelişen Rus kapitalizmi tarafından kapita1ist sömürgeleştirilmesini ve emperya1ist dönemdeki sömürge siyasetini belirtmek zorundayız. Batı çevresi, bu özellikleri göstermediğinden, sömürgelerden ve sömürge uluslardan değil, bağımlı uluslardan bahsedilmektedir.Burada, Rus kapitalizminin ilk dönemdeki bağımsız, emperyalist dönemde ise, emperya1ist niteliği hatırda tutulmalıdır .Bu noktada Lenin'in sömürgelerle bağımlı uluslar arasında var olduğunu belirttiği ve Rusya içinde geçerli olan bir farka değinelim ve bunun önemi üzerinde duralım:
''Avrupa'da bağımlı ulusların hem kendi sermayeleri vardır, hem de bunlar çok çeşitli koşullarda sermaye edinme olanaklarına sahiptirler. Sömürgelerin kendi sermayeleri ya da sözü edilecek kendi sermayeler yoktur. Ve finans kapital altında, siyasi bağımlılık koşulu dışında, hiç bir sömürge sermaye edinemez.''. Lenin, burada, sömürgelerle bağımlı uluslar arasındaki genel bir farktan söz ediyor.Ancak bu farkın istisnaları da vardır ve bu ayrım tek başına belirleyici değildir.Lenin bu istisnaları şöyle biliniyor:
''Avrupa'da bağımlı ulusların büyük çoğunluğu (ama hepsi değil: Arnavutlar,Rusya çevresinde bulunan birçok halklar ) kapitalist bakımdan daha gelişmişlerdir. ''

Arnavutluk sömürge olmamasına rağmen bazı sömürgelerden kapitalist yönden geridir (Hindistan'dan vb.). Bu da kendi sermayesi bulunmadığı veya çok az olduğu anlamına gelir.Zaten Lenin bu görüşünü Avrupa'da ulusal hareketlerin daha mümkün ve güçlü olabileceğini,başarı şansının daha çok olduğunu belirtmek amacıyla ileri sürmektedir .Yoksa sömürgelerle bağımlı uluslar arasındaki en önemli farkı belirtmek için değil.Bu nedenle, günümüzde ezilen bir ulusun kendi sermayesinin bulunup bulunmadığına bakarak,sömürge ya da bağımlı uluslar olduğunu tayin etmek hatalıdır.Bu, diğer iktisadi, sosyal, tarihi etkenleri unutmak olur.
Emperyalizmin sömürgelerde de kapitalizmi geliştirmesiyle buralarda da zamanla asgari bir sermaye birikimi ortaya çıkmıştır.Bu şartlarda sadece sömürgelerde sermaye birikiminin daha az oluşuna bakarak sonuçlara varmak hatalıdır.Ancak her şeye rağmen, bu noktaların genel planda sömürgelerle bağımlı uluslar arasında bir farklılık oluşturduğunu unutmamak gerekir. Çarlık Rusya'sında da bu fark açıkça görülebiliyordu. Batı çevresindeki bağımlı uluslar, sömürgelere nispetle kapitalist bakımdan çok daha gelişmişlerdi ve kendi sermayeleri vardı. Bütün bunlara rağmen, ulusal baskının niteliği bakımından, sonuç yönünden ise,sömürgelerin ve bağımlı ulusların kendi kaderlerin tayinin ekonomik imkanı ve ulusların kaderlerini tayin hakkının her ikisine de uygulanışı bakımından sömürge uluslar ile bağımlı uluslar arasında ciddi hiç bir fark yoktur.Ayrıca her ikisi de farklı yoğunlukta (sömürgelerde ağır olmak üzere) sömürüye uğrarlar.Marksist-Leninist ler,her ikisi için de ulusların kaderlerini tayin hakkını tavizsizce savunurlar.Lenin,Rusya ile ilgili olarak şunları söylüyor:
''Rusya'nın garipliği kesin olarak 'bizim' sömürgelerimizle 'bizim' ezilen uluslarımız arasındaki farkın açık, somut ve canlı bir biçimde görülmemesidir...Rusya'nın durumunda ezilen uluslarla sömürgeler arasında bazı ciddi farklılıklar keşfetmeye çalışma halis saçmalığı...'' (Lenin, Marksizm’in bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm, s. 61 )

Lenin, Kievsky ile tartıştığı konu, yani ''sömürgeleri terk edin'' şiarının siyasi ve ekonomik anlamı ve emperyalizm şartları altında milletlerin kendi kaderlerini tayin etme imkanı açısından, sömürgelerle bağımlı uluslar arasında fark olmadığını şöyle açıklıyor:
''Tartıştığımız mesele, Rusya’nın Polonya ya da Türkistan'a sahip olması arasında hiç bir ekonomik veya siyasi fark olmadığı gerçeği üzerinde hiç düşünmemiştir.'' (age., s.68 )



Kaynak halkın birliği

melek5810 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
bugüne, dünden, kürt, sorunu, sorunu2, sömürgeler, ulusal


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Gül Kürt sorunu için BDP'lileri meclise çağırdı Eylem Güzelim Anket 0 04-07-2011 11:20
· Kürt sorunu, demokratik özerlik ve çözüm arayışları el-che UKKTH 3 15-04-2011 01:21
İsrail ve Kürt sorunu-MUSTAFA YALÇINER Özgürlükateşi Yazarların makaleleri... 1 07-06-2010 19:04
Kürt sorunu ve komunıst tutum üzerıne EZGI Yazarların makaleleri... 0 15-02-2010 15:45
kürt sorunu penaberjiyan Üyelerimizin Makaleleri 0 29-11-2009 16:13


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:23.
 
ÖZGÜRLÜKATEŞİ.NET Forum Kategori Arşiv Görünümü
3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 58, 59, 270, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 168, 169, 170, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 183, 184, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 245, 246, 248, 250, 251, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 262, 272, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 58, 59, 270, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 168, 169, 170, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 183, 184, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 245, 246, 248, 250, 251, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 262, 272, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282,

Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "yer sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz "uyar ve kaldır" prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, info@ozgurlukatesi.net mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır.