Mani faktör döneminde ticari üstünlük, sanayi üstünlüğünü sağlamaktaydı. Sömürgecilik ticari gelişen mani faktöre, sürüm alanları ve pazar üzerinde tekel sağladı. Sömürgelerdeki köleleştirilmiş yerli halkın çalıştırılması ve yağmacılık yoluyla sağlanan hazineler metropollere (sömürgeci ülkelerin anavatanlarına) akarak sermaye haline getirildi. Bu da mani faktörün gelişmesine büyük bir itim sağladı. Sömürgeler büyük çapta tüketim yapan alanlar haline,17.yüzyıl ortalarından itibaren geldiler.Bu da Avrupa'nın sömürgeci milletleri arasında, dünya pazarlarını paylaşma amacıyla yapılan ticaret savaşlarını getirdi. Savaş, özellikle denizlerde yürütüldü. İngiltere denizlerde en büyük güce sahip duruma geldi. Buna bağlı olarak sömürgecilikte de üstünlüğü sahip bulunan İngiltere, mani faktör alanında nicel ve nitel yönden en büyük gelişmeyi gösterdi. Hollanda'nın 17 .yüzyıl ortalarına ki üstünlüğü (ticaret, mani faktör ve denizcilikte) artık sona ermiş, üstünlük İngiltere'ye geçmişti.
''Ama pazarlar durmadan gelişiyordu, talep durmadan artıyordu. Bu sefer mani faktör de yetersiz hale gelmişti. O zaman buhar gücü ve makine sanayi üretimini büyük bir değişikliğe uğrattı. Mani faktörün yerini büyük sanayi aldı, mani faktörün orta burjuvazisi, yerini sanayi milyonerine, sanayi ordusunun gerçek başbuğlarına, modern burjuvalara bıraktı. '' (age., s.8.)
Artık, sanayi üstünlüğü, ticaret üstünlüğünü içinde taşımaktadır.Sömürgeciliğin serbest rekabetçi kapitalizm dönemindeki gelişmesinin ana çizgileri -bir yönüyle- böyledir .Kısacası, kapitalist mamullere geniş sür tim alanları sağlanması, sömürgelerdeki zenginliklerin yağması ve köleleştirilen sömürge halkının çalıştırılmasıyla yeni zenginlikler elde edilmesi ve bunları ticarete, denizciliğe, özellikle mani faktöre geniş gelişme olanakları sağlaması, giderek büyük sanayinin doğup gelişmesi.Bu dönemde, sömürgeci devletler dünyanın daha önce başka bir kapitalist devletçe ele geçirilmemiş alanların, fazla zorluk çekmeden sömürgeleştirmektedirler. Bir başka ifadeyle, dünyada henüz sömürgeleştirilmemiş geniş alanlar mevcuttur. Ancak bu,meselenin bir yönüdür.Sömürgeciliğin,bu dönemde sömürge ülkelerde yarattığı tahribat ve yol açtığı değişiklikler de incelenmelidir .
Daha önce Engels'ten yaptığımız bir alıntıyla toprak kazanma ereğiyle girişilen ve feodal temelde sömürü sağlayan, feodal fetih ile sömürgeciliğin kapitalist karakteri arasındaki farka işaret etmiştik. Kolayca anlaşılabileceği gibi sömürgecilik sosyo-ekonomik yönden bir farklılığı zorunlu kılar.Sömürgeci ülke kapitalist olmalı veya kapitalizmin tohumlarının filizlenerek hızla geliştiği bir ülke olmalıdır.Sömürge ülke ise, daha alt bir gelişme düzeyinde bulunmalıdır İlkel komi nal toplumun barbarlık evresi, köleci, feodal sömürgeciliğin gerçekleşebilmesi için bu zorunlu bir şarttır .
Sömürgelerde zenginliklerin yağmalandığını ve köleleştirilen yerli halkın zorla çalıştırıldığını, bir mal gibi alınıp satıldığını biliyoruz. Ama sömürgeciliğin etkileri, yol açtığı değişiklikler sadece bu kadar mıdır? Şüphesiz hayır Sömürgeciler sömürgelerde ekonomik, toplumsal ve politik alanda bir dizi köklü değişiklikler gerçekleştirmişlerdir. Bu konu üzerinde kısaca duralım.
Sömürgeci kapitalist ülkeler, sömürgelerdeki ekonomik yapıyı köklü değişikliklere uğratmışlardır. Sömürge ülkelerde bu değişiklik daha hızlı ve daha köklü olmuştur.Hindistan'ı örnek olarak alırsak şu sonuçlara varırız. Sözü Marks'a bırakalım: .
''(Hindistan'ın) Bütün tarihi, eğer tarihten söz edebilirsek art arda geçirdiği istilaların tarihidir. ,,( age., s.38)
''Hindistan'ı art arda istila eden Araplar,Türkler,Tatarlar ve Moğollar aradan çok geçmeden Hintlileştiler; barbar istilacılar tarihin ezeli bir konumu gereğince boyunduruk altına aldıkları kimselerin üstün uygarlığı tarafından yenilgiye uğratıldılar. İngilizler , Hint uygarlığına nispetle daha üst düzeyde bulunan ve bundan ötürü Hint uygarlığının etkisinde kalmayan ilk istilacılardır. Yerli köy topluluklarını yıkarak, yerli sanayi dağıtarak ve yerli toplumda bulunan yüksek ve değerli her şeyi tasfiye ederek Hint uygarlığını söndürdüler.'' (age. s. 38 )
İngiliz sömürgecileri, bütün bu yıkımın yanı sıra, Hindistan'da kapitalizmin (tabi İngiliz kapitalizminin) girdabına çekmişlerdir.Kısacası,eski toplumsal yapının ekonomik temellerini teşkil eden köy topluluklarının dağıtılması, tarımın düzeninin bozulması ve mahvı, yerli sanayinin çökertilmesi,sömürgeci ülkenin ihraç ürünlerinin pazara hakim olması; sömürgelerdeki tablonun bir cephesi de böyledir .
Sömürgelerin ayırımcı özelliklerinden birisi, ekonomik boyunduruğun yanında siyasi boyunduruk ve köleleştirilmenin yer almasıdır .
Ancak, sömürgelerden farklı olarak, siyasi gücün yardımından yararlanılmayan, yani henüz siyasi bakımdan ilhak edilmemiş bulunan yarı-sömürgelerde, bu değişiklik daha yavaş olmaktadır .Sömürge ve yarı-sömürge toplumların, eski ve iç yapıları sağlam ekonomik kuruluşları, sömürgelerin önüne ciddi bir engel çıkarmış, uzun süren bir direnç göstermişlerdir. Sömürgecilerin bunları yıkması, sömürgelerde dahi güç olmuş, yarı-sömürgelerde siyasi gücün desteğinden yararlanmadıkları için daha az ''başarılı'' olmuşlardır .Daha önceki istilacıların kapitalizm tarafından sömürgeleştirilmiş ülkelerde sos yo-ekonomik yapı üzerindeki etkileri hiç bir zaman bu nitelikte köklü değildir .Hatta, feodalizmin hakim olduğu, kapitalist gelişmenin hemen hiç bulunmadığı ülkelerin ticareti dahi, eski üretim sisteminin temellerine dokunmaz; ancak aynı ticaret feodalizmin yerini kapitalizmin almaya başlamasıyla eski üretim sistemi üzerindeki yıkıcı etkilerini göstermeye başlar .Çarlık Rusya'sının durumu canlı bir örnektir .Marks, ''İngiliz ticaretinden farklı olarak, Rus ticareti Asya tik üretimin ekonomik temeline dokunmaz, onu olduğu gibi bırakır'' derken, Engels düştüğü dipnotta bu gerçeği şöyle ifade ediyor:
''Rusya, münhasıran iç pazarına ve komşu Asya pazarına dayanan kendi kapitalist üretimini geliştirmek için bütün gücü ile gayrete gelenden beri bu da değişmeye başlamış bulunuyor.'' (Marks, Kapital, c.III, Kitap 1, s.S06.) işte sömürgeciliğin gelişmesinin ilk aşamasının yarattığı sonuçlar. Barbar istilacılık ve feodal fetih ile farklı yanları bunlardır. Kapitalizmin emperyalist aşamasındaki sömürge ciliğe geçmeden önce, iki tür sömürge üzerinde duralım.
İKİ TÜR SÖMÜRGE VE BAŞLICA ÖZELLİKLERI
Sömürgeciliği incelerken ''sömürge'' olarak nitelenen iki ayrı tip ülkenin bu kavram içinde yer aldığı dikkate almak ve aralarındaki farklılığı göz önünde tutmak gerekir. Sömürgeciliği inceleyen bir yazıda meselenin derinlemesine kavranabilmesi için,bu noktaya da dikkat çekmemiz ve açıklık getirmemiz zorunluydu. Engels, Kautsky’ne yazdığı 12 Eylül l882 tarihli mektubunda şöyle diyor:
''Bence asıl sömürgeler,yani Avrupalıların yerleştikleri ülkeler Kanada,Kap,Avustralya hep bağımsız olacaklardır; öte yandan sadece boyunduruk altına alınmış olan yerli nüfusun yaşadığı ülkeler,Hindistan,Cezayir, Hollanda, Portekiz ve İspanya’nın elinde olan yabancı topraklar şimdilik proletarya tarafından alınmalı ve mümkün olan hızla bağımsızlığa doğru götürülmelidir.''(Aktaran Lenin, UKTH, s.I96, )
Engels sömürgeleri Avrupalıların yerleştikleri ülkeler (asıl sömürgeler) ve sadece, boyunduruk altına alınmış yerli nüfusun yaşadığı ülkeler olarak ikiye ayrılıyor. Her iki tipteki sömürgeciliğinde kapitalist niteliğinden kuşku duyulmaz.Yukardan beri sıraladığımız örnekler (özellikle Hindistan) boyunduruk altına alınmış yerli nüfusun yaşadığı ülkeler kategorisinde yer alıyor. Kanaatimizce, bu tip sömürge lerin özellikleri yeterince açıklığa kavuşmuştur .
Biz Engel’sin ''asıl sömürgeler'' olarak bahsettiği Avrupalıların yerleştikleri ülkeler üzerinde duralım.Burada Çarlık Rusya'sında ilk tipteki sömürgeciliğin oldukça gelişmiş olduğunu belirtmekle yetinelim. Önce,birinci tip sömürgelerin kapsamı üzerinde duralım: daha sonra da bu kavramın siyasi-iktisadi anlamını ortaya koyalım. Marks, bu tip sömürgeleri şöyle açıklıyor:
''Burada, gerçek koloniler (sömürgeler), hür göçmenlerin gidip yerleştikleri bakir topraklar söz konusudur. Amerika Birleşik Devletleri ekonomik anlamda hala bir Avrupa kolonisidir. Ayrıca,bu kategoriye kendilerinden daha önceki şartların köleliğin ilgası ile. tamimiyle değişmiş olduğu eski plantasyonlar da dahildir.'' Marks, Kapital, c.l, Kitap 2, s.S92)
Lenin, sömürgenin siyasi iktisadi anlamını şöyle ortaya koyuyor: ''Siyasi-iktisadi anlamda koloni nedir? Yukarda belirmiştik ki, Marks'a göre bu kavramın temel özellikleri şunlardır: 1 ) İşgal edilmemiş, boş yerleşeceklerin kolayca yerleşebileceği toprakların varlığı: 2) Dünya çapında kurulmuş iş bölümünün;'bir dünya pazarının varlığı: koloniler bu sayede geniş tarımsal üretimde uzmanlaşır, karşılığında da 'başka koşullar altında kendileri üretmek zorunda kalacakları' mamul sanayi malları alırlar... (Lenin, Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi, s.S.12 ) Demek ki, boş topraklara nüfus yerleştirilmesi ile oluşan metropole (anavatana) sıkı sıkıya bağlı olan sömürge, tarımsal üretimde uzmanlaşarak metropol sanayinin bu konudaki talebini karşılamakta, karşılığında sanayi ürünleri satın alarak, bu ürünlere pazar görevini görmektedir .
Elbette, gelen sanayi ürünleri, şartlar uygunsa sömürgeleştirilen bölge çevresindeki o zaman kadar dışarıya kapalı bir hayat süren bölgelerin ataerkil tecrit’ine son vermekte, bu bölgelere ucuza elde edilen sanayi ürünlerini sürerek el sanayi sanayilerini çökertmektedir. Böylece pazarlar genişlemekte, bu bölgeler dünya pazarına çekilmekte, bu bölgelerdeki halklar boyunduruk alana alınmaktadır.Bu durumda, sömürgelerin iki tipi birleşmekte, kaynaşmaktadır. Tabiidir ki, sömürgeciler bazı yerlerdeki anaerkil bir hayat yaşayan kabilelerle,göçebe toplulukları sürerek veya katlederek verimli toprakları işlemek gibi ''yararlı'' bir faaliyet için mazur görülebilecek, bazı ''ufak tefek kusurlar''da işlemişlerdir. Böylece sömürgeciler,göçebe toplulukları mahva sürüklemişler,yeni cinayetler işlemekte tereddüt etmemişlerdir . İşte Engel’sin ''asıl sömürgeler'' adını verdiği sömürgelerin özellikleri bunlardır . Burada tarımın kapitalist, bir temel üzerinde örgütlendiğini söylemeye bile gerek yok sanırız... Bu tür kolonilerle ilgili bazı sorunları ve teorileri konumuz açısından önem taşımadığı için geçiyoruz. Artık,emperyalist dönemdeki sömürgeciliğe ve özelliklerine geçebiliriz.
KAPİTALİZMİN EMPERYALİST AŞAMASI VE SÖMÜRGECİLİK
Sömürgecilik, kapitalizmin en yüksek aşamasına, emperyalist aşamaya varmasıyla, bazı değişikliklere uğradı. Bu değişikliklere geçmeden önce tekellerin gelişmesiyle sömürgecilik arasındaki tarihsel bağa işaret edelim. Bilindiği gibi, modern tekeller ilk kez 1860'larda'' doğmuşlardır .Ancak bu yıllarda ekonomi üzerindeki etkileri azdır; henüz doğuş halindedirler.Hatta 1860 öncesinde dahi tekellerin çekirdeklerini görmek mümkündür. 1860-1870 döneminde serbest rekabetçi kapitalizm zirvededir.İngiltere’de ise,serbest rekabetçi kapitalizm 1840-1860 döneminde en parlak devrini yaşamıştır.Ancak bu dönemin sona erip tekellerin yükseldiği, serbest rekabetin gerilemeye başladığı 1860-1880 döneminde İngiltere’nin sömürgeleri muazzam ölçüde genişledi.
1873 buhranıyla Avrupa ölçüsünde tekelci kapitalizm yükselmeye,gittikçe ekonomik hayatta daha fazla rol oynamaya başladı;serbest rekabetçi kapitalizm çöküyor, yerini tekelci kapitalizme bırakıyordu. Tekellerin gelişmesiyle, sömürge fethi olağanüstü büyüdü. Özellikle1880-1900 döneminde başlıca Avrupa devletlerinin sömürge fetihleri olağanüstü boyutlara ulaştı.1900 yılına gelindiğinde, kapitalizm yeni ve son aşamasına ulaşmış, emperyalizme dönüşmüştü. Tekellerin ve finans kapitalin hakimiyet çağı olan emperyalizm çağının başlıca özelliklerinden birisi de emperyalist büyük devletler tarafından,dünya üzerinde el atılmamış toprak kalmayışıdır . Emperyalist devletler sömürge hakimiyetlerini yer kürenin en uzak alanlarına kadar yaymışlar; buralarda yaşayan halkları ve ulusları köleleştirmişlerdir. Ancak sömürgelerin, emperyalistler arası savaşlarla yeniden paylaşımı söz konusudur .
Tekellerin yükselişiyle sömürgeciliğin gelişimi arasındaki bağa işaret ettik. Bundan önceki bölümlerde, ilk birikim döneminden itibaren ve serbest rekabetçi kapitalizm döneminin bütünü boyunca sömürgeciliğin gelişiminin ana çizgilerini, başlıca özelliklerini ortaya koymuştuk.Emperyalist dönemde sömürgecilik, değişikliğe uğramadan kalabilir miydi? Şüphesiz kalamazdı.Emperyalist dönemde sömürgecilik, ''eski'' sömürgecilikten farklı yanlar ve özellikler taşıyordu. Şimdi bunları görelim. Lenin bu farklardan ilkini, sömürgeler üzerindeki tekelci mülkiyet politikasına geçişi şöyle açıklıyordu:
''Emperyalizmin mümkün olan en kısa tanımını yapmak gerekseydi şöyle derdik: Emperyalizm, kapitalizmin tekelci aşamasıdır. Böyle bir tanım en önemli noktayı içermiş olurdu. Çünkü, bir yandan finans kapital, tekelci sanayici birliklerinin sermayesiyle kaynaşmış bir kaç çok büyük tekelci bankanın sermayesidir ;öte yandan, dünyanın paylaşılması olayı da, herhangi bir kapitalist devletçe ele geçirilmemiş topraklara zorluk çekmeden yayılan sömürge politikasından dünya topraklarını tekelci mülkiyet politikası demek olan sömürge politikasına geçişi açıklamaktadır'' (Lenin, Emperyalizm, s. 102)
Tekelci kapitalizm, bir sömürge tekeli yaratmış sömürge politikasında da buna uygun değişikliği yaratmıştır. Sözü yine Lenin'e bırakalım:
''Dördüncü olarak, tekel sömürge politikasından ortaya çıkmıştır. Eski sömürge politikasının Sayısı dürtüsüne finans kapital, hammadde kaynakları, sermaye ihracı için, etki alanları için -yani karlı işlemler, ayrıcalıklar ilah- ve genellikle ekonomik önemi olan topraklar için mücadeleyi eklemiştir .Avrupa devletlerinin sömürgeleri ( l876'da olduğu gibi) Afrika kıtasının ancak onda birini bulurken sömürge politikası tekelinkinden farklı yöntemlerle, deyim yerindeyse serbest gaspla gelişti.
''Fakat Afrika'nın onda dokuzunun ele geçirildiği (l900'da), bütün dünyanın paylaşılması tamamlandığı zaman, kaçınılmaz olarak sömürge mülkiyeti çağı açılmış bunun sonucu olarak ta, dünyanın bölüşümü ve yeniden bölüşümü için özellikle şiddetli bir mücadele başlamıştır .'' (age., s.l42 )
Emperyalizm döneminde finans kapital dünyanın hammadde tekelini, sermaye ihraç alanlar tekelini ele geçirmeye çalışır.Karlı işlemler,ayrıcalıklar elde etmenin garantisini sağlamaya çalışır .''Sadece sömürgelere sahip olma durumu, tekellere, rakipleriyle olan mücadelelerinde karşılarına çıkacak her türlü rastlantıya karşı tam bir güvence sağlamaktadır.''(age., s. 9S )
Kapitalizmin gelişimi ölçüsünde, hammadde eksikliği kendisini duyurmaktadır .Bu da, yeryüzündeki bütün hammadde kaynaklarını tekeline almak amacında olan emperyalist devletler arasındaki sömürge rekabetini körükler.Teknik gelişmenin çok hızlı olduğu finans kapital şartlarında emperyalizm sadece bilinen hammadde kaynaklarıyla değil,muhtemel hammadde kaynaklarıyla da ilgilenir .Bu da onu her türlü toprağı ele geçirmeye, sömürgeciliği yaygınlaştırmaya,sömürge tekeli kurmaya yöneltir.Bugün işe yaramayan bir toprak, buradaki hammadde kaynaklarının keşfiyle yarın işe yarayabilir.Böylece dünya son karışına kadar paylaşılır,yeniden paylaşım mücadelesi gündeme gelir .''Sermaye ihracatında güdülen çıkarlar da sömürge fethetme arzusunu güçlendirmektedir.Çünkü sömürge pazarında tekel yöntemlerini dayatmak (bazen uygulanan biricik yöntemdir), rekabeti ortadan kaldırmak,sipariş almak, elzem 'ilişkileri' kurmak, daha kolaydır... (age., s.97)
İşte kapitalizmin emperyalist aşamasındaki sömürgeciliğin yeni kazandığı özellikler ve nedeni bunlardır ..,.. Buna ''eski'' sömürgeciliğin, mal ihracı, ucuz işgücü sağlama amaçlarını ve emperyalizm şartlarında büyük önem kazanan önemli ulaşım yollarını (özellikle -başlangıçta- demir ve deniz yollarını) kontrol altında tutma amacını da eklersek emperyalist sömürgeciliğin oldukça tam bir iktisadi tablosunu elde edebiliriz.Ama bu, madalyonun bir yüzüdür . Sermaye ihracının en önemli özelliklerinden birini oluşturduğu emperyalizm, sömürgelerde değişiklik yaratmadan edemez.
''Eskiden sömürgelerle Avrupa halkları -hiç değilse bunların büyük çoğunluğu- arasındaki iktisadi fark, sömürgelerin meta değişimine katılmakla birlikte henüz kapitalist üretime katılmamış olmalarıydı. Emperyalizm bütün bunları değiştirdi. Emperyalizmin belli başlı niteliği, sermaye ihracıdır.Kapitalist üretim Avrupa finans kapitaline bağımlılıktan kurtulması olanaksız hale gelen sömürgelerde gittikçe artan bir hızla kök salmaktadır. ''(Lenin, UKTH, s. 180 )
Sömürgelerin iktisadi yapısındaki bu değişme, toplumsal ve siyasi sonuçlara yol açar, siyasi yönden sömürge boyunduruğu sürmekte, emperyalistlerin aşağılık ve iğrenç zulmü devam etmektedir .Emperyalizme bağlı da olsa, onlar tarafından gerçekleştirilse de sömürgelerdeki kapitalist gelişme, sömürge toplumu .üzerinde derin değişiklikler yaratır. Eski toplumsal yapının (genellikle feodal) çözülmesi ile modern sınıflar teşekkül etmeye başlar. Kapitalizm, geniş halk (özellikle köylü) yığınlarının uyanmasına yol açar; onları siyasi alana çeker. Sömürge Ulusların bağrında emperyalizme karşı mücadele bilinci filizlenir. Sömürgelerde emperyalizme karşı ulusal kurtuluş hareketleri doğar; direniş merkezleri şekillenir. Emperyalizm, sömürgelerde kendi ölümüne yol açacak güçlerin tarih sahnesine çıkmasının şartlarını yaratmıştır.
Emperyalizm döneminde, sömürgelerdeki değişiklikler ,ana çizgileriyle şöyledir.
Bu zulme son vermeden önce,önem taşıyan bir soruna değinelim.Kapitalizmin emperyalist aşamasında ''eski tip'' sömürgecilik (kapitalizmin önceki aşamalarındaki ''eski tip'') varlığını korumakta mıdır? Bu tür sömürgeci ülkeler nasıl bir yola girmişlerdir? Şimdi de bu soruya cevap arayalım.
Bu konuda tipik bir örnek olan Portekiz üzerinde duracağız. Bilindiği gibi Portekiz Batı-Avrupa'nın en geri ülkesi ve daha fazla ABD emperyalizminin hakim olduğu bir yeni sömürgedir. Buna rağmen son yıllara kadar Afrika'daki Angola. Mozambik, Gine-Bissau gibi önemli sömürgelerini ve Asya'daki Doğu Timor gibi küçük sömürgelerini korumuştur .Oysa yukarda da belirttiğimiz gibi, Portekiz hiç bir zaman emperyalist bir ülke durumuna gelmedi. Ancak, 15. yüzyılda Portekiz denizcilikte ve ticaretten gelişmiş devletlerden birisiydi. Bu dönemde ve sonrasında pek çok sömürge edindi. Bu sömürgelerde, diğer bütün sömürgeciler gibi bütün zenginlikleri yağmaladı, yerli halka zulmetti. Zamanla Portekiz, diğer sömürgeci ülkelerin ekonomik bakımdan gerisinde kaldı; bunun sonucu olarak da, İngiltere’nin himayesi altına girdi; sömürgelerini bu sayede muhafaza edebildi. Bu konuda Lenin'e başvuralım:
''Siyasi bağımsızlığın yanında, mali ve diplomatik bağımlılığın biraz farklı örneğini Portekiz vermektedir. Portekiz bağımsız ve egemen bir .devlettir. Ama aslında iki yüzyılı aşkın bir zamandır, İspanyol veraset savaşından (1701-1714) bu yana bir İngiliz-prestektora'sıdır. (İngiliz himayesi altındadır.)
Büyük Britanya, hasımları İspanya ile Fransa'ya karşı mücadelede kendi durumunu güçlendirmek için Portekiz'i ve sömürgelerini korumaktadır. Buna karşılık, Portekiz'e ve Portekiz sömürgelerine mal ve özellikle sermaye ihracı için tercihli koşullar, ticari ayrıcalıklar ve Portekiz Limanlarından, adalarından ve telgraf şebekesi vs. yararlanma hakkını elde etmiştir. Büyük devletlerle küçük devletler arasında bu tür ilişkiler daima olmuştur. Ancak kapitalist emperyalizm çağında bunlar sistemleşmekte olup, 'dünyayı bölme' ilişkileri bütününün bir parçasını oluşturuyorlar. Dünya finans kapitali faaliyetlerindeki zincirlerden birini yaratmaktadırlar. ,, (Lenin, Emperyalizm, s.98-99)
Amil car Cablar ise, Portekiz üzerindeki İngiliz hakimiyetinin tarihini biraz daha beriye alarak ''1775'den beri Portekiz Britanya'nın bir yarı-sömürgesidir'' diyor . (Bak. A.Cabral, Son Konuşmalar , s. 108)
Portekiz, İngiliz hakimiyeti altında,dünyadaki sömürge topraklarının henüz tamamen paylaşılmadığı dönemde,yeni sömürgeler ele geçirebilmiştir 1884-1900 yılları arasında 9 milyon nüfuslu 800 bin metrekarelik toprak ele geçirmiştir.
Portekiz'in sömürgelerini elde tutabilmesinin nedeni İngiltere'ye bağımlılığı ve sömürgelerinin İngiltere'nin koruyuculuğu altında olmasıdır.Lenin,küçük devletlerin sömürgelerini elde tutabilmelerinin nedenini şöyle açıklıyor:
''Büyük devletlerin ganimetleri paylaşmaları için anlaşmaya varmalarını 'engelleyen çıkar çatışmaları, sürtüşmeler,
vb. yüzünden bu küçük devletler sömürgelerini elde tutabilmektedirler... (age., s.94)
Bu şartlarda Portekiz, bir yandan sömürgeler üzerindeki eski tipteki sömürüsünü sürdürür ,zenginlik kaynaklarını yağmalar, ucuz işgücü ve hammadde sağlar, sömürgelere mal ihraç ederken, diğer yandan,aslında İngiliz, daha sonra da Amerikan emperyalizmine bağımlı kapitalizmi vasıtasıyla yatırımlar yapmıştır .Aslında bütün bunlar , Portekiz'den çok Portekiz'in bağımlı olduğu emperyalistler hesabına yapılmıştır.Hatta, emperyalistlerin Angola ve Mozambik’teki yatırımları, doğmadan ekonomik tasarrufları, Portekiz'inkinden fazladır.Amil car Cabral 1972 yılında bu durumu şöyle açıklıyor:
''Angola gerçekten Portekiz'in bir sömürgesi değildir.Mozambik gerçekten Portekiz'in sömürgesi değildir. İstatistikleri görebilirsiniz. Angola'nın esas ihracatının yüzde 60'in dan fazlası Portekiz'e yapılmamaktadır.
Angola ve Mozambik’teki yatırımların yaklaşık aynı oranı Portekiz'e ait değildir ve bu oran her geçen gün artmaktadır. Gine ve Cape Verde çok fakirdir ve iklimleri de çok iyi değildir. Sadece onlar Portekiz'in sömürgeleridir. Portekiz, Angola ve Mozambik’te esas olarak,polis ve vergi alıcıdır.'' (Amil car Cabral, son Konuşmaları, s.108 )
Görüldüğü gibi, Portekiz sömürgeleri siyasi bakımdan Portekiz'e sömürge bağımlılığı içinde olmasına rağmen, ekonomik bakımdan en büyük sömürüyü emperyalistler sağlamaktadır.Emperyalizm şartlarında başka türlü olması. da imkansızdır.
Konumuz açısından belirttiğimiz noktalar sorunun daha iyi kavranmasını sağlayacak en iyi ipuçlarıdır.Ancak, önemli bir sorun, emperyalist dönemde bir yarı-sömürgenin sömürgelerinin olup olmayacağı veya ''eski'' tipte sömürgeciliğin varlığını koruyup koruyamayacağıdır.Bu sorulara şöyle cevap verilebilir.Emperyalizm öncesi dönemde, daha önce özelliklerini belirlediğimiz sömürgeci devletlerin bazıları, emperyalist aşamaya geçecek bir kapitalist gelişme gösterememişler,özel şartların yardımıyla (bir büyük devletin himayesi, büyük devletler arasındaki rekabet
vb. gibi) sömürgelerini koruyabilmişlerdir.Tabii bu devletler, emperyalist dönemde çeşitli emperyalist devletlere bağlanarak, yarı-sömürge durumuna gelmişlerdir.Bu şartlarda,sömürgeleri üzerinden başlıca sömürüyü sağlayanlar da emperyalistler olmuştur.Sömürgelerin siyasi bağımlılığında değişiklik olmamasına rağmen, ekonomik durumunda değişiklikler olmuştur .
Emperyalistlerin sömürgedeki yatırım ve ticaretleri artmış, sömürgeci devlet de emperyalizme bağımlı ekonomik ve askeri imkanları ölçüsünde yatırım, ticaret
vb. yoluyla-' yağmayı sürdürmüştür.işte bu değişiklikleri dikkate alarak, serbest rekabetçi kapitalizmin emperyalizm dönemine miras bıraktığı, ancak önceki dönemden yukarıda belirttiğimiz farklılıkları taşıyan "eski" tipte sömürgelerden ''eski" tipteki sömürgelerin emperyalist dönemdeki devamından söz edebiliriz. belirttiğimiz gibi, bu sömürgelerin geçmişle benzerliği biçimseldir.Yeni şartlarda sömürünün karakterinde önemli farklar ortaya çıkmıştır.Yine aynı şekilde, eskinin sömürgeci devletlerinin, emperyalizm şartlarında yarı-sömürge durumuna geldiği bu istisnai durumda, yarı -sömürgelerin,sömürgelerinden bahsedilebilir. Kısacası, bu tip ülkeler istisnaidir ve sömürgeci devletleri içerirler . Eski dönemde sömürgeleri olmayan bir yarı-sömürge devletin, emperyalizm döneminde sömürgeci olması söz konusu değildir.
Emperyalist aşamadaki sömürgeciliğin başlıca özellikleri böyledir . Şimdi de özel önem taşıyan, hem sömürgelere, hem de bağımlı uluslara sahip bir devlet, Çarlık Rusya’sı üzerinde duralım.