25-09-2011, 22:06
#1
Kullanıcı Profili
Super Moderators
özgürlük ateşi *Şoreşvan*
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Eyl 2010
Üye No: 1409
Mesajlar: 417
Konular: 14
Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 227
287 mesajına 608 kere teşekkür edildi.
IM
İki yeşil, tek devlet
Atılım / Bakış Köşesi - NAZIM KAYALAR
12 Eylül askeri faşist darbenin üzerinden 32 yıl geçti. Hükümetteki 9 yılını deviren AKP'nin “12 Eylül'le hesaplaşacağı”nı iddia ettiği referandum da bir yılını geride bıraktı. Bir yılın muhasebesini yapan AKP medyası, yaldızlı cümlelerle değişen anayasanın “demokrasi”miz için taşıdığı değeri saymakla bitiremiyor. Erdoğan'in Necdet Adalı için döktüğü timsah gözyaşları da hatıralardaki tazeliğini hala koruyor.
Peki, bir yılda; hatta son otuz yılda değişen ne oldu? Anayasa'nın geçici 15. maddesi kaldırıldı. Kenan Evren başta olmak üzere darbeci generaller, darbe suçlularından bir tek isim yargılandı mı? YÖK kaldırıldı mı? Siyasi partiler yasası değiştirilip, yüzde 10 seçim barajı kaldırıldı ya da düşürüldü mü? Anadilde eğitim hakkı mı tanındı? Mal varlıkları yağmalanan sendikalara hakları iade mi edildi? DGM'lere rahmet okutacak ACM'ler ve özel yetkili savcılar, 2004'te AKP Hükümeti tarafından kurulmadı mı?
Hani, AKP 12 Eylül'le hesaplaşıyordu? Darbenin yıl dönümünde, 12 Eylül'de işkenceyle katledilen Mehmet Ceren davası, üçüncü kez reddedildi, iç hukuk yolları kapatıldı. AKP'nin sözde “adalet dağıttığı, 12 Eylül'le hesaplaştığı” bir dönemde.
Bir yılda AKP barutu mu tükendi de, 12 Eylül'le ilgili bütün söylemler, vaatler uçup gitti? Hayır. AKP, toplumsal talepleri, değişim isteğini, 12 Eylül düzeninin adaletsizliğine karşı beklentileri karşılamak yerine gürültülü ve cafcaflı havai fişekler atarak manipülasyon yarattı. İyice ustalaştığı bu alanda beklentileri kendine yedeklemeyi sürdürüyor. Önümüzdeki anayasa tartışmalarında da aynı durumla yeniden karşılaşacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin “asli koruyucu” unsuru olarak kendilerini gören generaller, ortalama her on yılda bir darbe yapmayı kendilerine “hak” olarak görüyorlardı. -Keza bu durum bugün için de tam olarak ortadan kalkmış değil- 12 Eylül darbesiyle bu “hak”kı kullanan generaller, Türkiye halklarının artan sosyal ve toplumsal taleplerini bastırmak için militarizmin bütün yöntemlerini kullandılar. Bu alanda kurumsallaşma yönünde önemli mekanizmaları da devreye soktular. Devletin geleceği, 12 Eylül döneminde haki yeşil tonda şekillendirildi, güvencelendi! Ancak, değişen dünya ve Türkiye konjonktürü, haki yeşil tonda bir düzene sığmıyor. Darbe anayasasının 16 kez değişikliğe uğratılması bunu gösteriyor. Toplumsal beklenti ve ihtiyaç, 12 Eylül'ün bütün kurumlarının değiştirilmesini zorunlu kılıyor. AKP, hükümete gelirken bu beklentilerin sözcülüğüne soyundu. AB uyum paketleriyle “mış” gibi “demokratik” değişimler yürürlüğe sokuldu. AKP, hükümetten iktidara doğru ilerlediği 9 yıllık süreçte, devletin hemen hemen bütün mekanizmalarında tek söz sahibi olmaya başladı. Yargısından YÖK'üne, MGK'sından TSK'sına kadar her kurum, AKP yörüngesine oturtuldu. AKP, halkın değişim beklentisi içinde olan bu kurumlar ve 12 Eylül'ün bütün uzantılarını değiştirmek/ortadan kaldırmak yerine, kendi siyasal çıkarları doğrultusunda kullanmaya başladı. Değişimin sınırları, AKP'nin sınırları kadar oldu; devletin AKP eliyle restorasyonuna dönüştü.
Rejimin kurumlarını ele geçirdikçe devlet partisi olma yolunda basamakların tepesine ulaşan AKP, kendini güvencelemek için 12 Eylül yasalarına ve kurumlarına yaslanmaktadır. AKP'li belediyelerden atadığı cezaevi müdürüne hemen herkes “Devlet biziz” diyor ve buna uygun davranıyorsa, devletleşme yolunda AKP'nin katettiği yol daha net görülebilir. Şimdi AKP'den değişim beklentisi içerisinde olanlar, devletin niteliğinin değiştiğini sananlar koca bir yanılgı içindedirler. 12 Eylül darbesini gerçekleştiren generallerle bugünkü AKP arasındaki fark, sembolleştikleri yeşilin tonu kadardır. 12 Eylül, tüm kurumlarıyla yürürlükte ve AKP eliyle yaşatılmaya devam etmektedir.
12 Eylül darbesinden hemen sonra gördüğü işkence sonucu cezaevinde yaşamını yitiren İrfan Çelik'in eşi ve mücadele arkadaşı Mukaddes Erdoğdu Çelik, Ankara'daki 12 Eylül mitinginde, “Darbeciler hala korunuyor ve var olan sistem darbecilerle hesaplaşmadığı için biz bugün buradayız” diyordu. Durum bu kadar açık ve yalın. Darbecilerle, darbenin bütün kurum ve zihniyetiyle mücadele tüm kararlılığıyla sürüyor, sürecek.