5 yıllık mapusluğunda Burdur ve 19 Aralık Cezaevi Katliamı'na tanık olan Arzu Torun, 19 Aralık sonrası için, "Nevşehir'de tam 12 Eylül'ü yaşadık" diyor.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...]
İSTANBUL (Arzu Demir)- Bayrampaşa, Ümraniye, Bursa, Çanakkale... 19 Aralık Katliamı geride bu cezaevlerinde büyük can kayıpları bıraktı. Anadolu'daki cezaevlerinde katliam nasıl yaşandı? Bu soruya yanıtı, katliama Nevşehir Cezaevi'nde tanıklık eden Arzu Torun verdi. Torun, 19 Aralık sonrası için "Nevşehir'de tam 12 Eylül'ü yaşadık" diyor.
Arzu Torun, cezaevi ile tanıştığında 22 yaşındaydı. Yıl ise 1997. Adana'da tutuklanarak, Konya Cezaevi'ne götürüldü. 5 yıllık tutukluluğu boyunca çok sayıda sürgün ve iki katliam gördü. Önce Konya Cezaevi'nden Adana Cezaevi'ne gönderildi. Burada bir yıl kaldı. Depremde cezaevi hasar görünce, Antep Cezaevi'ne geçici olarak nakledildi. Ancak başka bir cezaevine sevkleri yapılmayınca, 2 ay süren süresiz açlık grevine başladılar. Eylem sonucunda Burdur Cezaevi'ne sevk edildi. Burada, 5 Temmuz 2000 tarihinde düzenlenen katliama tanık oldu, ağır işkencelere maruz kaldı. Ardından Nevşehir Cezaevi'ne sevk edildi. 19 Aralık Cezaevi Operasyonu'na da bu cezaevinde tanık oldu. Aslında Burdur Operasyonu'ndan bir ay sonra cezası dolduğu için tahliye edilmesi gerekiyordu. Ancak, hakkında verilen disiplin cezaları nedeniyle tahliye edilmedi. Tahliye edildiği gün için ise, "Önce dayak attılar, sonra da gecenin vakti cezaevinin önüne koydular" diyor.
Arzu Torun da, operasyonun gerçekleşeceğine dair bir beklentileri olduğunu anlattı, "Sadece zamanı kestiremiyorduk, ancak tetikte bekliyorduk" dedi.
Torun'un anlattığına göre, cezaevine operasyon saat 03.00 gibi başlamış. Torun, 10-12 kişilik koğuşun temsilcisi. Önce kadınlar koğuşuna gelmiş maskeli askerler: "Cezaevinde erkek tutukluların koğuşlarıyla kadın tutukluların koğuşları arasındaki mesafe oldukça fazlaydı. Bu nedenle operasyon sırasında maltada buluşamadık. Asker gelince barikat kurmaya çalıştık ancak başaramadık. O barikat çok hızlı bir şekilde yıkıldı. Yüzü maskeli, silahlı, bombalı askerler koğuşlara girdiler. Ben koğuş temsilcisiydim, komutana cezaevi müdürü ve gardiyanı sordum.
'BU BİR HÜCRE SALDIRISI, TESLİM OLMUYORUZ'
19 Aralık öncesinde ayda bir koğuşa gece baskınları yapılırdı. Komutan, 'bu baskının F tipi ile alakası yok, normal arama yapacağız' dedi. İçeriye girmeye çalıştılar. Bu duruma, 'Burası kadın koğuşu, giremezsiniz' diye itiraz ettim. Komutan ise bu kez, 'Yeter! Kes sesini! Ellerini uzat ve teslim ol!' dedi. Ben de, 'Bu bir hücre saldırısı, teslim olmuyoruz' diyerek aşağıda koğuşa yönelmeye çalıştım. Ancak merdivenlerden inemeden alıp beni dövmeye başladılar. Döverek koridora götürdüler. Döverken de sürekli, 'Burada bundan sonra bizim sözümüz geçecek' diye bağırıyorlardı."
'SİNCAN F TİPİ'NİN AÇILIŞINI YAPTILAR'
Operasyon sırasında elektriklerin kesik olduğunu, bu nedenle televizyon izleyemedikleri için diğer cezaevlerinde yaşananlardan haberleri olmadığını anlatan Arzu Torun, operasyonun devamına ilişkin şunları anlattı: "Beni alıp koridora götürdükten sonra aşağıda koğuşa inip oradaki arkadaşlara saldırdılar. Bizim koğuşa girdikleri sırada erkeklerin de koğuşuna girmişler, çok dağıtmadan arama yapmışlar. Erkek temsilcilerden biriyle bir iki dakika görüşebilme olanağı bulmuştum, bana 'İdareye gidip görüşeceğiz' dedi.
'HERŞEYİ HALLAÇ PAMUĞUNA ÇEVİRDİLER'
Daha sonra erkek arkadaşları göremedik. Çünkü koğuşa ikinci kez saldırıyorlar ve hepsini Sincan F Tipi Cezaevi'ne naklediyorlar. F tipinin açılışını da bu şekilde yaptılar. Erkekleri götürdükten sonra bizim koğuşa ikinci bir saldırı daha yaptılar. Ancak bu kez hem alt kata, hem de üst katta barikat kurduğumuz için 2 saat direnebildik. Sonunda koğuşa girdiler, bizi saatlerce dövdüler. Bütün eşyaları alıp götürdüler. Havalandırmayı kapattılar. Elektrikler kesik, televizyon seyredemiyoruz, diğer cezaevlerinde neler olduğunu bilymiyoruz. Sadece bunun bir F tipi saldırısı olduğunu tahmin ediyoruz. Her şeyi hallaç pamuğuna çevirdiler."
'SİZİ BURADA ÖLDÜRECEĞİZ VE KİMSE DUYMAYACAK'
"Koğuşu resmen işkenceye çevirmişlerdi" diyen Arzu Torun, "Mazgallara vurup cezaevi savcısı ya da müdürü ile görüşmek istediğimizi söylediğimizde, dövüp gidiyorlardı. Birkaç gün boyunca koğuşun kapısında asker durdu. Sürekli tehdit ediyorlardı, 'Sizi burada öldüreceğiz ve kimse duymayacak'. Operasyonun bu kadar kanlı olduğunu da komutanın bir sözünden anlamıştık. 'İstanbuldaki abilerinizi öldürdük, sizi de öldüreceğiz. Herkes gözünü İstanbul'a çevirmiş, kim gelip sizi soracak?' demişti." diye konuştu.
Arzu Torun, operasyonun ardından geçen cezaevinde uyulması gereken kurallar şeklinde bir listenin asıldığını anlattı. Listeye göre, tutuklular artık bir asker gibi ayakta sayım verecek, tek tip elbise girecek. Havalandırmaya her zaman çıkamayacak. Kantin dahil her şey için yazılı dilekçe verecek. Temsilcilik kaldırılacak.
'GÜNDE 3 KEZ SAYIM DAYAĞI'
Söz konusu ilan, cezaevindeki işkencenin uzun süre devam edeceğinin göstergesi olmuş: "Operasyonun hemen ardından sayım saati dışında geldiler. 'Ayağa kalkın, sayım alacağız' dediler. Hepimiz yaralı bir haldeydik. 'Halimizi görüyorsunuz, sayımı böyle alın' dedik. Bunun üzerine saldırıya uğradık. Ve bu sayım dayağı iki ay boyunca günde üç kez sürdü. Slogan attığımızda, yetkililer görüşmek için kapıya vurduğumuzda, marş söylediğimizde, her durumda dayak yiyorduk."
'ALIN SİZE HAVALANDIRMA'
Torun, bu uygulamaları "19 Aralık sonrasında Nevşehir'de tam 12 Eylül'ü yaşadık" sözleriyle özetliyor ve ekliyor: "O günlerde hava çok soğuktu. Nevşehir'de kar havalandırmada diz boyuydu. O yıl da çok kar yağmıştı. Havalandırma hakkımız gasbedilmişti. Biz de buna itiraz ediyorduk. Bunun üzerine, bizi dövüp, yakapaça havalandırmaya atıyorlardı. O zaman süresiz açlık grevindeyiz hepimiz. Akşama kadar karın içinde kalıyorduk, 'alın size havalandırma' diyorlardı. İçeriye aldıklarında artık donmuş vaziyette oluyorduk."
Arzu Torun, operasyonun her anını hatırlamakta zorluk çektiğini söylüyor, "Siyasi tutuklu arkadaşım Muhabbet Kurt ile birlikte İçimizdeki Bahar kitabını yazarken de zorlandığım şeylerden biriydi bu" diyor. Yaşadığı acıları unutmak için özel bir çabası yok aksine unutmakak gerektiğinin altını çiziyor ve ekliyor: "Çünkü bu katliamla hesaplaşılmalı."
'DİRENMEYE ODAKLANIYORSUN'
19 Aralık Katliamı için "Kişiliğimizi ezerek, bizi asker haline getirmek ve cezaevlerinde 12 Eylül koşullarını yaratmak istediler" diyen Arzu Torun, "Bu durumda biz de sadece ve sadece direnmeye odaklandık. Çünkü ancak o durumda onurumuzu, kişiliğimizi koruyabilirdik" diyor.
Arzu Torun, ayakta sayım vermeme direnişinin gelecek yeni saldırıların önüne geçtiğinden emin: "Eğer cezaevinde tek tip kıyafete geçemedilerse, sayım sırasındaki direnişimiz engelledi. Orada bir direniş olmasaydı, tek tip kıyafete geçmenin koşulu yaratılmış olacaktı."
Operasyonun bıraktığı izler ise hala silinmiş değil. Rüyalarında gördüğünü anlatıyor Torun: "Hala rüyalarımda cezaevini yaşıyorum. Bu çok normal değil. Operasyonu yaşamamış biri, böyle bir rüya görmez herhalde. Geceleri ses olduğunda -baskınlardan kaynaklı- sürekli tetiktesin ve herkesten daha hızlı davranıyorsun, sese daha fazla duyarlısın."
'BAŞEĞMEMEK MUTLULUK KAYNAĞI'
Arzu Torun'un son sözü ise şöyle: "Onlar bütün silahları, bombalarıyla geliyorlar. Bizim elimizde hiçbir şey yok. Ama duruşumuzla, direngenliğimizle onlara cevap verdik. Bu direniş, insanı inanılmaz motive eden bir şey oldu. 'Senin bu kadar gücün varsa, benim de ortaya koyduğum yüreğim var. Başeğmiyorum' diyorsun. Bu da mutluluk kaynağımız oluyor."
ETHA