Suriye'deki gelişmeleri ETHA'ya değerlendiren gazeteci Ziya Ulusoy, emperyalist devletlerin Suriye'ye saldırı görevini Arap Birliği ve Türk devletine verecekleri görüşünde. Ulusoy, bölgesel savaş riskine de dikkat çekti.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...]
İSTANBUL- Atılım Gazetesi yazarı Ziya Ulusoy, Suriye'de yaşanan halk isyanını ve isyanın bugün geldiği aşamayı değerlendirdi. Emperyalist devletlerin isyanı maniple edip kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek istediğini ifade eden Ulusoy, Türkiye'nin de bunda önemli payı olduğunu belirtti. Türkiye'nin Kürt sorunundan da kaynaklı Suriye sorununa daha fazla müdahaleci olduğuna dikkat çeken Ulusoy, emperyalist işbirlikçiler karşısında demokrasi ve özgürlük isteyen Suriye halkının yanında olmak gerektiğini söyledi.
Suriye'de yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendirmek gerekir?
Suriye'deki hareket başlangıçta gerçekten de bir halk hareketiydi. Ürdün Halkçı Birlik Partisi yöneticisi bir arkadaş kendisiyle yaptığım röportajda söylüyordu; halkın baskılara karşı tepkilerinden geliyor, kısmen yoksullaşmanın etkisi de var. 2005 yılından itibaren neoliberal politikalar Beşar Esad ve Türkiye'nin öncülüğünde hızlandırılarak uygulandı. Suriye pazarı Türk mallarıyla doldu. Devlet fabrikaları, yerli fabrikalar iflas etti.
İki etken var; baskıya karşı demokratik özgürlükler talebi ve yoksulluğun ve işsizliğin etkisi.
Ama halk hareketini muhalefetteki örgütlü siyasi güçler hegemonyası altına alıyor. Muhalefet ikiye ayrılmış. Burjuva muhalefetin asıl etkili akımı iki değişik kesimin birleştiği bir hareket. Müslüman Kardeşler veya politik İslamın büyük bölümüyle, emperyalist ülkelerde sürgünde bulunanlardan -Haddam gibi, bu ve diğer burjuva bazı muhalif partiler Suriye Ulusal Konseyi şemsiyesi altında birleştirildi.
İŞGALE KADAR GİDEBİLİR
Şimdi ona bir askeri aparat da eğitip eklediler. Birinin adını "Suriye Özgürlük Ordusu" koydular. Bu aparatta, yalnızca politik İslami güçlerin militanları mı, artı ordu içinden katılanlar mı, daha fazlası var mı bilmiyorum. Türkiye'de eğitiyorlar, koruyorlar ve askeri eylem yaptırıyorlar. Ayrıca Hariri'nin yardımıyla Lübnan üzerinden, Suudiler eliyle Ürdün üzerinden silah ve askeri eylemci sokuyorlar. ABD emperyalistleri Clinton'un ağzından 'Bu görevi Arap Birliği ve Türkiye'ye verdik, onların liderliğinde Suriye'deki değişimi destekliyoruz' dediler. Diplomatik ambargo ve BM'de askeri saldırıya kapı açacak bazı kararlar aldırmaya kadar gidiyor bu. Eğer aldırırlarsa, birinci planda Arap Birliği ve Türk burjuva devletinin askeri gücünü devreye sokacaklar ve gerekçe olarak da oradaki halk hareketine karşı işlenen insanlığa karşı suçlar biçiminde son derece masum bir gerekçe kullanacaklar. Havadan ve belki karadan silahlı saldırı ve işgale kadar gidecek kararlar alacaklar. Türkiye bu bağlamda aktif ve saldırgan bir rol aldı.
Türk hükümeti Ulusal Konseyi kendisine yakın görüyor. Birincisi, Müslüman Kardeşleri politik İslami özelliği ile kendine yakın görüyor, emperyalizmle entegre etmek istiyor, bu ABD'nin işine geliyor. Bir araç olarak kullanmak istiyor, Suriye rejimini devirmek için. Farklı çıkarlar bir şekilde gelip politik olarak çakışıyor. Şimdi ikincisi, batılı emperyalistlerin desteklediği burjuva muhalefetle AKP hükümetinin burjuva niteliği de birbiriyle çakışıyor. Bütün bunlar emperyalistlerin Baas rejimini yıkma politikalarıyla birleşiyor.
KÜRT MESELESİ İLE İLİŞKİSİ
Emperyalistler ve Türk burjuvazisi, Suriye'deki olası yeni rejimi, çıkarlarına göre şekillendirmek için askeri saldırı dahil himayeci sömürgeci politika güdüyorlar. Türk burjuva devletinin askeri saldırgan rol üstlenmesinin ve Başbakanın "Suriye bizim iç sorunumuzdur" sözüyle himayeci sömürgeci politikasını telaffuz etmesinin diğer bir özel nedeni de Kürt sorunudur. Suriye'de biliyorsunuz son yıllarda hızla örgütlenen kuzeyin yurtsever hareketiyle bağlantısı olanlar var. Onlardan ayrı yurtsever bazı partiler var, azınlık da olsa siyasi özerklik talep etme olasılıkları var. Bu Ankara'yı endişelendiriyor. Kuzey'de olası etkisi de endişelendiriyor. Bu olasılık doğrudan Türk burjuva devletinin özgün askeri saldırganlığını artırıyor. Bu nedenle ordu birliklerini saldırıya hazır tutuyor.
Suriye'deki hareketi, Arap coğrafyasında yaşanan Arap Baharı diye anlandırılan hareketlerden ayıran özellikler nelerdir?
Libya'ya benzeyen yanları var, farklı yanları var. Mısır'a benzeyen yanları var, farklı yanları var. Libya'ya benzeyen yanı şu; ABD emperyalistleriyle bugün uzlaşsalar bile Suriye Baas rejimi ve Libya eski Kaddafi yönetimi. Yine de bunlara belli mesafesi olan iktidarlar, geçmişte Sovyetler Birliği ile bağlantıları olmuş, bugün Rusya ile Çin'le bağları olan, ABD ve Avrupa emperyalistlerinin geçmişlerinden dolayı cezalandırmak istediği iktidarlar. Emperyalistler bugün artık bunlara dayanma ihtiyacı duymuyorlar. Fırsat bulmuşken daha işbirlikçi akımları iktidara getirmek istiyorlar.
Biliyorsunuz Irak işgalini başlatırken ABD, iki küçük ülkeyle birden savaş tezi ortaya atmıştı. Irak işgalinden hemen sonra Suriye'yi işgal edeceği söyleniyordu. Fakat Afganistan ve Irak'taki direniş uzayınca bunu yapamadı. İşgale rağmen tam zafer kazanamadığı için Suriye'yi işgal edemiyordu. Şimdi Suriye'deki milliyetçi Baas rejimine karşı bir halk hareketi patlak verince, bundan yararlanıp muhalefeti ABD'ci bir rejim olarak şekillendirmeye çalışırken, ama iktidarı devirmek için silahlı, askeri saldırı yolunu tutacağı görülüyor. Bu yanıyla Libya'ya gerçekten benziyor. Fakat burada Libya'dan farklı olarak, halk başta baskılara karşı sokaklara döküldü. Libya'da başta bunun rolü çok azdı. Dolayısıyla hemen hemen başından itibaren ABD'li emperyalistler işbirliği yapacak burjuva akımlardan, politik İslamcılardan, yerellerde nüfuz edinmiş aşiret liderlerinden oluşan ve Kaddafi rejiminin çözülmesinden oluşan bir muhalefet hareketi hemen başladı. Suriye'de bu birkaç ayı aldı. ABD ve Avrupalı emperyalistler haricinde, Lübnan, Ürdün tarafından giriş yaptırarak eylemler yaptırıyorlardı askeri eylemcilere. Şimdi Türkiye aracılığıyla yaptırıyorlar. Dolayısıyla askeri eylemler başlayınca, bu sert çatışmalar halk hareketini emperyalist ve bölgedeki gerici iktidarların işbirlikçisi güçlere doğru hegemonya kaymaya başladı. Bağımsız halk hareketi de var tabii. Başlangıçtaki Arap devriminden etkilenen bir halk hareketi, daha sonra emperyalistler ve işbirlikçilerinin hegemonyasının ağır basmaya başladığı bir harekete dönüşüyor. Ancak kısmen Arap Baharına benziyor başlangıcı itibariyle.
'BÖLGESEL SAVAŞ OLABİLİR'
Türkiye'nin Suriye sınırına askeri birlikler kaydırdığı iddiaları gündemde. Keza Rusya'nın savaş gemisi filosunu Suriye'ye göndereceği şeklinde iddialar var. Rusya ve İran füze kalkanını vuracaklarını ilan etti. Bunların toplamından baktığımız zaman bir bölgesel savaş riski var mı?
Şimdi bölgesel savaşa dönüşme riski var. Emperyalistler bunu bölgesel savaşa dönüştürmeme taktiği izleyecekler. Ben İsrail'in güneyde yoğunlaştığı Lübnan sınırında, Hizbullah'ın gücünü etkisizleştirmek için savaşa ve işgale başvuracağını düşünüyorum. Fakat Arap ulusalcılığını ayaklandırmamak için güneyden Suriye'yi doğrudan işgal etmeyecektir.
Suriye'ye hava ve kara savaşı görevini Arap Birliği denen o gerici birlikle Türk devletine verirler. Şimdi BM'den karar çıkartmaya çalışıyorlar, bir meşruiyet kazandırmak için. Rusya, Libya'daki gibi veto etmezse, vazgeçerse o durumda bile İran'ın Suriye gibi temel bir müttefikini kaybetme riskine karşı bile savaşa hemen girmeyeceğini, kendisine saldırılmasın diye Türkiye'deki füze üssüne bile hemen saldırmayacağını düşünüyorum. Çünkü, eğer Kürecik'teki füze radar üssünü erken bir şekilde bombalarsa kendisine karşı bir askeri saldırganlığı erkene aldırır. Bence daha küçük olan burjuva devletlerin, emperyalistlere karşı savaşa erken değil geç girme politikaları olagelmiştir. Bundan dolayı İran doğrudan kendisine saldırılmadığı müddetçe, bazı hareketlere girişse bile savaşa girmez diye düşünüyorum.
'Suriye ordusu daha yıkılmamışken, İran ordusu da savaşa girerek, henüz göreceli avantajlıyken değerlendiremez mi' sorusu sorulabilir. Fakat burjuvazi kendi bireyci çıkarını müttefikine göre önde tutar, sonunda savaş sırasının kendisine geleceğini bilse bile.
Suriye'den sonraki bir adım da İran'a yönelik saldırı gerçekliği var...
Burjuva enternasyonalizmi emperyalizme karşı işleyen bir şey değildir. Müttefik olabilir ama kendisi işgal edilmeden İran bir savaşa girmez. Şöyle diyelim, Irak işgaline Libya da karşıydı ama savaşa girmedi.
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Ankara'ya geldi. Bu sıcak atmosferde Türkiye'de bulunması... İran, Suriye, PKK'yi konuştular. "Biden iyi şeyler olacak dedi" şeklinde sözü oldu Gül'ün. Bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biden de, diğer dış savaş başkanları da değişik dönemlerde, en önemli konularda doğrudan gelip görüşerek ya emir veriyorlar ya birlikte ortak bir saldırı kotarıyorlar, böyle oluyor. Bu da onlardan biridir. Muhtemelen 'biz PKK'ye karşı size daha çok destek ve gelişkin savaş silahları verelim, siz de Suriye'de savaşta şöyle bir rol üstlenin' demiştir. Gül, bunları "iyi şeyler" olarak yorumlar tabii. "Suriye'deki sorunlar iç meselemizdir, dolayısıyla bizim karışma hakkımız var" diyerek emperyalist bir saldırganlığı savunuyorlar. Hem de "iyi şeyler" diye halklarımıza yutturmaya çalışıyorlar.
'EMPERYALİSTLER HALKIN TEPKİSİNİ KULLANIYOR'
Irak'ı işgal döneminde Türkiye'de güçlü bir işgal karşıtı mücadele yürütüldü. Suriye'ye yönelik olası bir durumda toplumsal muhalefetin oynaması gereken rol nedir?
ABD emperyalizmi yanlısı diktatörlüklere ve işbirlikçi krallıklara, emirlere veya diğer diktatörlüklere karşı Mısır'da, Tunus'ta, Yemen'de buradaki halk hareketleri geliştiği zaman Türkiye'de geniş kesimlerde sempatiyle bakıldığını biliyoruz, bu iyi bir şey. Suriye'deki rejimi yıkacak herhangi bir şeye çok da olumsuz bakılmıyor, emperyalistler de bunu kullanıyor.
Şimdi Arap halklarının şu yanını taktir etmek lazım, dış sorunlara bakmadan ayağa kalktı bu cesur bir yanı. Fakat aynı zamanda bilinç ve örgütlülük düzeyi çok mu ileri? Arzu edilen derecede değil. En ileri burjuva muhalefet hareketi dahil, politik İslamcı hareket dahil, bu hareketleri emperyalistler rahatça işbirlikçi hale sokup karşıdevrimi yeni bir biçimde restore etme aracına dönüştürüyorlar. Mısır ve Tunus'ta izlenen bu. Müslüman Kardeşler ve liberal kesimlere önemli rol veriyorlar bu anlamda. ABD ve Avrupalı emperyalistlere işbirlikçi olan rejimler yıkılmaya giderken bunu yapıyorlar.
Fakat Libya ve Suriye gibi yerlerde, Irak'ta diyelim işbirlikçilikte mesafeli olan iktidarlara karşı ise doğrudan askeri saldırganlıkla birleştiriyorlar. Diktatörlükleri yıkma argümanı kullanıyorlar. AKP de bunu kullanıyor. Dolayısıyla bu Türkiye'de halkı da etkiliyor. Emperyalist savaş karşıtlığının düşük olmasının sebebi bu. Bizim burada iki noktaya dikkat etmemiz lazım. Suriye'de, emperyalistlere işbirlikçi olmayan emekçi ve ilerici muhalefet hareketini desteklerken, örneğin komünistlerin içinde yer aldığı Suriye Halkının Kurtuluşu İçin Değişim Cephesini desteklerken, işbirlikçi Ulusal Konsey ve emperyalist savaş güçlerine karşı çıkmamız, mücadele etmemiz, işgali protesto etmemiz gerekir.
AKP'liler ve liberaller o kadar ikiyüzlü ve çifte standartçı ki, Kürtlerin silahlı mücadelesini "insanlık düşmanı" ilan ederken, Ankara ve ABD'nin hazırlanmakta olan savaşını "insani", Suriye "Özgürlük" Ordusu'nun askeri saldırlarını "özgürlüksever" olarak gösteriyorlar.
Türkiye'deki toplumsal harekete nasıl bir rol düşüyor?
Bir yandan emperyalist devletlerin ve Arap Birliği'nin askeri saldırganlığına, Türkiye'nin askeri saldırganlığına karşı çıkmalıyız. Diğer yandan ilerici ve komünist güçleri de destekliyoruz. Emperyalist saldırganlığa karşı mücadele etmeliyiz, hem de oradaki baskıcı diktatörlüğe karşı da emperyalist işbirliği olmayan muhalefeti desteklemeliyiz.
ETHA