ATILIM/Başyazı
2012 yılı, egemen sınıflar için hiç kolay geçmeyecek. Ekonomik kriz, kapitalizmin genel krizi gibi bir ağırlık kazanarak küresel çapta sarsıcı ve yıkıcı sonuçlar üretiyor. Yerkürenin en ücra noktalarına kadar emperyalist zincirin hiçbir halkası bu krize karşı korunaklı değil.
2011 genel seçim propagandasında AKP'nin temel sloganı istikrardı. Gazetemiz de buradan yola çıkarak devrimci politikanın istikrarı bozmaya odaklanması gerektiğini işlemişti. Küresel çapta ekonomik krizle birlikte tehdit altında olan yalnızca ekonomik istikrar değil, beraberinde siyasal istikrar da tehlikede demektir. İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımı adaletsizliği, yolsuzluk konuları ezilenlerin safında mücadele isteğini büyütecek, kamçılayacaktır. Her küçük direniş, her mevzi çarpışma, büyüme ve yaygınlaşma potansiyeli barındıran kıvılcım gibi olacaktır. Kürt halkının KCK operasyonları ile örgütsüzleştirilmek istenmesi, öncüsüz bırakılması ve önderliğinden koparılmaya çalışılması ise başlı başına siyasal kriz unsurudur. Kürt sorununun güncel ve somut biçimde bir ulusal direniş halini almış, Kürtleri ulusal demokratik çizgide birleştirmiştir. Kürt halkının bu kararlı direnişinin Batı'da siyasal özgürlükler, örgütlenme özgürlüğü ve demokratik haklarla, işsizlik, yoksulluk, gelir uçurumu etrafında yürütülecek mücadele ile birleşme olasılığı Türk burjuvazisi ve sömürgeci rejimin en büyük korkusu ve kabusudur. AKP'nin “faşistleşmesine” kanıt olarak gösterilen siyasal saldırganlık, polisiye baskı, yargı kıskacı, anti-demokratik yasalar çıkarma
vb. yakaladığı ekonomik ve siyasi istikrarı koruma, iktidarlaşma sürecini tamamlama amacıyla bağlıdır. İçeride siyasal gericiliği tırmandırmanın, baskı ve zorbalığın bir sınırı vardır. Siyasal ve sınıfsal çelişki ve çatışma dinamiklerinin sertleşmesiyle sınıra varılır ve artık işlevsizleşir. Bu durumda, yeni argümanları devreye sokmak kaçınılmaz olur. AKP ve Erdoğan da bugün buna soyunmuş durumda.
Türk milliyetçiliğini yedeklemek, her türden burjuva muhalefeti sisteme bağlamak, liberal çatlaktan kan kaybını ve kopuşu önlemek, emekçi halk ve ezilenler arasında biriken hoşnutsuzluğu ötelemek için bölgesel savaş kışkırtıcılığına sarılıyor. Bu noktada hemen belirtmeliyiz ki, emperyalist politikalara angaje olmuş ve ABD emperyalizminin tetikçiliğini üstlenmiş bir devlet ve hükümet olgusunu akılda tutmak kaydıyla, sorunun iç politika ile ilişkileri üzerine odaklanmak, devrimci politikaya somutluk kazandırmak açısından daha önemli ve gerçekçi yöntemdir.
AKP kurmaylarının öteden beri neo-Osmanlıcı, bir diğer ifadeyle bölgesel emperyal hevesler taşıdığı biliniyor. Üstelik bu hevesin bölgesel saldırgan bir politikaya dönüşmesi, Türk tekelci burjuvazinin yeni pazarlara açılma isteği ile de uyumludur. Arap halklarının yerli işbirlikçi diktatörler, emperyalist blok ve devletler, bölgenin gerici devletleri ile aralarındaki devrim-karşı devrim biçiminde sertleşen çarpışma ve isyanlarıyla yangına dönüşen Ortadoğu coğrafyası üzerinden en utanmaz pazarlık ve rekabet koşullarının yarattığı siyasi kaos ve belirsizlik ortamından yararlanmak için AKP ve Türk burjuvazisi, yoğunluğu ve sınırları önceden kestirilemeyecek bir bölgesel savaşı kışkırtmaktadır.
Tayyip Erdoğan'ın son dönem konuşmalarında Filistin-İsrail sorunundan başlayıp Lübnan, Suriye, Irak, Yemen, Bahreyn, İran ve hatta Afganistan'ı da dahil ederek bu ülkelerde yaşanan hiçbir soruna 'bigane kalamayız', hiç kimse buralarda yaşanan sorunlara 'bizim iç sorunumuzdur' diyemez, açıklamaları kısa-orta vadede bir savaş olasılığına hazırlık mahiyetindedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, bu kriz coğrafyaları ve faktörlerine Kürdistan ve Kürt sorununu dahil etmiyor olması, AKP'nin milliyetçi-şoven ikiyüzlülüğü ile sınırlı değil. 2011 seçimleri öncesinde Erdoğan'ın 'Kürt sorunu yoktur' sözünü, sırf Türk milliyetçisi oylar için söylememiş olduğunu ve tekrar inkar çizgisine dönmüş olduğunu şimdiki sözleri ile pekiştirerek net biçimde itiraf etmiş oluyor.
AKP ve Erdoğan, Türk devletini saldırgan ve yayılmacı bölgesel bir güç düzeyine taşımış olduklarını egoları şişmiş halde dile getiriyorlar. “İçeride” hemen hiçbir temel sorununu çözmemiş/çözememiş durumda. Rejimin yapısal kriz unsurları esası itibariyle yerinde dururken AKP tüm dikkatleri dış politikaya odaklayan stratejik bir karar eşiğine dayandı. 2002'de hükümete geldiği dönemin siyasal koşulları rahat hareket etmesi için elverişliydi. Beklenti yaydı, toplumsal reform ve demokratikleşme taleplerini oyaladı, çözüm vaat etti, erteledi, öteledi. Rejimi krize sokan temel sorunları bir yandan küçümsedi, basit, güncel politik-propagandif adımlarla çözeceğini sandı, bir yandan makyaj ve manipülasyonla durumu idare edeceğini hesapladı. Bugün ise her açıdan sınırlarına gelmiş bir AKP gerçekliği ile karşı karşıyayız. Bu aşamadan sonrası AKP için “Altın vuruş” olacak.
Savaş tehditleri veya hazırlığı, egemen sınıfların milliyetçi propagandaları için en elverişli fırsattır. Erdoğan'da dozu giderek yükselen biçimde Türk halkını bölgesel bir savaşa hazırlıyor. Bu yolla içeride hem birikerek büyüyen sorunları hem de zaten çözemeyeceği ve çözmeye niyetinin olmadığı bu temel meseleleri ötelemiş olacak, halkı oyalamak ve bir dönem daha ömrünü uzatmak için zaman kazanacak. Diğer yandan, Türk burjuvazisi gönlünde yatan aslan misali iştahla beklediği bölgesel pazarlara yayılmacı savaş ile girme fırsatı yakalayacak. Türk burjuvazisi için sonucu ne olursa olsun, ama her halükarda bu bölgesel yayılmacı savaş kışkırtıcılığı, Türk halkı ile bölge halklarını karşı karşıya getirecek, düşmanlaştıracak ve halkları birbirine kırdıracak.
Devrimci ve sosyalist hareket, bu koşullarda sözün sınırlarını aşacak bir politik eylem planı hazırlama göreviyle yüz yüzedir. Sosyalistler, yakın dönemde net bir perspektif oluşturdular. Burjuvazinin siyaset gündemlerine ilgisiz ve kayıtsız kalmama, ezilenler adına müdahale etme görevinin altını çizdiler. Ancak bunun tek başına yeterli olmadığını belirterek, işçilerin ve emekçilerin gündemlerini, burjuva siyasetin gündemlerinden bağımsız olarak ortaya koyma ve bu temelde bir siyasal saflaşma yaratmanın önemini ve aciliyetini vurguladılar. Güncel politik gelişmelere devrimci müdahale ile önderleşme arasında kurdukları bu bağ, şimdi somut koşullarda bir dönem politikası ve hareket planı haline getirilerek sınavdan geçmeyi bekliyor.