| |
Lazlarda asimilasyondan payına düşeni almışlarımıdır?
“Türkiyecin çeşitli bölgelerinde Lazca konuşuluyor, çeşitli derken Sakarya, Yalova, İzmit ve doğu Karadeniz in doğusunda.
Ebetteki halkın yaşadığı bölgelerde, kendi dillerine müdahale etmek zordur, buradan hareket ederek kimse bizim dilimize karışmıyor gibi yorumlarda bulunmak, somut değerlendirme değildir.
Yöresel olarak kullanılan dillere sokakta ki konuşmalara açıktan müdahale edilmemesini, asimilasyon politikası ile ilişkilendirerek, asimilasyon yoktur sonucuna varılamaz. Eğer bir dili konuşan halk varsa ve bu dili, eğitim amaçlı kullanılmasına müsaade edilmiyorsa zaten orada asimilasyon uygulanıyor demektir. Ki bizim ülkemizde Türkçeden başka dillerin kullanılması suç sayılıyordu. Ayrıca 30 yıl önce benim ilkokul çağlarında Lazca konuştuğum için, hem de mahallede, öğretmene şikâyet ettikleri için dayak yediğim aklımdan çıkmaz. Dayağı sadece ben yemedim, benimle beraber konuşan arkadaşlarım de yediler.
O öğretmen kendiliğinden mi bize Lazca konuşmayı yasaklıyordu? ebetteki hayır,(önceki yazımda belirttiğim gibi) çıkarılan yasalar yüzünden bu uygulamayı yapıyordu öğretmen.
Ayrıca bir dilin kullanılmasını savunmak, bir hak tır, bundan dolayı ırkçılık yapılmaz, yanı resmi dilin dışındaki dillerin eğitim amaçlı de kullanılmasının savunulması ayrımcılık değildir, tam tersine halkların kardeşliğini eşit haklar temelinde savunmaktır.
Türkiye de dillerin TV den yayınına izin verildi peki hangi diller yayınlanıyor?,Lazca neden yayınlanmıyor?,Çerkezce dil olarak kullanılmamasına rağmen o dil yayında kullanılıyor da neden Lazca yok?.acaba Lazlar mücadelelerini vermediklerinden mi?belki de evet demek gerek.
Marmara bölgesinde yaşayan Lazlar, batum dan dan. Rize den Artvin den Trabzon’dan göçmüş Lazlardır. Ancak Rize ve Artvin sınırları dâhilinde yaşayan Lazların orası ana vatanlarıdır. evet kardeşlerinin önemli bir bölümü Gürcistan bölgesinde yaşıyorlar, ama TC’nin kuzey doğusu ile coğrafi yakınlığı düşünüldüğünde Trabzon bölgesi dahil kolheti nin sınırları dahilinde olduğunu görebiliriz.
Aslında bu meselelerin bugün burada tartışılmamasını isterdim. bugün asil meselemiz neden Türk veya Laz yada Kürt olduğumuz olmamalı idi. gerek ülkemizde yaşayan emekçiler gerek dünya üzerinde yaşayan emekçilerin başına bele olan kapitalizm her geçen gün azgınca saldırılarını artırarak üzerine, üzerine geliyor.
Avrupa artık eski Avrupa, yani sosyal devletin egemen olduğu, sosyal adaletin sağlandığı Avrupa değil. Kapitalizmin bütün hakları adım, adım emekçilerin elinden geri alındığı bir Avrupa var karşımızda. Bütün hükümetler egemenlerinin(kapitalislerin)isteklerini yerine getirme yarışı içindedirler. Avrupa da bunu hemen uygulamak kolay olmuyor, toplumsal muhalefet geleneğine sahip emekçiler toplu karşı koyuşu, yasaların hayata geçirilmesinde zorluklar doğuruyor.
Bizim gibi sınıfsal muhalefet geleneği olmayan dayanışma kültürü gelişmemiş ülkelerde, her zaman iktidardakiler kazanır.
Dikkat ederseniz özellikle son zamanlarda çıkarılan yasalarda hiçbir muhalefetle karşılaşmadılar.
sadece Kürt meselesinden dolayı çıkarılmak istenen yeni terörle mücadele yasası bile,yarın işçilerin hak gasplarına karşı geliştirecekleri direnişleri bile terör sayılacak,belki AKP ye oy verenler farkında değil ama,yarın baş örtüsünü elkaidenin sembolü olarak niteleyip terör suçlusu olarak yargılanmayacaklarını kimse garanti edemez.
Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan fındık üreticileri, çay üreticileri,ürünlerinin parasını alamadıklarında FİSKO birliğin veya ÇAYKURUN, yada çaylarını sattıkları özel bir şirketin önünde toplanmaları durumunda terör örgütü oluşturmak suçundan yargılanmayacakları hakkında kimse garanti edemez.
Şimdi halk sesini çıkarmıyor, neden? Çünkü PKK meselesi şovenizmin ulaştırdığı noktada, bu yasaları meşru olarak yutturuyor. Bazı kendini bilmez "vatanseverler" bütün bu gerçekleri görmeden ellerine Türk bayrağı alıp güya "demokratik" haklarını kullanmak adına Bergama ya giden papazı protesto ediyorlar. Neymiş misyonerlik yapılıyormuş. Her işimiz bittide şimdi en demokratik hak olan inanç hürriyetine müdahaleyi kendinde hak görüyorsun veya linç girişiminde buluyorsun.
18 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyormuş,bu insanları bu duruma kim getirdi kafa yoruluyor mu?hayır,onu düşünmek onların işi değil.peki şimdi bütün bunlarla ilgili neler yapabileceğimizi hiç düşünüyor muyuz?.
Hâkim sınıfların hedefi sömürmek, sömürmek için ellerinden geleni yapmaktır, en başta gelen yöntemleri; böl parçala yönet mantığıdır.
Unutmamak lazım ki sermayenin mantığı da, yerli yabancı, dinli dinsiz, Hıristiyan Yahudi anlayışı yoktur. Sömürenin, türkü, kürdü, Laz’ı, Amerikalısı, Rum’u, arabı çini, Japon u yoktur. Paranın da dini imanı yoktur, para kimin elinde ise iktidar da onun elindedir. Emekçilerin de sınır tanımaksızın, kendilerini sömüren, ezen, kapitalizme ve emperyalizme karşı birlik ve beraberlik içinde olması kadar doğal ne olabilir.
Demem o ki Türk burjuvazisi, emperyalizmin hizmetinde olduğu için, Türkiye işçi sınıfının de dostu değildir.
Ben Laz olduğum için her hangi bir Türk veya Kürt işçiden az sömürülmüyorum veya pazara gittiğimde satıcı bana Laz olduğum için daha ucuza mal satmıyor. Yaşam koşullarımızı belirleyen Kürt, Türk veya Laz şovenizmi değil, kapitalizmin sömürü mantığından kaynaklı politikalardır. o halde bu ülkenin bütün emekçileri birlik ve beraberlik içinde olmaları gerekiyor. bizim hem ekonomik hem de politik özgürlüğümüzü sağlayacak olan, emeğin iktidarı olacaktır.
En adil adalet halkın adaletidir.”
|
|