| |
Telif Hakkı ve Korsanlar
“Bir zamanlar masallara konu olan korsanlar vardı. Çocuklar oyunlarda korsan rolünü kapmak için yarışırlar, halk da onlara sempatiyle yaklaşırdı. Korsanlar otoriteye baş kaldıran zenginden çalıp, kendi aralarında paylaşan kanun kaçaklarıydı. Korsan deniz demekti. Henüz tiranlar yeryüzüne hakim değilken, açık denizde, keşfedilmemiş adalarda saklanan korsanların maceraları dilden dile aktarılarak destanlaştırılırdı. Karadaki eşkıyalar gibi. Yaşar Kemal’in İnce Memet’i de ağalığa, feodal beylere ve zalimlerin yanında yer alan devlet güçlerine baş kaldıran bir eşkıyaydı.
Gün oldu, devran döndü, ulus-devletlerin düzenli ordularının güçlenmesi sonucu korsanlar denize, eşkıyalar dağlara veda ettiler. Ama söylenceleri kaldı. Şiirlere, masallara, romanlara, filmlere konu olmaya, okunmaya, izlenmeye devam ettiler.
Günümüzde korsan tanımının kapsamı genişledi. Hava korsanı, kitap, CD korsanı, internet korsanı v.b. Bir de tanınmış marka giysileri taklit eden, ‘contre-façon’ üretim yapan ‘korsan işletmeler’ var. Hatta bu korsan üretim geri bıraktırılmış ülkelerde devlet desteğiyle yapılıyor. Bilindiği gibi dünyada paylaşılmayan pazar kalmadı. Emperyalist-kapitalist devletler pazar savaşında bitap düştüler. Soluk alabilmek, krizlerini atlatabilmek için söz konusu korsanların pazardan kaptığı payı geri alabilmenin yollarını aramaya başladılar. Microsoft’un patronu Bill Gates’in Türkiye ziyareti de korsan yazılım programlarını engellemeye yönelikti. AB Parlamentosu 9 Mart 2004’te ‘contre-façon’ üretime ve internet korsanlarına karşı bir yasa taslağını onayladı. Eleştirilere neden olan yasaya göre, her türlü markanın taklidi, çoğaltılması ve kullanılması hapis ve para cezası öngörüyordu. Yani ticari anlamda olmasa bile –evinde korsan CD-DVD bulunduran, Tayvan’dan gelirken bavulunda contr-façon üretilmiş birkaç Lacoste tişörtü getiren insan da aynı yasadan mağdur olacaktı. Bu yasanın gündeme gelmesinden sonra İngiltere’de British Phonographic Institute (B.P.I.) korsanlara karşı harekete geçti. B.P.I. 23 İngilizi telif hakkı ihlalinden 2000 Sterlin para cezasına çarptırdı.1.
22 Aralık 2005’te, Fransa parlamentosu, yükselen eleştiriler üzerine AB parlamentosunda kabul edilen ‘contr-façon’ ve ‘telif hakkı’ yasalarında değişikler yaptı. Evlerde ticari maksat olmadan, internet üzerinden indirilen veriler için ceza-i müeyyede kaldırıldı. Telif Yasası revize edildi.2. Ee dile kolay 350 milyar dolar. Dünyada tüm bu korsan üretimin (programların, film ve müzik CD’lerinin, kitapların, taklit marka giysilerin) yıllık cirosu 350 milyar dolara tekabül ediyor. Tabi bu uğurda büyük kapitalist şirketler, devletleri devreye sokar, telif yasası çıkar, taklit üretimin cezası artar. Ama sanatçıya devlet desteğinin artması gündeme gelmez.
Hangi korsan daha masum
Özellikle altını çizmeli ki, dünyada korsan yayına-üretime savaş açan, ‘kurallı kapitalizm istiyoruz, sömürü yasal çerçevede olmalı’ diye ağlaşan çok uluslu tekeller için, işçilerin yaşam standartları, insan hakları, sanatçı hakları falan söz konusu değil. Çünkü onlar, geri bıraktırılmış ülkelerde kurdukları fabrikalarda, çok daha kötü koşullarda işçi çalıştırıyorlar. Örneğin Nike firmasının Endenozya’daki fabrikasında, çocuk işçilerin çalıştırıldığı tüm dünya tarafından biliniyor. Yani Nike gibi büyük kapitalist şirketlerin derdi, insan- işçi- çocuk hakları falan değil. Kâr daha çok kâr. Korsanların da bu şirketlerin kâr paylarından çalmaları, domuzdan kıl koparmaları üzüyor onları. Ve Devlet-ü Ali’lerinden çare bulmalarını istiyorlar. İbrahim Tatlıses, Yılmaz Erdoğan ve benzeri sanatçıların başbakan Erdoğan’a gidip yalvarmaları gibi. Oysa korsana karşı başka ‘korsan’lardan medet ummak aydınların, sanatçıların tavrı olamaz. Olmamalıdır. Yayınevleri aracılığıyla devlete verecekleri vergiyi kaçıran, yani halkın parasıyla sanatçı transfer eden bankalar ve sözüm ona kültüre para ayıran holdingler de korsanlardan daha masum değildir.
Sanatçı duyarlılığı nedir
Bir sanatçı beste veya resim yaparken, heykel yontup, fotoğraf çekerken, aşkına şiir yazarken; parayı veya aynı anlama gelecek telif hakkını düşünmez. Sanatçı öncelikle egosunu tatmin için eser yaratır. Paylaşılmak, izlenmek, onanmak, ego tatmini zaten yaratılan eser için bir ödüldür. Karşılıktır. (Kimi sanatçıların ücret karşılığı sipariş üzerine yaptığı çalışmalar, ders kitapları yazanlar veya ‘evet ben bu işi para için yapıyorum’ diyenler konumuz dışıdır.)
Telif Hakkı yasası ise, kültürün endüstrileştirildiği, sanatın metalaştırıldığı dünyada sanatçıların da eserleriyle birlikte alınıp satılabileceği, kirli banka sermayesiyle kurulan yayınevleri arasında ‘transfer’ edilebileceği anlamına gelmektedir. Bir zamanlar idolümüz olan, aşkla sevdiğimiz yazarların banka yayınevlerine ‘transfer’ oluşunu dehşetle izlemekteyiz. Oysa çok değil yüzyıl önce, bu gün hala başucu kitaplarımız olan eserlerin yaratıcıları, örneğin Stendal, Voltaire, Cahit Sıtkı, Ömer Hayyam ve diğerleri telif hakkı almamışlar, buna rağmen üretmeye devam etmişlerdir.
‘’Düşük maliyetli kitapla, telif hakkı aynı kişi tarafından talep edilecek olgular mıdır? Bir yandan Türkiye’de kimse kitap okumuyor diye ahkam kesip, diğer yandan da korsanla savaş kampanyasında fikir ve sanat eserleri üzerindeki haklarından bahs ile bayrak açmak bu çelişkili tavrın en göz önündeki örneğidir. Ne de olsa korsan, yazarın, bestekarın ya da yönetmenin manevi tatmini sağlamada işini kanunlara uygun yoldan yürütenlere göre daha başarılıdır. Maddi tatmini baltalasalar bile. Kaldı ki düşününce sanatın ve fikrin maddi bir karşılığı olmasını düşünmek bile sakattır. Çünkü sanata ve fikre atfedilen kutsallığı kirletir maddiyat. (...) Bu gün telif hakkının işlevi, fikri metalaştırıp, onu da ekonomik açıdan güçlü olanın tekeline almaktır. Böylece ‘fikir’ kendisini üretenden de, üretilme sebebi olan hedef kitleden yani toplumdan da gerektiğinde soyutlanabilir. Ve sadece onu satın almış kimsenin arzuları doğrultusunda kullanılacak bir araç haline getirebilir.’’3
Spinoza ve sonsöz
’’Maddi ve manevi tatminin birlikte yürüyemeyeceğinin belki en ‘damar’ hikayesi Spinozanın kısa ömründe geçer. Fikirlerinden dolayı içinde bulunduğu toplumdan aforoz edilen Spinoza, felsefesini özel derslerle ve tahmin edeceğiniz üzre telif hakkı almadığı –ki o zaman öyle bir kavramın olmadığı da malumdur- sağda solda dolaşan küçük kitaplarıyla yaymıştır. Ünü kıtayı sardığında Heidelberg Üniversitesinin teklif ettiği kürsüyü de maddi imkanlar aşkına, düşünsel bütünlüğünü ipotek altına alamayacağı gerekçesiyle reddeder...’’ 4
Sanatçıyı korumak –onları, yüksek telif ve transfer ücreti verip bağımlı hale getiren vahşi tekellerin kucağına atmakla değil- asgari bir devlet güvencesi sağlamakla olur.
Kapitalist sistem havayı, suyu, dağları, denizleri olduğu gibi sanatı da satışa çıkarmakta ve bunun adına -sözüm ona sanatçıyı koruyan- ‘telif hakkı’ demektedir. ‘Korsana savaş’ da tuzu kuru sanatçıların sloganıdır. Oysa karşı çıkacak o kadar çok haksızlık, adaletsizlik, yağma, işgal, insan hakları ihlali var ki dünyada.
Bu gidişe dur denmezse yakında ses, söz, mısra, ıslık çalmak ve âşık olmak da vergiye tabi olacaktır.
Adil Okay
|
|