Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
Küreselleşme adı altında kapitalizmin plansızca gelişmesi, teknolojiyi insan ihtiyacına göre değilde kendine kar sağlıyacak üretime göre geliştirmesi, insan gücünü dışlayarak üretime devam etmesi ile ürünlerini satabilecek bir pazar sorunu ile karşı,karşıya gelmiştir. pazar sıkıntısı kapitalizmin kendi içindeki buhranını giderek derinleştirmiştir. Böylesi bir sorunu hal etmek için finans sermayeden yardım alması ve soruna geçici çözümler bulması,küreselleşmenin getirdiği çok uluslu sermaye bile kapitalizmin bu sorununu hal edememiştir. Finans sermayenin sağladığı kredi kartları, morgeç sistem gibi vs çözümler finans sermayenin bile ocağına incir dikmiştir. Oysaki her üreten insan gücü, aynı zamanda tüketici potansiyel taşır. Kapitalizm klasik çözümlere baş vuracaktır. Bu buhranını gelişmemiş ülkelerin sırtına vuracak ve mağdur olacaklarda geniş halk yığınları olacaktır.
_________________________________________________
DÜNYANIN BİR ÇOK YERİNDE DİLLER , RENKLER VE DİNLER FARKLIDIR.AMA DÜNYANIN HER YERİNDE EMEĞİN DİLİ , RENGİ VE DİNİ AYNIDIR...(CAMER)
Konu camer tarafından (07-08-2011 Saat 18:48 ) değiştirilmiştir..
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Teşekkürleri: 33
23 mesajına 44 kere teşekkür edildi.
Bu telaşenin kökenlerin inmeye başladığımızda ve sayın camer'in demiş olduğu gibi ; ''teknolojiyi insan ihtiyacına göre değilde kendine kar sağlıyacak üretime göre geliştirmesi, insan gücünü dışlayarak üretime devam etmesi ile ürünlerini satabilecek bir pazar sorunu ile karşı,karşıya (kalması BN.)gelmiştir.''
Üretim gücünün ürettim alanlarından dışlanması artı-emeğin dışlanmasını beraberinde getirmekte. Bu durmda kapitalistler değer elde etselerde karlarını ve sermayelerini artırabilecek artık-değer alanını da yok etmektedir. İşte bu durum kapitalizmin kendi mezar kazıcılığına soyunması olmakta.
Bu kez ortaya çıkan sermayenin yoğunlaşması ,tek tek ellerde toplanması ,kapitalistler veya sermayeler arası çelişkinin derinleşmesi sonuçlarını doğurmaktadır. Kısaca birbirlerini yemeğe ki öncelikli olarak esnaf denilen (kapitalizmin çimontusu ve ayakta durmasını sağlayan) ufak imalathaneleri yok etmeye ve işçi cephesini,kitlesini, yoğunlaştırmaya neden olmaktadır. İşçi sınıfını toplum en geniş kitlesi olaması ve celadını yaratmasıdır.
Artık değer canlı emekte saklıdır. canlı emeğin olmadığı yerde ve ürettim güçlerinin ürettim alanlarından tasviyesi ile teknolojik makinelerin ürettimi yapması ;Aynı zamanda, Sermayenin toplumsal bir niteliğe doğru evrilmesinim göstergesidir.
Gerçekte artık değer birikimi ile yaratılmış ve artık emeğin bilurlaşmış şekli olan teknolojik makineler ;Çünkü bunlar on binlerce yıllık tüm insanoğlunun emek ve bilinç seviyesinin ürünü olan makinelerdi. Sadece görünümleri özel sermaye olarak kendini ,kapitalizm içinde gösterirler.
Esasta bu donanımlı,eskiden yüz çalışanın yaptığını tek makine donanımıyla yapmak, artı emek birikimi toplumsallaştığını da gösterir. Çünkü bu teknolojik ürünü makineler tüm insanlığın,emek ve bilinç birkimin sonucu ortaya çıkanlardır. Bunlar özel mülk olmaza. Toplumsal mülktür. Toplumundur, o yaratmıştır.
Aynı zamanda onbinlerce yıllık insan oğlunun evrimin yaratımlarıdır.Bunlar özel mülküyet altında bulunması akla aykırıdır. Olması gereken tüm insanoğlunun hizmettinde ve toplumsal olarak onun kulanılması gerekmektedir.
Önümüzdeki bir bisiklet,otomobil veya çimanto binlerce yıllık emek ve bilincin ürünü olmaktadır. Yada bir toplu iğne.
Konu owert tarafından (08-08-2011 Saat 11:50 ) değiştirilmiştir..
Bu mesaj için owert kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Teşekkürleri: 159
132 mesajına 721 kere teşekkür edildi.
değerli owert
21 yy da kapitalizmin kendini içerden kemirmesi gibi bir konuyu ele alıp açıkladığın için teşekkür ederim. başlattığın bu yazıya ufak bir katkı sunmak istedim. hele,hele mesaj şeklindeki yazımdan bir başlık alarak bu kadar bilimsel bir açıklama yapmanıda taktirle karşılıyorum.
Artık değer canlı emekte saklıdır. canlı emeğin olmadığı yerde ve ürettim güçlerinin ürettim alanlarından tasviyesi ile teknolojik makinelerin ürettimi yapması ;Aynı zamanda, Sermayenin toplumsal bir niteliğe doğru evrilmesinim göstergesidirGerçekte artık değer birikimi ile yaratılmış ve artık emeğin bilurlaşmış şekli olan teknolojik makineler ;Çünkü bunlar on binlerce yıllık tüm insanoğlunun emek ve bilinç seviyesinin ürünü olan makinelerdi. Sadece görünümleri özel sermaye olarak kendini ,kapitalizm içinde gösterirler.
Esasta bu donanımlı,eskiden yüz çalışanın yaptığını tek makine donanımıyla yapmak, artı emek birikimi toplumsallaştığını da gösterir. Çünkü bu teknolojik ürünü makineler tüm insanlığın,emek ve bilinç birkimin sonucu ortaya çıkanlardır. Bunlar özel mülk olmaza. Toplumsal mülktür. Toplumundur, o yaratmıştır.
Aynı zamanda onbinlerce yıllık insan oğlunun evrimin yaratımlarıdır.Bunlar özel mülküyet altında bulunması akla aykırıdır. Olması gereken tüm insanoğlunun hizmettinde ve toplumsal olarak onun kulanılması gerekmektedir
yüzyılların birikimi olan teknolojik gelişmenin insanın birikimi ve emeğinden dolayı,insanların ortak malı olduğu gibi, gezegendeki tüm zenginliklerin de insanların ortak malı olduğunu düşünüyorum. insanın var oluşuyla başlayan evrimleşme süreci içinde,doğa zenginliklerini hiç bir zaman belli bir kısma sunmamıştır. kapitalizmin kullandığı hammade ve enerji kaynakları doğanın ürünüdür. sizinde bahsetiğiniz gibi yılarca sürdürülen sömürü ve artık değerin oluşumundan dolayı, kapitaizmin ileri unsurları bu kaynakları zimetlerine geçirmişlerdir. Kısacası tüm insanlığın ortak malı olan dünyanın zenginliklerini, küreselleşen bir avuç tekkel sahipleri bu kaynakların üzerine oturarak ham madde ihtiyaçlarını gidermişlerdir. Bir zamanlar rekebet dönemlerindeki paylaşım savaşlarını da bir tarafa bırakan küresel tekkeller, kendi aralarında uzlaşarak, gezegenin bütün zenginliklerine hakim olma durumuna geldiklerini düşünüyorum. Bu nedenle tekkelerin küreselleşmesi karşısında emeğinde örgütlenip küreselleşmek gibi sorumluluğu olduğuna inanıyorum.
saygılar.
Konu camer tarafından (08-08-2011 Saat 13:02 ) değiştirilmiştir..
Bu mesaj için camer kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Teşekkürleri: 33
23 mesajına 44 kere teşekkür edildi.
''Para birşey değildir,sadece toplumsal bir ilişki biçimidir.''feuerbach üzerine tezler marks s.79
(Para)evrensel orospu,insanların ve ulusların pezevengidir. 1844 felsefe yazıları marx S.142
Para,insanlığın (doğaya topluma B.N)yabancılaşmış yeteneğidir. Aynı yerden S.143
ABD merkez bankası Dünyadaki telaşeyi görünce faizleri 2013 kadar artırmıyacağını ilan etmek zorunda kaldı.
Bu bir sontajmıydı bilmiyoruz.
Buna neden olan ve ortalığı telaşeye veren gelişme;ABD senatosu yönetime kredi kullanması hakkında nazlı davranışı oldu. Adeta ''yönetime boçlanma git kemerleri sık vergileri yükselt,tasrufu artır filan ''oldu. Bu davranış bile Dünyayı ayağa kaldırmaya yetti.
Bu mesaj bizim merkez bankası tarafından daha önce hisedilmiş veya görülmüş olacak ki,merkez bankası ufak ufak tedbirler almaya başladı.
Ancak görüldüki ABD merkez bankasının böyle bir icraata girecek hali yok, ama senato ne olabilir sorusunun yanıtını da almış oldu.
Şimdi dolara uygulayacağı faizlerin 2013 kadar yükseltilmiyeceğini yani doların ortalıkta cirit atacağını ilan etmiş oldu. Buna göre yine bizim merkez bankası faizleri yükseltti. Bu arada bol bol piyasaya dolar sürerek hatta işsizler için toplanan fonu da devreye sokarak doları piyasaya verdi. Dolar 1800 lerden aşağıya inmaya başladı.
Doların ani yükselmesi Türkiyenin ihracatına yarasa da (unutmadan, bizim gibi ülkeler ithalat yapmadan ihracat yapamaz.) da esasta burada zarar görecek olanlar uluslar arası mali sermaye olacaktır. Çünkü 1200 tl karşılığında piyasaya giren dolar, 1800 le çıkması demek ,zarar yazması demektir. (Gazi Erçel ulusalcı olarak 2001 yılında ulusallar arası sermayeye böyle bir kazık atmaya çalıştı. Ama hem başaramadı hemde kafasını koparıp mahkemelerde süründürdüler. Sonrada Derviş gelip bu imkana dayanan prangaları daha sıktı. Yani artık böyle Erçel gibi davranma imkanıda kalmadı. )
Herhalde Türkiyenin kara kaşı ve kara gözü için bu ülkeye dolar yığılmıyor. Bu ülke emeğine ve bu ülke emeği aracılığı ile ürettimden kar elde etmek için giriyor. Bu ülke aracılığı ile kafkaslara,ortadoğuya, afrikaya ,asyaya meta satırıyor.
Bu arada bizim burjuvamız ne kazanıyor bu işten denilirse,rahmetli büyük burjuvamız olan Sakıp Ağnın deyişiyle üçün birini kazanıyorlar. O da karın doymaya ve yaşayıp gitmemize neden oluyor.
Yarın öbürgün en ufak bir terslikte bu dolar getirenler çantasını alıp giderlerse ,yine türkiye yandı keten helvası şarkısını söyliyecektir. Aynen 2001 -98-94 -90 yıllarında olduğu gibi.
Evet krizler para politikaları ile sadece öteleniyor. Celat arkada bekliyor.
Endüsti, sanai temeldir. Ürettim kadar tükettimin olmadığı yerde kriz süreklidir. Sadece insanların değer verdiği kağıt parçalarını,gelecekte elde edeceği kağı parçalarını almak üzere kurulan sistem ,(bu aynı zamanda bireyin geleceğini ,özgürlüğünü ,kişiliğini çalması demektir.)nereye kadar gidecektir.
Konu owert tarafından (12-08-2011 Saat 13:03 ) değiştirilmiştir..
Bu mesaj için owert kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Teşekkürleri: 33
23 mesajına 44 kere teşekkür edildi.
Emperyalizm ne yönüyle gericidir.
Eskiden beri emperyalizm hakkında var ola gelen varsayım ve tanımlama ; Emperyalizmin tümüyle gerçi yoz ve ağzı kanlı bir sistem olduğu şeklinde idi.
Elbette bunu bilimsel bir temelde ve Marksist düşünce tarzında ifade edecek olursak ,emperyalizm ekonomik ve sosyal dolayısıyla siyasal gericiliğin ta kendisidir.
Marx esas olarak sürekli ekonomik temeli esas almış ve bu maddi yaşam üzerinde sosyal siyasal olguları incelemiş, belli sonuçlara varmıştı.
Ancak bugün tanık olunmaktadır ki, emperyalizm ekonomik olarak genişlemecidir. Lenin ‘in emperyalizm sistem tümüyle Dünyayı ele geçirmiştir sözü ve sosyalist devrimin objektif olarak her ülkede geçerlidir anlayışı; emperyalizmin her yönüyle (ekonomik, sosyal ,siyasal ) olarak gericidir anlayışını egemen olmasına yol açtı. Yani emperyalizmin (kapitalizmin) üretici güçlerin (sosyal ve siyasal anlamında demiyorum) gelişimine ket vuran, engelleyen sonuçlarına varıldı. Böyle kabul gördü. Bu yanlıştı.
Kısaca sosyal ve siyasal sonuçlarından çok, Marksistlerce önem arz eden ekonomik ,maddi yaşamı gericileştiren sistem olarak algılandı. Bu yanlıştı.
Gerçekte emperyalizm sermayenin belli ellerde yoğunlaşması ve merkezileşmesi ise; Bu ,belli yerlerde sermayenin fazlalaşması ve toplanması ve tekrara kar için piyasaya dönmesidir. Çünkü kapitalizm için ve sermaye için temel gidiş kar elde etme ,yani sermayenin her yönüyle çoğalması demektir.
Emperyalizm burada elindeki bu birikmiş sermayeyi ,kapitalizmin tam egemenlik yaşayamdığı alanlara sürmeye başlar. Emperyalizmin bu kapitalist ilşkilerin tam egemen olmadığı alanlara egemen olmasıyla, kapitalist sistem olarak nüfus etmesi farklı biçimleri içinde barındırır. Egemen olmakla ,tam anlamıyla sahip olmak,içselleşmek farklı şeylerdir. Lenin’in bahsettiği de tam bu (egemen) olmaktı. Emperyalist hegemonya ile kapitalist içselleşme farklı şeyler olarak algılıyorum.
Son otuz yıldır dünyada emperyalizmin kat ettiği yolu hep birlikte izlemekteyiz. Dün belli alanlarda sömürü ve talan alanına giren kapitalizm bugün sağlık,,eğitim ,kısaca dünün devlet aracılığı ile yerine getirilen alanlara genişlemektedir. Dün’ün feodal artıkların egemen olduğu tarım alanına girmekte ve onları bu alanda sermaye yoğunlaşmasıyla kapitalist yapmaktadır.
Bunun adı da modernleşme olmakta.. İşte buraya kadar olan olup bitenler çerçevesinde karşımıza sol liberaller çıkmakta. Bunlar emperyalizmin genişlemesiyle sosyal ve siyasal ilişkilerin gelişebileceğini ve toplumda egemen bir hale dönüşebileceğini savunmaktalar. Örneğin AB’a katılacağımızı, o ülkelerin hukuk ve siyasal oluşumlarının tesis edileceğini sanmaktalar. Gerçekte var olan ve olacak olan emperyalist siyasal ve hukuk kuralarından başak bir şey olmadığını ve bunun da toplumları rahatsız ettiğini görmemeleri. Ayrıca kapitalist hukuk ve siyasal kurumların kapitalizm altında vücut bulduğu ve bunun emperyalist (sermayenin merkezileşmesi yönünde )eğilim göstermesiyle mümkün olmayacağıdır..
Elbette bu üretim alanında olan genişleme doğal olarak sosyal ilişkileri de kapsamakta ve siyasal sonuçlara toplumu görülmekte. Ancak sermayenin her geçen gün kendi içinde türemiş ufak sermayenin yaşamasına dahi izin vermez ve söz hakkı tanımazken. Toplumsal yapıda bu olan biten değişime uygun sosyal ve siyasal ilişkilere izin vermeyeceği vermedi de aşikardır. Emperyalizmin (Kapitalizmin )girdiği ve nüfus ettiği her ülkede ekonomik gelişmenin önü açık olsa da ;bu kar ve sermayenin büyümesi olmakta,ama bunun yanında siyasal olarak ,ekonominin bu gelişimine uygun düşen sosyal ,siyasal ilişkileri törpülemekte,yada boğmaktadır. Ya da kapitalizm genişlemesine ket vuran ve sistemlerini kapitalizme göre biçimlenmeyen iktidarları yıkıp kendi siyasal kurumlarını oturtmaktadır.
Bunun son otuz yılda örnekleri. Türkiye,Mısır.Irak,İran ,ve son Suriye olmakta. Türkiye bunu kavramış (tıpkı Yunanistan İspanya, bir zamanlar kavradığı gibi) kendi içinde var olan sistemini değiştirme yönünde gelişme göstermektedir. Tüm bunlar bana göre kapitalizmin (emperyalizmin) her alanda kendini bu ülkelerde var etmesi sürecidir.
Elbette burada sorulacak soru şudur. Peki bu gelişmeler ilerici bir süreç midir. !?
Unutmayalım bugün Suriye,ırak ve libya da siyasal temsiliyet kabileler, yani kabileler arası sözleşmeyle hüküm süren devlet ve hukuk sistemi vardır.Örneğin filistin de buna dahildir.
Sanırım yine geldik modernleşme ve libaralizme..
Konu owert tarafından (14-08-2011 Saat 00:04 ) değiştirilmiştir..
Bu mesaj için owert kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Teşekkürleri: 33
23 mesajına 44 kere teşekkür edildi.
Emperyalizm ekonomik değil ,siyasal gericilik çağıdır..
Yukarda da demiş olduğum gibi genel olarak emperyalizmi gericilik derken bunun içine ekonomik gelişmişlik unsurunu da eklenir.
Buradan yola çıkarak Marx herzaman kapitalizm karşısında feodel sisteme özgü olan ayaklanmalara karşı çıkar. devlettin feodel öğe ve unsurları egemen kılmasına itiraz eder. Bu gericiliğe ,eskimiş olan sisteme karşı marx'ın tavrıdır. Örneğin marx,kendi döneminde serbest ticareti savunur. Bu direk çarpıtılarak kapitalizmi savunmak olarak algılanır. Bu Hanefi Avcının ''karargah ''üyesi ve elemanı olduğuna inanmak ve inandırmak kadar saçmadır. Saçmalık parayla değil, akıl oyunlarıyla olabilir ancak.
Yine marx,ingilterenin hindistanı hegomanya altına alması ve kapitalist sistemi tepeden ve yapısal olarak yerleştirmesini ,çarpıtıldığı gibi sevinç çığlıklarıyla karşılamaz ama ,tarihsel toplumsal gelişimin acıda olsa bunu gerekli kıldığını ve olumlu karşılar.
Bu marx böyle yapmakla kapitalizminin ''objektif yardımcısı ilan'' etmek hiç bir haltan anlamamak ,anlayıpta oportünislik yapmak demektir.
Tüm bunlar marx'ın dönemi olan kapitalizmin ekonomik sosyal ve siyasal olarak yeşerip geliştiği ve elinin ulaştığı yerlerde eski aşiret,kabile , feodel sistemin ekonomik sosyal ve siyasal kurumlarını parçaladığı dönemdir. Bu bir yönü ile iyidir ama diğer yönüyle baskı altında ve egemen olanlara karşı acıdır. Hele hele küçük burjuva için çekilmez bir çiledir. Halbuki ne kadar memleketi idare edip yaşıyorlardı.
Emperyalizm kapitalizmin bir üst aşaması olan tekeleşmenin,merkezileşmenin ,sermayenin semirdiği ve yoğunlaştığı dönem olarak arz edilip anlaşılır. Bu dönemde sermayenin gelişimine aynen kapitalizmin serbest rekabet denilen döneminde ki gibi ekonomik sosyal engeleri yıkar. Ama ,yıkmaktan korktuğu siyasal engelerdir.
Ekonomik (Sermayenin) gelişimi olarak kapitalizm altında oluşturduğu siyasal kurumları kendi gelişimine uygun evrimleştiriken yıkıcı değil evrimci ,evrimci olduğu kadar gerici nitelik gösterir. Emperyalizmin evrimciliği ileri değil gerici yönde olmaya başlaması demektir. İşte BM,Nato, Dünya bankası,vs gibi uluslar arası kuruluşlarda bu eğilimi görmemiz pratik yaşam bize göstermektedir.
Bu itibarla emperyalizm siyasal gercilik çağıdır. Yani marx'ın döneminde ki kapitalizmin her yönüyle gelişim gösterdiği dönem bitmiş,bunun yerine (ekonomik değil)sosyal siyasal gericilik dönemi başlamıştır.
Marx'ın bir lafı vardır. ''Ekonomik zorun karşısında hiç bir şey tutunamaz. Yıkıp geçer. ''Bu aynı zamanda determinizmin ta kendisidir. Bunu görmek bilmek ,duralım bekliyelim nasıl olsa ekonomik zor karşısında yıkılacak demek değildir. Bu determinizmdir. Marx determinist değildi.
Son yıllarda sol Liberaller in düştüğü çukur tam burasıdır. Onlar emperyalizmin ekonomik olarak gelişim içinde ise, sosyal ve siyasal olarakta ,evet bizim tam istediğimiz olmasa da ama bişeyler yaratmak zorunda'ya inanlardandır. Bu yaratılanda,kısmi ve çatışmasız,uzlaşıcı yaratım olacaktıra inanmalarıdır.
Emperyalizm. 1,2 dünya savaşlarını ve onun gibi binlerce savaş çıkaran korkunç bir sistem olduğunu unutmaktalar. Emperyalizmin (kapitalizmin)bu kadar basitçe teslim olacağına inanmak ,ütopyacılıktır.
Bunu sol liberal olmasına karşın en basitinden anlayan''Çivisi Çıkmış Dünya Uygarlıklarımız Tükendiğinde'' kitabıyla ortaya koyan Amin Maalouf olmaktadır. O da emperyalizmin genişlemesiyle bu gelişime uygun siyasal kurumlar yaratmadığını itiraf etmektedir.
O zaman bu kapitalizmden umut edilen ne?
Konu owert tarafından (15-08-2011 Saat 20:33 ) değiştirilmiştir..
Bu mesaj için owert kullanıcısına teşekkür edenler:
Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan "yer sağlayıcı" olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz "uyar ve kaldır" prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, info@ozgurlukatesi.net mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır.