Libya: Kaddafi Nasıl Batı-Destekli Bir Diktatör Oldu? – Peter Boyle
22 Şubat günü devlet televizonuna çıkan Kaddafi, giderek küçülen özel korumalar ve kiralık askerler ordusu halk devrimini kanla bastırmaya çalışırken bile palavralar atıyordu: Yok Libya halkı onunla birlikteymiş, yok Kaddafi Libya devrimiymiş!
Sivil halk helikopter ve uçaklarla bomba yağmuruna tutuldu. Yüksek güçlü keskin nişancılar silahsız kalabalıkların üstüne ateş açtı. İki pilot kendi halkını bombalamayı reddederek uçaklarıyla Malta’ya kaçtı ve bir diğer iki pilotun sivilleri bombalamak yerine uçaklarını çarpıştırdığı bildiriliyor. Silahlı kuvvetlerin bazı bölümleri, birkaç diplomat ve iki bakan rejimi terk etti ve bu yazı yazılırken Libya’nın doğusu devrimci halk komitelerinin kontrolüne geçmiş durumda.
Ve silahlı kuvvetlerin birçok bölümü halkın saflarına geçmeye başlarken, o, kendi halkına ateş etmeyi kabul etmeyen askerlerin idam edilmesi emrini veriyordu.
Katliamın dehşet verici görüntüsü, Kaddafi rejiminin basını içeri sokmama ve interneti engelleme yoluyla ülkeyi umutsuzca kapama girişimlerine rağmen dünyaya ulaştı.
Önce Kaddafi’nin oğlu Saif el İslam (son senelerde ABD ve Avrupa şirketlerinin sevgilisi olan bir pisboğaz) ve ardından Kaddafi’nin kendisi bu katliamları inkâr etti, oysa aynı anda Libya halkına, rejime karşı ayaklanmaya cüret edenlere karşı acımasızca misilleme yapacağı tehditini savuruyordu.
Rejimin Libya halkına karşı işlediği katliam gözler önüne serildiği halde, ABD’nin ve diğer Batılı hükümetlerin bu canavarlık nedeniyle rejimi kınamaya hazır olması için günler geçti. 23 Şubat gibi geç bir tarihte bile Barak Obama, Kaddafi rejimini onun adını zikrederek kınamaktan kaçındı.
“Haydut devlet’ten neo-liberal müşteriye
Daha 1980’lerde ve 1990’ların büyük bölümünde, dünyadaki çeşitli ulusal kurtuluş hareketlerine olan maddi desteğinden dolayı Kaddafi rejimine aynı batılı devletler tarafından “terörist bir haydut devlet” olduğu gerekçesiyle saldırılmıştı. Reagan yönetimi Libya’ya karşı ekonomik yaptırımlar uygulamaya soktu, bombalı saldırılarda ve Kaddafi’ye yönelik suikast girişimlerinde bulundu.
1988’de sol bir gazete olan
Direct Action’un bir muhabiri olarak Libya’ya gittiğimde, Kaddafi’nin bir bomba isabet etmiş olan evini ziyaret etmiştim.
Ancak 1990’ların sonunda ABD ve diğer Batılı hükümetler ile uzlaşma doğrultusunda gizli müzakereler başladı. İlk olarak 1999’da Birleşmiş Milletler yaptırımları kaldırıldı, 2006 senesi başında ise ABD’nin kendi yaptırımlarına son vermesiyle ilişkiler normalleştirildi.
Avrupa liderleri, kuyruklu ceketleri sallanan hırslı işadamlarıyla Libya’ya akın etti ve çok geçmeden birkaç Avrupa petrol şirketi ve ardından bankalar, hava yolları ve otel zincirleri ticarete yeniden başladı.
Kaddafi’nin oğlu Saif, Libya için neo-liberal bir öncüydü. Sermayeye, vergi indirimlerine ve özelleştirmelere büyük ölçüde kapıları açtı. Libya hükümetinin 2010 Nisan tarihli raporuna göre son on senelik dönemde rejim, devlet tarafından işletilen 10 şirketi özelleştirdi. Aynı rapor Libya ekonomisi için zamanla yüzde 100 özelleştirme vadediyor. Petrol endüstrisinin ve diğer petrol alt sektörlerinin özelleştirilmesi beklentisi büyük kârlar vadetmekte.
ABD çıkarları
Avrupa’yla olan rekabette hezimete uğramaktan kaygı duyan bir grup ABD şirketi (BP, Chevron, ConocoPhillips, Dow Kimyasal, ExxonMobil, Fluor, Halliburton, Hess Ortaklığı, Marathon Petrol, Midrex Teknoloji, Motorola, Northrop Grumman, Occidental Petrol, Raytheon, Shell ve Birleşik Körfez Yapı Şirketi) aradaki açığı kapatmak için ABD-Libya İş Ortaklığı’nı kurdu.
Eski Reagan dönemi Savunma Bakanlığı görevlisi ve George W. Bush dönemi Savunma Politikası Daire Başkanı olan kurnaz neocon Richard Perle, Kaddafi rejiminin Washington’daki yeni lobicileri arasındaydı.
ABD’li politika muhabiri Lauren Rozen’e göre Perle, Harward İşletme Fakültesi’nin önde gelen profesörleriyle yakın bağları olan tanınmış Bostonlu danışmanlık firması Monitor Grubu’na maaşlı bir danışman olarak gitti:
“2007 tarihli bir Monitor iç yazışma metni, ‘Muammer Kaddafi’yi ve Libya’nın Profilini Geliştirme Projesi’ kapsamında’ Libya’ya seyehat ederek Kaddafi’yle görüşmesi için işe aldığı seçkin kişiler arasında, Perle, tarihçi Fukuyama, Princeton’dan Ortadoğu uzmanı Bernard Lewis, ünlü Nixon görüşmesini yapan Davis Frost, MIT medya labaratuvarı kurucusu Nicholas Negroponte ile eski dışişleri bakan yardımcısının kardeşi ve ulusal istihbarat yöneticisi John Negroponte adlarını belirtti.”
Reuters’ın hazırlayıp 23 Şubat günü açıkladığı verilere göre, şu anda ConocoPhillips, Marathon Petrol ve Hess Ortaklık gibi ABD şirketleri Libya petrol endüstrisinde önemli paylara sahip. Ancak Libya petrol ihracatının yüzde 80-85’i, Avrupa’ya ve Britanya Petrol, İtalya’da Eni, İspanya’da Repsol ve Royal Dutch Shell gibi en büyük paylara sahip şirketlere gidiyor.
İtalyan çıkarları
İngiliz
Guardian gazetesinin 23 Şubat günlü yayınında Tom Bawden ve John Hooper, Avrupa’nın Kaddafi rejimiyle kurlaşmasında Berlusconi’nin oynadığı rolünü tanımladı:
“Kaddafi ve Berlusconi’nin çok samimi düzeyde kişisel ilişkileri var. Ancak az bilinen ise, Berlusconi’nin Libya devletinin yatırım araçlarından biriyle iş yaptığıdır.
2009 Haziranı’nda Libya Arap Dış Yatırım Şirketi tarafından yönetilen Hollanda lisanslı bir firma, Paris merkezli bir film yapım ve dağıtım şirketi olan Quinta İletişim’in yüzde 10’luk hissesini satın aldı. Quinta İletişim 1990’da eski Tunus lideri Habib Bourguiba’nın yeğeni Tarık Ben Ammar’la ortak olarak Berlusconi tarafından kurulmuştu.
İtalyan başbakanı, onun hızla büyüyen şirket imparatorluğunun merkezindeki firma olan Fininvest’in Lüksemburg lisanslı alt kuruluşu aracılığıyla şirketin yüzde 22’lik hissesine sahip. Geçtiğimiz Eylül ayında Libyalı’lar Berlisconi’nin temsilcilerinin yanında oturması için Quinta İletişim’in yönetim kuruluna bir yönetici yerleştirdi.
Libyalı’ların da birkaç stratejik İtalyan işletmesinde önemli payları var. Söylendiğine göre İtalya’nın en büyük petrol şirketi Eni’nin yaklaşık yüzde 1’ini ellerinde tutuyorlar; LIA, hava-uzay ve savunma grubu Finmeccanica’da onaylanmış bir yüzde 2’lik paya sahip; Lafico’nun Fiat’ın yüzde 2’sinden fazlasına ve telekomünikasyon şirketi Retelit’in de yaklaşık yüzde 15’ine sahip olduğu sanılıyor.
Bir tekstil firması olan Olcese’nin sermayesinin yüzde 22’si Libyalı’lara ait. Muhtemelen onların en iyi bilinen yatırımı, serie A’da Juventus takımına olan yüzde 7.5’luk hissedarlıklarıdır. Fakat hiç şüphesiz ki Libyalı’ların en tartışmalı ortaklığı, İtalya’nın en büyük bankası Unicredit’deki yüzde 7.5’luk payları.”
Avrupa Birliği’nin silah ihracatıyla ilgili en son senelik raporu, Libya’nın Avrupa’daki en büyük silah tedarikçilerini ortaya koydu.
Deutsche Prress-Agentur’un haberi:
“112 miyonluk euro’luk ihracat lisansı veren İtalya listenin başında yer aldı, bu rakamın 108 milyon euro’luk büyük bölümünü askeri uçak ihracat lisansı oluşturuyor…
80 milyon euro’luk bir hafif silah partisi satışına izin veren Malta ikinci en büyük ihracatçı olarak ortaya çıktı…
Almanya 53 milyon euro’luk ihracat lisansıyla üçüncü sıradaydı; bu lisansların büyük bölümü cep telefonu, internet ve GPS iletişimini bozmaya yarayan elektronik boğma ekipmanı için.
30.5 milyon euro’luk ihracat lisansı veren Fransa’yı 25.5 milyon euro’luk lisansla Britanya ve 22 milyon euro’yla da Belçika izliyor.”
İngiliz çıkarları
Guardian’dan Bawden ve Hooper’a göre:
“Libya’nın terörizmden vazgeçmesi, nükleer silah programını kesmesi ve Lockerbie bombalama davasının iki zanlısını teslim etmesi sonrasında, ABD ve Avrupa’nın 2004’de ekonomik yaptırımları kaldırmasıyla başlayarak, yaklaşık 150 İngiliz şirketi Libya’da varlık tesis etti.
Bu şirketler arasında en çok tanınanlar, Libya’nın muazzam fosil yakıt rezervlerinden yararlanmak isteyen petrol şirketleriydi. 2007’de Tony Blair’in aracılık yaptığı bir anlaşmayla BP, Libya Yatırım Şirketi’yle ortak girişim içinde kıyıya ve denize doğru petrol ve gaz aramasına izin veren 560 milyon sterlin’lik bir sondaj sözleşmesi imzaladı. Shell de Afrika’daki en büyük rezervleri ve azımsanmayacak gaz donanımı olan bir ülkeden sermaye sağlamaya çalışan batılı şirketler gibi petrol araştırıyor.
Marks-Spencer, Next, Monsoon ve Accessorize gibi zirvedeki sokak perakendecileri de, petrol gelirleri geniş Libya nüfusuna ‘damladıkça’ büyüyen orta sınıfa hizmet sağlamak için ülkeye yerleşti.
Bir mühendislik firması olan AMEC ve bir atık arıtma şirketi olan Biwater gibi şirketler, petrol gelirlerini gelecek on sene boyunca yaklaşık 310 milyar sterlin’e mal olacak bir altyapı harcama cümbüşüyle ülkeyi yeniden şekillendirmede kullanan Libya için hizmet üretti.
Libya’ya olan İngiliz ihracatı son senelerde yaklaşık 930 milyon sterlin’e fırladı; uygulanan yaptırımların kalktığı bu dönemde Libya’daki ticari ivme o kadar büyüktü ki, geçen sene dünyanın kalan kısmı ekonomik sorunlarla pençeleşirken Libya ekonomisi yüzde 5’lik bir büyüme sağlayabildi.”
Mayfair’in beş yıldızlı Connaughy Oteli’nden konuşan Kaddafi’nin oğlu Saif, 2010 Haziranı’nda İngiliz gazetesi
Daily Mirror’a şöyle söylüyordu:
“Tony Blair’in babamla mükemmel bir ilişkisi var.
O bizim için özel bir aile dostudur. Onunla ilk defa yaklaşık 4 sene önce 10 Numara’da karşılaştım. O zamandan beri Tony Blair ile babamla birlikte kaldığı Libya’da birkaç defa karşılaşma fırsatı buldum. Libya’ya birçok defa geldi.”
Libya Tony Blair’i Libya Yatırım Makamı için güvenilir bir danışman olarak gördü, ancak Blair şimdi bu rolü inkâr ediyor.
Oysa Blair kirli işini iyi yaptı. İngiliz
Independent gazetesinin 19 Şubat günlü haberinde ortaya koyduğu gibi:
“Libya ve Britanya ilişkilerinin samimileşmesini takiben, 2008 ve 2009 seneleri arasında yetkililer Libya polisine eğitim vermek amacıyla Tropoli’ye sıklıkla ziyarette bulundu ve Britanya Libya’ya göz yaşartıcı gaz, topluluk-kontrolü ve hafif silah mühimmatı ile kapı-açan projektil atıcı ihracatına izin verdi.
Üç sene önce İngiliz bakanlar Libya’ya tazyikli su donatımlı araçlar göndermeyi kabul etti. İngiliz şirketlerince üretilmiş polis panzerlerinin, çok sayıda kişinin öldürüldüğü Libya’nın Bingazi kentindeki çatışmalarda kullanıldığına dair teyit edilmemiş haberler de var.”
Associated Press’in 21 Şubat tarihli haberine göre, Kaddafi’nin diğer oğlu Khamis’in başında olduğu ölüm saçan taburlardan birisi İngiliz-eğitimli bir birlik.
Halk kaybediyor
Bağımsız bir Afrika haber ajansı
African Online News’e göre, Libya’nın petrol gelirleri ona 150 milyar dolarlık dış rezerv biriktirme imkânı sağladığı halde, genç nüfusun yarısı işsiz:
“Libya en zengin Kuzey Afrika ülkesidir. Fakat bu, yaklaşık yarı nüfusu petrola dayalı bir ekonominin dışında kalan ortalama Libyalı’nın gerçek ekonomisini yansıtmıyor. İşsizlik oranı şaşırtıcı biçimde yüzde 30 düzeyinde, genç nüfus içindeki işsizliğin ise yüzde 40 ile yüzde 50 arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu, Kuzey Afrika’daki en yüksek oran.
Diğer kalkınma göstergeleri de, petrodolarlar’ın çok az bir bölümünün Libya’nın 6.5 milyonluk yerli nüfusu için harcandığını ortaya koyuyor. Eğitim düzeyi petrolü az olan komşu Tunus’tan daha düşük ve şaşırtıcı biçimde Libyalı’ların yüzde 20’si hâlâ cahil kalmaya devam ediyor.
Nüfusun yarısını oluşturan yoksul kesimin büyük bir bölümü için uygun konut yok. Libya’da genel olarak yüksek olan fiyat füzeyleri, bu haneleri daha da sıkıntıya sokuyor.
Fakat halkın hoşnutsuzluğunun ana nedeni işsizlik, bu ise rejim ve onun Sovyet-tarzı medyası tarafından sürekli propagandası yapılan zengin bir ülkeye sahip Libyalı imajıyla ciddi biçimde çelişiyor.
Sıradan Libyalı için, polis örgütünde ya da silahlı kuvvetlerde görev almak, inşaat işlerinde çalışmak ve küçük ölçekli ticaret yapmak gibi az sayıda iş seçeneği var. Fakat buralarda bile bir fırsat yakalamak için bağlantılar ve rüşvet vermek gerekiyor.”
Libya Ulusal Petrol Şirketi’nin (NOC) 2010 Ekim ayı raporuna göre, petrol sektörü yalnızca 4900 Libyalı’yı istihdam ediyor ve ayrıca 1000 Libyalı da yurt dışında staj görüyor.
İhanet edilen devrim
1980’lerde Kaddafi rejimi Reagan idaresinin saldırısı altındaydı, çünkü o dönemlerde güçlü bir anti-emperyalist çizgi izliyor ve birçok ulusal kurtuluş hareketine mali ve maddi destek sağlıyordu. Fakat işin içinde biraz tuhaf bir sağcı mezhepler arayışı ve bazen de Libyalı cömertliğe mazhar olmak vardı. Kaddafi rejimi Filistin kurtuluş hareketi içindeki ayrılık ihtilaflarına yıkıcı biçimde ve bazen zalimce burnunu soktu.
Kaddafi rejimi yurttaşlarına ücretsiz eğitim ve sağlık hizmetleri sağladığını da iddia ediyor, fakat bu hizmetlerin kalitesi ve kullanımı son derece düşük düzeyde. Maddi gücü olan Libyalı’lar sağlık tedavisi için (petrol zengini olmayan) Tunus’a ya da Avrupa’ya gitmeyi tercih ediyor.
Rejim işçilerine biraz refah sağladı, ama sendikalara izin vermedi ve ülkede önemli sayıdaki “misafir” işçilere kesinlikle eşitlikçi ve adil davranmadı. Farklı ülkelerden gelen bu yabancı işçilerin bazıları için kurulmuş kapalı emek kampları vardı ve sendikal örgütlenme yasaktı. Kaddafi çevresindeki garip kişi kültü açıkça ortadaydı ve yalnızca ismen var olan bir sözde “halk kongreleri” sistemi aracılığıyla süren bir halk demokrasisi oyunu vardı.
Sol yorumcu Tarik Ali, Kaddafi öncülüğündeki 1969 devrimini,
“yazdığı o niteliksiz kısa bilim-kurgu hikayeleri gibi şovdan ibaretti” şeklinde yorumlayarak red ediyor. Ancak 1969’da Libya petrol endüstrisinin millileştirilmesi ve petrol zenginliğinin geniş bir yeniden dağılımı ile sonuçlanmış bir politik devrim vardı ve bu da Suudi Arabistan gibi ülkelerdeki durumla keskin biçimde çelişiyordu. Bu bir ulusal devrimdi ve 1952’de Mısır’da Cemal Abdül Nasır’ın öncülüğünde gerçekleşen ve kendini “sosyalist” olarak adlandıran devrimin bir benzeriydi.
O dönemlerde ABD ve diğer emperyalist hükümetler, 1969 devrimini Libya’nın petrol kaynaklarını sömürme haklarına karşı yapılmış bir saldırı olarak değerlendirdi. Eski bir ABD diplomatı ve Dışişleri Bakanlığı görevlisi olan David Mack,
Foreign Service Journal’ın 2011 Ocak ayı sayısında ABD’nin nasıl tepki gösterdiğini şöyle açıklıyor:
“1969 senesi itibarıyla Libya’daki ABD ve İngiliz hava üslerinin stratejik önemi azalıyordu, fakat Tripoli, ABD şirketleri için kârlı ve Batı Avrupalı müttefiklerimizin ekonomileri için de hayati bir enerji üreticisi haline geldi. ABD hâlâ yaşlanan bir hükümdar ve onun katı politik sistemiyle samimi bir ilişkiden hoşlansa da, Libya’ya özgü popüler tutumlar Arap dünyasının kalanından yalıtık değildi. 1967 Haziran savaşı her yerde Araplar’a bir küçük düşme duygusuyla, Washington’un İsrail’in zaferine yardım ettiği ve İsrail’in bu zaferi büyük ölçüde Washington’un Mısır Hava Kuvvetleri’ne yaptığı ezici ve süpriz saldırı sayesinde kazandığı kanaatini bırakmıştı. Bu olay 1 Eylül 1969 tarihli Libya devrimine zemin hazırladı.
Sonuçta ABD politikası bu yeni gerçekliklere uyum sağladı. Richard Nixon’un ulusal güvenlik danışması Henry Kissinger anılarında, yeni Libya liderlerini devirmek ve hava üslerini muhafaza etmek için gizli bir eylem programını onayladığını, fakat Dışişleri Bakanlığı’nca ifade edilen, ‘petrol çıkarlarının önceliği ve askeri üslerimizin önemini kaybettiği’ şeklindeki görüşe boyun eğdiğini ileri sürüyor.Çok daha sonra Reagan idaresi döneminde ABD, Kaddafi rejiminin Libyalı göçmen muhaliflerine destek verdi ve onları eğitti. Fakat bu göçmen muhalifler güvenilmez insanlardı.”
Henry Kissinger’in anılarına göre ABD Başkanı Richard Nixon’un hükümeti, yoz bir monarşiye karşı gerçekleşen 1969 devrimine öncülük yapmış Kaddafi’ye ve diğer Libyalı’lara yönelik gizli bir suikast programı hazırlamıştı; fakat bundan vazgeçildi, çünkü Exxon ve Mobil gibi büyük petrol şirketleri daha zor da olsa rejimle alışveriş yapmaya son verme yolunu seçti.
Kaddafi rejimi o zamandan beri uzun bir yol katetti. 1969’un sözleri ve kazanımlarına giderek ihanet etti ve neo-liberal reform yolunda ilerlemek için IMF’nin onay işaretini kazandı.
“Bankaları özelleştirmeye ve oluşmakta olan mali sektörü geliştirmeye yönelik hırslı bir program seyir halinde. Bankalar kısmen özelleştirildi, faizler serbest bırakıldı ve rekabet teşvik ediliyor. Libya Merkez Bankası’nı modernleştirme ve yeniden yapılandırma yönünde süren çalışmalar Fon’un desteğiyle devam ediyor…
Diğer alanlarda yapısal reformlar gelişti. 2010 başlarında birkaç geniş kapsamlı yasanın geçmesi, doğrudan yabancı yatırımların çekilmesi ve özel sektörün gelişimini teşvik yönünde iyiye bir işaret. Gençliğin ve büyüyen işgücünün ihtiyaçlarını karşılayacak daha etkin [düşük ve daha katı diye okuyun]bir ücret ve istihdam politikasına olanak tanıyacak kapsamlı bir kamu hizmeti reformuna ihtiyaç duyuluyor.
Komşu Mısır ve Tunus’taki son gelişmeler, şu ana kadar Libya üzerinde sınırlı bir ekonomik etki üretti. Yüksek küresel gıda fiyatlarının etkisine karşılık vermek için, hükümet 16 Ocak’da yerel olarak üretilen ve ithal edilen gıda ürünleri üzerindeki gümrük resimlerini ve vergileri kaldırdı. Ocak ayı sonunda hükümet, artan nüfusun konut ihtiyacını karşılayacak milyarlarca dolarlık bir yatırım ve yerel kalkınma fonunun oluşumunu da duyurdu.”
IMF tükürdüğünü yalamak zorunda kalacak. Boğucu politik baskı (ki özellikle ülkenin en yoksul kesimi olan doğu bölgelerinde yürürlükteydi), yolsuzluk, kayırmacılık ve Kaddafi’nin çocuklarının nail olduğu o gösterişli yurt dışı yaşantılar fazla geldi. Ve Tunus, Mısır, Bahreyn, Cezayir, Yemen, Suriye, Ürdün ve Cibuti’deki çoşkulu gençler ise Libya’ya bir kıvılcım uzattı.
Bu yeni Libya devrimine yol açan şey, 1969 devriminden doğan rejimin eş-dost kapitalizmi halinde yozlaşmasıdır. Yeni devrimin halk karakteri yadsınamaz, fakat ondan ne tür bir rejimin ortaya çıkacağı hiç de açık değil. Kaddafi rejimine önce saldıran ve ardından destek olan aynı açgözlü ve nüfuzlu Batı’nın menfaatleri, doğrudan askeri müdahaleyi de hesaba katan farklı bir yöntem kullanmaya hazırlanıyor.
19. yüzyıl İngiliz başbakanı Lord Palmerston’un çok iyi fark ettiği gibi:
“Bizim ebedi müttefiklerimiz yok, daimi düşmanlarımız da yok. Ebedi ve daimi olan bizim çıkarlarımızdır…”
Umarız yeni Libya devriminin yaratıcıları, tarihlerindeki derslere kulak verirler.
çev. Kutlu Tunca
Kaynak: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...][Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...]