| |
DEVRİMCİ OKUL
DERS: Toplantı
KONU: Nasıl Yapılır?
Toplantı, bugünü değerlendirmek, geleceği Planlamaktır
Sevgili arkadaşlar merhaba! Dersimizin bu haftaki konusu, toplantılar. "Toplantılarımız nasıl olmalı?" sorusunun cevabını ele alacağız.
Toplantılar, devrimci faaliyetin ayrılmaz, kaçınılmaz bir parçasıdır. Bazen küçümsenir, bir zaman kaybı gibi görülür. Bazen, abartılır, orada her şeyin çözüleceği düşünülür.
Abartıları ve küçümsemeleri bir yana bırakırsak, toplantıların devrimci mücadelenin, devrimci faaliyetlerin her aşamasında ve her alanında önemli bir rolü olduğu açıktır. Bu anlamda da toplantıları verimli kılmak, sonuç alıcı hale getirmek, toplantılara harcadığımız zamanın ve emeğin boşa gitmemesi için önemli bir noktadır.
Toplantı denilince akla ilk gelen sorunlardan biri, toplantılara harcadığımız zaman ve emekle, toplantılardan aldığımız verimin birbirine denk olmamasıdır.
Saatler süren toplantılar yapılır. Bir konu saatlerce hiç de gerekli değilken tartışılır. Üstelik saatlerce zaman harcanmasına rağmen konuşulması gereken konular henüz konuşulmamış, toplantının birçok gündem maddesi bir sonraki toplantıya ertelenmiştir.
O zaman nasıl yapmalıyız? Toplantıları nasıl daha verimli hale getirebiliriz. Toplantıları verimsiz kılan nedenleri sıralarsak çözümleri de buluruz?
Her toplantı bir 'ders'tir
Toplantı bizim okulumuzdur. Her bir toplantı, o okulda gördüğümüz derslerden biridir. Sadece eğitim çalışması yaparken değil, o toplantının gündemi ne olursa olsun, bu böyledir.
İster pratik faaliyetlerimizi konuşuyor olalım, ister eleştiri-özeleştiri, ister eğitim çalışması yapıyor olalım veya isterse halk toplantısı olsun, ister dar, ister geniş bir toplantı olsun; her toplantı, katılan herkes için eğitici bir özellik taşır.
Toplantının her anında, konuşulanlardan, toplantının yönetiliş biçiminden, tartışmalardan, farklı önerilere verilen cevaplardan, tartışma tarzından, hep bir şeyler öğreniriz.
Bazı toplantılar vardır, alabildiğine verimsizdir, bazen lüzumsuz bir tartışma, bazen uzatılan bir polemik, bazen küsmeler, bazen espriye, "mavraya" boğmalar sonucunda o çalışmalar çok verimli olmamış olabilir; ama o yanıyla da yine bizi eğitir her toplantı. Neyin nasıl olmaması gerektiğini gösterir o durumda da.
Zaman mı bize, biz mi zamana hükmedeceğiz?
"Zaman bize değil biz zamana hükmetmeliyiz." İşin özü budur ve bir toplantı bu hükmetmenin en açık biçimde kendini göstermesi gereken yerdir.
Bir toplantıda konuşmaları ve zamanın akışını kendiliğindenciliğe bıraktığımızda ne olur? Herkes konuşur da konuşur. Ele aldığımız konular dallanır budaklanır...
Tartıştığımız teorik konular dağılır... Toplantımıza bir zaman sınırı koymamışsak, toplantı uzar da uzar.
Ama toplantı içindeki bu tarzı değiştirmediğimiz sürece, toplantıya bir zaman belirlemek de sorunu çözmez.
Çünkü diyelim ki, toplantı için azami iki saat belirledik.
Toplantıda ise, sözü alan bırakmıyor... İki saatin sonuna geldiğimizde, gündemlerimizin yarısını ele alamamış, yapmamız gerekenleri tamamlayamamış oluruz, o durumda toplantıyı evet iki saatte bitiririz ama sorun çözülmemiştir.
O halde, hem toplantıya bir toplam süre belirleyeceğiz, hem de toplantının akışını da belli bir zaman ve verimlilik ölçüsüne bağlayacağız.
Bilmece bulmaca oyunlarında sorulan bir soru vardır: "Kaybettiğimizde bir daha kesinlikle bulamayacağımız, gittiğinde bir daha geri gelmeyecek olan nedir?"
Bilmecenin cevabı bilindiği gibi, "zaman"dır... Öyleyse, ilk yapacağımız, zamanın boşa gitmemesini sağlamaktır. Değilse zamanı boşa harcadıktan sonra, gidene hayıflanmak bir işe yaramaz.
Toplantının yönetimi
Toplantıyı yöneten, ele alınan konuya vakıf olmalıdır. Hazırlık düzeyi en yüksek olan o olmalıdır. Tartışılan konuda politikalarımız, kararlarımız hakkında bilgi sahibi olmalıdır.
Toplantının yönetimi adil olmalıdır. Söz hakkında adaletli davranılmalıdır. Kastettiğimiz, herkesin aynı uzunlukta konuşması gibi biçimsel bir adalet değildir. Ama toplantıyı yöneten, bir görüş, öneri sunmak isteyen herkese, asgari eşitlik içinde görüş ve önerilerini yeterince anlatacak imkanı vermelidir.
Yönetici, herkesin birbirini dinlemesini, tartışmaların belli bir yöntem ve disiplin dahilinde sürmesini sağlamakla yükümlüdür. Toplantı yöneticisi, toplantıya katılan herkesi görebilecek bir konumda olmalıdır. Ama fiziki olarak bu konumda olması yetmez, herkesi yakından izlemelidir. Söz isteyeni de, uyuklayanı da anında görebilmeli, toplantıdan şu veya bu biçimde kopanları, yeniden tartışmanın, toplantının içine çekebilmek için uygun müdahalelerde bulunmalı, gerektiğinde ara vermeli, yer yer insanların dikkatlerini toparlayacak girişler yapabilmelidir.
Tartışmaların veya anlatımların ele alınan konudan sapması, konunun dağılması karşısında, uygun toparlamalarla, toplantının yeniden zeminine oturmasını sağlamalıdır.
Bir toplantının sonuç alıcı olmasında, toplantı yönetiminin büyük payı vardır.
Toplantı yoksa, sorun vardır
Bazen, bir alandaki, birimdeki yöneticiler, toplantıları zorunluluktan yaparlar; onun yararına inanmazlar. Bu anlayışla toplantı yapmak, bu konuda rastlanabilecek en olumsuz yaklaşımlardan biridir.
Aslında sorumlu yönetici, o toplantıdan bir şey çıkmayacağı kanısındadır; sadece yapılması gerektiği için yapmaktadır.
Burada üç noktanın üzerinde durmalıyız.
Birincisi, eğer, toplantıya katılacak insanların politika üretimine, alandaki çalışmaya bir katkısının olmayacağı düşünülüyorsa, yönetici, bundan da kendisini sorumlu tutmak zorundadır. Peki neden öyledir? Bu noktada kendisi üzerine düşeni yapmış mıdır?
Politika üretmek, bilgi sahibi olmaktır aynı zamanda. Eğer komite üyelerini, onların altındaki insanları, kadro adaylarını çeşitli gelişmeler ve asıl olarak da çeşitli konulara dair politikalarımız, kararlarımız, kampanyalarımız konusunda yeterince bilgilendirmemişsek, orada yeterli politika üretimi, yeterli düzeyde katılım olmaz.
Ha, bunları yaptıktan sonra hala kısırlık, politika üretmemek gibi eksiklikler yine söz konusu oluyorsa, o zaman başka sorun var diyebilir, onu araştırırız.
İkincisi: Eğer bir yönetici toplantıları gereksiz görüyorsa, o "her şeyi ben bilirim" yaklaşımındadır, kolektivizmin gücüne, başkalarının da bilebileceğine, onların da gözlem, öneri ve düşünceleri olabileceğine inanmıyordur; ki bu sayılanların hepsi birbirinden vahimdir.
Üçüncüsü: Eğer bir birimde, dar veya geniş toplantılar, adeta "yama" gibi duruyorsa, o birimde henüz kolektif bir işleyiş oturtulmamış, her şey kişiler üzerinde yürüyor demektir.
İkinci ve üçüncü şıkların geçerli olduğu yerde, yönetici, kendini gözden geçirmek durumundadır. Bir birimde, toplantı yoksa, toplantılar adet yerini bulsun diye yapılıyor ve ek bir yarar sağlamıyorsa, o birimde ciddi olarak gözden geçirilmesi gereken yanlar var demektir. Şöyle özetleyebiliriz: Dar veya geniş, toplantı yoksa, sorun vardır.
Toplantılar 'sonuç alıcı' olmalıdır
Eğer bir sorun için toplanılmışsa, mümkün olan en az sayıdaki toplantıyla o sorun çözülmelidir.
O toplantıya katılan herkes bunu hedeflemeli, bunun için kendi çabasını, özverisini ortaya koymalıdır.
"Çözülemeyen sorunlar" için toplantıları uzatmak, diğer insanların zamanından çalmaktır. Daha açık deyişle zaman hırsızlığıdır.
Toplantılarda özenle kaçınmamız gereken, deyim yerindeyse en büyük "tuzak"lardan biri "ertelemecilik"tir.
Genelde toplantıya katılanlardan birinin veya daha fazla kişinin işini zamanında yapmaması sonucu ortaya çıkan bir "zorunluluk"tur. Ancak, ertelemecilik, sonu olmayan bir kısır döngüdür... Yapılan işlerin "birikip büyümesi"dir. Yükün dengesiz biçimde artmasıdır. Birinin işini yapmaması, o işin başka birine verilmesidir..
Ertele, ertele, ertele... Bir işin ertelenmesi, zincirleme olarak bir hafta sonra bir başka işin ertelenmesini getirir...
Hep geleceğe sarkar. Yalnız belli olan bir şey vardır ki, o gelecek zaman ya çok sonra gelir ya da hiç gelmez.
Ertelemecilikte, işlerin bitiriliş süresi genellikle belirsiz kalır. Hep geleceğe sarkar. O gelecek bazen kolay kolay gelmez. Geldiğinde iş işten geçmiş olur. Ertelenen ve yapılmayan her iş, devrimci gelişmenin önündeki pürüzlerdir.
Toplantı kolektivizmdir
Her toplantı, kolektivizmin bir zeminidir. Toplantılar, kolektivizmin, demokratik merkeziyetçiliğin en somut olarak kendini göstereceği yerlerden biridir.
Toplantı kolektivizmin somutlandığı bir zemindir. Çünkü biri aksadığında, bütün aksar. Biri hazırlıksız geldiğinde, toplantının verimi düşer. Biri toplantı disiplinine uymadığında toplantının ahengi bozulur.
Birinin görmediğini öteki görecektir. Birinin düşünmediğini öteki düşünecektir. Birinin eksik bıraktığını öteki tamamlayacaktır. Böylelikle daha tamamlanmış bir bilgiye, daha eksiksiz bir değerlendirmeye ulaşılmış olacaktır.
Her toplantının "otomatikman" kolektivizmin işlemesini sağlayacağını söylemek mümkün değildir. Ama toplantılar olmaksızın kolektivizmin hayata geçirilemeyeceğini kesin olarak söyleyebiliriz.
Toplantı, bir 'eylem' gibi örgütlenmelidir
Bir toplantıya -eğer dar bir toplantıysa, bir komite toplantısıysa- bir tek kişinin bile katılmaması bazen karar almaya engel olur ve konu sonraya kalır.
Veya daha geniş katılımlı toplantılarda katılması öngörülen insanların önemli bir bölümünün katılmaması, ya aynı toplantının bir kez daha yapılmasını veya katılmayanlarla başka bir biçimde söz konusu toplantının telafisini gerektirir.
Her halukarda zaman kaybıdır.
Bir toplantı yapılacaktır. Diyelim ki 10 kişinin katılması hedeflenir... Kimler çağrılacak, nasıl çağrılacak, kesinlikle belirsiz bırakılmamalıdır.
Ama pratiğimizden biliriz ki, bu konuda sıklıkla eksiklikler yaşarız. Falana ulaşılamamıştır, bir diğerine ulaşılmış ama onun işinden dolayı gün denk getirilememiştir, bir başkası ise tamam demiş ama o gün niyeyse gelmemiştir. Sonuçta, 10 kişiyi bir araya getirememiş oluruz. Bu nedir? Bu, örgütsüzlüktür. Bu, planlamayı doğru yapamamaktır. Bu, alandaki insanların işine, gücüne yeteri kadar vakıf olmamaktır. Ve sonuçta emek, zaman kaybıdır.
Yapılamayan toplantılar, çeşitli alan ve birimlerdeki gelişmeyi yavaşlatan en önemli unsurlardan biridir. Şöyle bir düşünün; sadece toplantılardaki bu düzensizlikler, ne kadar çok aksaklıklara ve hantallıklara yol açmaktadır. O halde, birim ve alanlarda dar veya geniş, tüm toplantıların örgütlenmesi, kesinlikle küçümsenmemesi, kendiliğindenliğe bırakılmaması gereken bir iştir.
Elbette, gelmemeler, bir sonuçtur ve yapılması gereken de bu sonuca yol açan nedenlerin üzerine gitmektir.
Toplantı, öncesi ve sonrasıyla bir bütündür
Toplantıların önceden belirlenmiş gündemlerle yapılması ve bu gündemlerden toplantıya katılacak herkesin önceden bilgilendirilmiş olması, toplantıların verimli geçmesinin, gerçek anlamda kolektivizme hizmet etmesinin başta gelen şartlarından biridir.
Herkesin toplantılara katılmadan önce düşünüp, hazırlanıp gelmesi, böyle bir ön bilgilendirme olmaksızın mümkün değildir. Eğer bu bilgilendirme yapılmıyorsa, orada insanların katkısı da önemsenmiyor demektir.
- Toplantılar sonrasında, toplantıların kapsamına, konusuna göre, o toplantılardan kim ne aldı, kim hangi sonuçları çıkardı çerçevesinde bir gözlem ve değerlendirmemiz olmalı, yeri geldiğinde uygun biçimlerde insanların o toplantıdan ne alıp almadığının sağlamalarını yapmalıyız.
- Toplantı, toplantının fiziki olarak bitmesiyle bitmiş sayılmaz. Ondan sonra, toplantıda alınan kararların takibi başlar.
Bir toplantıdan sonra hiçbir denetim, takip yapılmamışsa, bir sonraki toplantıda "önceki toplantıda karar almıştık, ama kimse yapmamış" demek, bir anlam ifade etmez. Aradaki takip ve denetim yapılmadığında, kararların uygulanışında gerekenin yapılıp yapılmadığını, sorumlu da ancak toplantıda öğrenir...
O halde toplantıların birimler açısından gerçekten de doğru bir işlev yüklenebilmesinin koşullarından biri de, alınan kararların iki toplantı arasındaki zamanda da takip edilip denetlenmesidir.
Toplantı, eğitim ve kadrolaşmadır
Komite veya genişletilmiş komite kapsamındaki toplantılar, kadrolaşma açısından da son derece önemlidirler. Kadro adayları, kadrolar, yönetmeyi bir bakıma bu tür toplantılarda öğrenirler.
Yönetici adayları, yönetmeyi ve yönetmenin en önemli parçası olarak bir işi örgütleme, insanlara yaklaşım, kadro politikası, çok çeşitli sorunların çözümü gibi konularda bu tür toplantılarda deneyim kazanırlar. Burada sözü edilen sadece pratik bir deneyim de değildir, ideolojik, politik bir birikimdir. Çünkü toplantılarda elbette sorunlar sadece pratik olarak şu şöyle olsun, bu böyle olsun diye konuşulmaz, şöyle veya böyle olmasının ideolojik, politik gerekçeleri de konuşulur.
Her komite toplantısı, "sonra"nın, yarının ve geleceğin örgütlenmesidir. Plan yapmaktır.
Toplantılar, birimdeki durumun göstergesidir
Bir birim veya alandaki komite toplantılarının, genişletilmiş toplantıların ve kitlesel toplantıların yapılıp yapılmaması, yapılıyorsa nasıl yapıldığı, o birimin örgütlülük düzeyi, çalışma tarzı, disiplini, üretkenliği gibi bir çok konuda, nasıl bir durumda olduğunu aşağı yukarı gösterir.
Mesela, toplantıların zamanında başlayıp başlamaması, kesinlikle küçümsenmemesi gereken bir yandır. Veya toplantıların sık sık (bazen başka(!) pratik işlerin çıkması, bazen bir iki kişinin gelmemesi üzerine) ertelenmesi, bir birimin başka konulardaki yaklaşımından bağımsız değildir; sık sık toplantıların ertelendiği, toplantıların sonuçsuz bittiği, verimli geçmediği yerde, işleyişte ve yaklaşımlarda bir sorunun, aksaklığın olduğu kesindir.
Kalemini, defterini toplantı başladıktan sonra çıkarmaya başlar. Toplantıya hazırlıksız gelmiştir, orada defter-kitap karıştırır. Konuşulanları dinlemeyip kendi "hazırlığını" yapar... Toplantılarda bu tür tablolara zaman zaman rastlamışızdır. Kimilerimiz toplantılarda oflayıp pullar, "bir an önce bitse de gitsek" havasındadır. Bunlar inançsızlıktır. Neye? Toplantıya, yani kolektivizme, yani insanlara inançsızlıktır.
Oysa, bir toplantıdan en fazla yararı sağlayabildiğimizde hepimiz göreceğiz ki, toplantılar için ayırdığımız zamanın, harcadığımız emeğin hiçbir parçası boşa değildir.
İşleri ele alış tarzımız, elbette iddiamızla, inancımızla ilgilidir. Ertelemeciliğin, disiplinsizliğin olduğu yerde, iddia yoktur veya zayıftır.
Ertelenip yapılmayan işler, zincirleme olarak bir olumsuzluk yaratır. Çünkü burada yapılmayan iş, başka bir yerde yapılacaktır, burada omuzlanmayan yükü, başka yerde başkaları omuzlayacaktır...
Toplantılar işte bu noktada ertelemeciliğin karşısında hem bir iradiliği, hem de bir kolektif denetim mekanizmasını oluşturur.
Sevgili arkadaşlar, çalışmamızı burada noktalıyoruz. Örgütsel işleyişin ve devrimci çalışmanın ayrılmaz bir parçası olarak toplantıların belli başlı yanlarını almaya çalıştık. Şunu da eklemeliyiz ki, toplantıların disiplini, verimliliği, geliştiriciliği, yine bizim yaratıcılığımıza, o toplantıya verdiğimiz emeğe bağlıdır. Toplantılarımızı daha verimli, üretken, disiplinli kılmak için kendimizi şu veya bu kalıpla sınırlamadan bir çok biçim geliştirebiliriz. Aslolan, her şeyi ve toplantıları da, mücadelenin, örgütlenmenin ve örgütün ihtiyaçlarına göre şekillendirebilmektir.
Bir sonraki dersimizde görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın.
Her toplantı, kolektivizmin bir zeminidir. Toplantılar, kolektivizmin, demokratik merkeziyetçiliğin en somut olarak kendini göstereceği yerlerden biridir.
Toplantı kolektivizmin somutlandığı bir zemindir. Çünkü biri aksadığında, bütün aksar. Biri hazırlıksız geldiğinde, toplantının verimi düşer. Biri toplantı disiplinine uymadığında toplantının ahengi bozulur.
Toplantıların önceden belirlenmiş gündemlerle yapılması ve bu gündemlerden toplantıya katılacak herkesin önceden bilgilendirilmiş olması, toplantıların verimli geçmesinin, gerçek anlamda kolektivizme hizmet etmesinin başta gelen şartlarından biridir.
Yürüyüş
|
|