Teşekkür Grafikleri
Teşekkürleri: 30
76 mesajına 154 kere teşekkür edildi.
IM
Devrim İçin Devrimci Okul Ders: Demokratik Mücadele (2)
Devrim İçin Devrimci Okul
Ders: Demokratik Mücadele (2)
DEMOKRATİK MÜCADELEYİ KURMAYCA ÖRGÜTLEMELİYİZ
Bir devrimci yöneticinin kurmayca çalışması ya da kurmayca düşünmesi,"ordunun muharebeye hazırlanmasında ve savaş sırasındaki sevk ve idaresi için özel olarak yetiştirilmiş" olması anlamına gelir.
Sevgili okurlarımız merhaba.
Geçtiğimiz hafta demokratik mücadele konusunu işlemeye başlamıştık. Ağırlıklı olarak da demokratik mücadelenin ülkemiz koşullarından nasıl şekillendiğinden, faşizmle mücadelenin bir mevzi savaşı olduğundan sözettik.
Evet, faşizme boyun eğmemek için demokratik mücadeleyi büyütmemiz gerekiyor.
Demokratik mücadeleyi büyütmek ise örgütlenmek demektir.
Örgütlülüklerimiz aracılığıyla yol, su sorunlarımızı çözeriz.
Örgütlülüklerimizle yozlaşmaya "hayır" diyebilir;
faşist terörü durdurabiliriz.
Her türden özlem ve taleplerimizi yerine getirmenin tek aracı örgütlülüklerimizdir.
Çünkü örgüt yoksa gücümüz de yok demektir.
Örgütlü halk yenilmeyen tek güçtür.
İşte bunun için halkı örgütlemeli, devrim mücadelemize "hiç yıkılmayacak kaleleri" yani kitleleri kazanmalıyız.
Demokratik mücadelenin başarısı, onu kurmayca örgütlemeye bağlıdır. Örgütlenme yaratmak için ilk önce DOĞRU BİR ÇALIŞMA TARZI gerekir. Doğru çalışma tarzı kurmayca çalışmadır.
Bir devrimci yöneticinin kurmayca çalışması ya da kurmayca düşünmesi, "ordunun muharebeye hazırlanmasında ve savaş sırasındaki sevk ve idaresi için özel olarak yetiştirilmiş" olması anlamına gelir.
Kurmayca çalışmanın örgütlenme faaliyetindeki anlamı şunlardır:
- Alanı- birimi-bölgeyi örgütlemek üzere iyi bir hazırlık yapmaktır. Bilgi eksikliklerini gidermek, alan ya da birime vakıf olmaktır.
-Öngörülü olmaktır. Karşımıza çıkacak muhtemel sorunlar, engeller... vb . tahmin edilir.
- Doğru karar vermeyi sağlar. Doğru karar vermek çok yönlü düşünmeyle mümkündür.
Bizim kurmaylık anlayışımızda çok yönlü düşünmek abartılı değil, aksine sade bir düşünce tarzını içerir. Bir sorunu ya da bir konuyu iki yönüyle ele almak yeterlidir. Hem örgütlenmemiz cephesinden, hem de konunun muhatabı olan taraf açısından düşünmek yeterlidir.
Bu iki yönün sentezi bizi yanlış yapmaktan alıkoyar.
Örneğin; herhangi bir faaliyetimizin güvenliği sözkonusu olsun. Bunu hem kendi örgütlülüğümüzün olanakları, hem de düşman saldırısının koşullarıyla beraber değerlendirmek ve bir sonuca varmak gerekir.
- Her sorunun mutlaka bir çözümü olduğunu unutmamak ve denemekten asla vazgeçmemektir.
–Demokratik Mücadele Kendiliğindenciliğe Bırakılamaz
Alanı ya da birimi tanımamak, vakıf olmamak kendiliğindenci çalışmaktır. Kendiliğindenci tarzda çalışanlar olayların arkasından sürüklenirler ve sadece günü kurtarmakla yetinirler.
Oysa her çalışma alanında, birimde, bölgede öncelikle bir araştırmacı gibi hareket etmeliyiz. Çalışma yaptığımız alanın tüm olumlu-olumsuz özelliklerini bilmeliyiz. Faaliyet yürüteceğimiz alanda, dost-düşman güçler kimlerdir, bu alanda örgütlemeye yöneldiğimiz kitlenin siyasi eğilimleri nelerdir; hangi partiye oy veriyorlar; geçmiş mücadele birikim ve deneyleri var mı; gerici özellikleri nedir; gelenekleri, kültürel yapıları nedir; mezhep ya da ulusal özellikleri nelerdir; yaşlı, genç, esnaf, kadın vb . yoğunluğu ve niteliği nedir türünden sorulara öncelikle cevap bulmalıyız.
Kitlelerin durumu, niteliği, bilinç düzeyi, gelenekleri-görenekleri ve kültürel düzeyi bilindiğinde, bir yönetici kadromuz için kitleyi nasıl ve neye yönlendireceğimiz açık ve net hale gelir. Amacına hizmet eden bir çalışma örgütlenebilir.
Hareket tarzımızın ne olması gerektiğini, önceliklerimizi, neleri tali durumda bırakmamız gerektiğini, kullanacağımız mücadele ve örgütlenme araçlarının niteliğini belirleyecek olan budur.
Bulunduğu alanda mücadelenin gelişmesi ve kitleselleşmesinin önündeki engelleri bilmeyen yönetici bunları nasıl yokedeceğini de tasarlayamaz. Dar faaliyetlere hapsolur kalır. Yönetici örgütlenmesini öngörü ile hazırlamalıdır.
Yapmazsa ne olur?
Ya şaşkınlığa düşüp bocalar ya da nesnelliğe teslim olur ve yaptıklarıyla yetinir duruma gelir.
Kurmayca çalışan yönetici örgütlü hareket eder; engelleri gözetir; yeri geldiğinde ya da engel önüne dikildiğinde buna uygun örgütlenmeleriyle yolunu temizler.
Kurmayca değil kendiliğindenci çalışma tarzının en önemli sonucu; kitleyle gerçek anlamda bütünleşememesidir. Çünkü temel olan sorunları çekip çıkarmakta zorlanır, tali sorunlarla uğraşır. Bu tarz emek sarfettiği halde sonuç alamaz, kitle bağlarını geliştiremez.
Örneğin mahallerde halk devrimci örgütlülüğün önüne pekçok sorunla gelir. Ya da oradaki kurumlaşmamızın çözülmesi gereken sayısız sorunu vardır.
Halkın kendi arasındaki tartışmalar, komşuluk ilişkilerindeki sorunlar, esnafın sorunları...vb .
Kuşkusuz tüm bunlar devrimci irade altında çözüme kavuşturulmalıdır.
Ancak mahalledeki yönetici zamanının ve enerjisinin ağırlıklı bölümünü bu tür çalışmalarla geçiriyorsa günü kurtarıyor demektir.
Tali olanı tüm faaliyetlerinin merkezine koyuyor ve dar alana hapsoluyor demektir.
Yönetici örgütlenme yapmalıdır. Kendisini sadece evlere, esnafa, siyasi kurumlara... girip çıkan ve propaganda yapan bir çalışmayla da sınırlamamalıdır.
Örgüt kurmalıdır.
Temel faaliyeti budur.
Diğer tek tek sorunların çözümü yöneticinin temel faaliyetine tabidir. Kaldı ki tek tek pratik sorunları çözen mekanizmaları yaratacak olan da bu çalışma tarzıdır. Halkın sorunları yine "halk örgütlülükleri" aracılığıyla çözülmelidir. Aksi boğulmadır, kendini tekrardır.
Yöneticinin yaptığı her çalışma (dar-kitlesel) sonunda somut örgütlenme adımları atabiliyor mu ya da en azından örgütlenme için bir zemin yaratabiliyor mu?.. Önemli olan budur.
Halkı iyi tanımalı, propaganda faaliyetlerini nasıl yapacağını ve sonuçlarını nasıl toparlayacağını tasarlamalıdır.
Bir mahalli çalışmaya başlanıldığında, o mahallede genç-kadın- esnaf-liseli tüm kesimler ayrı ayrı incelenmelidir.
Hepsine yönelik ajitasyon ve propaganda yapılmalı; hepsi için ayrı ayrı örgütlenme araçlarımız yaratılmalıdır. Bu konuda pekçok malzeme, araç ve biçim yaratabiliriz.
Deney ve birikimlerimiz yeterlidir. Önemli olan kullandığımız araçları işlevli kılabilmektir; alanı hücrelerine kadar örgütlemeyi hedeflemektir.
Örneğin, çocuklardan istihbarat; yaşlılardan propaganda grupları; kadınlardan lojistik, molotof vb . yaptırma, dikiş, sağlık gibi konularda yararlanabiliriz.
Sorun geniş düşünmekte, herkesi şu ya da bu biçimde mücadeleye katmanın yollarını bulabilmektir.
–Örgütlü Halk Yenilmez!
Halk Komitelerini Örgütlemeliyiz
Kitleler eskiyi yıkmak, yeniyi kurmak yeteneğine sahiptirler. Birçok ülke devrimi de bunun açık kanıtıdır.
Halkın emekçiliğine, "doğruları halkça yakalamasına", yaratıcılıklarına güvenmeliyiz. Halka kendi savaşını benimsetmenin yolu budur.
Geniş kesimleri kucaklayacak, kitlesel militanlaşmayı sağlayacak olan da halk komiteleridir.
Halkın ekonomik, siyasi, kültürel, ulusal birçok talebine sahip çıkarak halkın her kesiminin gücü oranında, verebilecekleri oranda mücadeleye katılabilmesini sağlamak durumundayız.
Bunun yolu, halk kesimlerinin önüne somut görevleri koymaktır. Halkın düzenle olan çelişkilerine, ihtiyaçlarına, özlemlerine denk düşen bir mücadele biçimi yaratabilmeliyiz.
Halk komiteleri aynı zamanda, örgütlenmemize üretkenlik ve dinamizm katacak, yeni insanları kadrolaştırmamıza hizmet edecektir.
Halk Komiteleri yerine göre yarı-legal ve illegal olabilirler. Bunu bölgenin yörenin durumu, nesnelliği belirler. Bizim açımızdan esas olan, faşizmin denetimi dışında olmasıdır.
Halkın içinde bulunduğu koşullara uygun olarak, yaşamını fazla altüst etmeden görevler alabilmelerinin de zeminini oluştururlar.
Komitelerin çalışma esası;
"HERKES YAPABİLECEĞİ KADAR AMA BİZİM DOĞRULARIMIZLA YAPAR" ilkesidir.
Herkes devrim için mücadele edebilir. Herkes kendi hakları ve özgürlükleri için, onurlu bir yaşam için, emeğine sahip çıkmak için halk komitelerinde görev alabilir.
Halk komiteleri halkın her düzeyde acil ihtiyaçlarına cevap vermekten günlük yaşamını düzenlemeye, halk gösterilerine, yaygın-geniş protestolara vb . kadar birçok faaliyet içinde olabilirler.
Mücadelenin pratik olarak önümüze çıkardığı tüm görevler komitelerin işi olabilir.
Sağlık, eğitim, kültür, mahallelere özgü olarak barınma, elektrik çekme, arazi kullanımı, kepenk tamiri, cam takma vb . çok çeşitli görevleri yerine getirebilirler.
Yine bulundukları alanın, bölgenin savunması, güvenliği, yozlaşmaya karşı mücadele gibi konularda da halk komiteleri kurulabilir.
Halk komiteleri görevlerimizi halkla paylaşmanın birer aracıdırlar.
Yaşamın örgütlenmesinden irili ufaklı pekçok işin yapılmasına kadar sorumluluk alabilirler.
Gençler güvenlik görevlerini yerine getirebileceği gibi, yaşlılardan oluşan bir komite mahalledeki ahlaki sorunları tartışma ve çözüm bulma işlevini üstlenebilir. Ya da yaşlıların "Devrimcileri destekleyin onlara katılın, savaşın..." propagandasını yapmalarından daha etkileyici ne olabilir?
Halk komiteleri kollektif yapılardır.
Kollektivizm ise aklımızı ve tecrübelerimizi birleştirmektir.
Bu da demektir ki halk komitelerinde birleşerek çok daha akıllı, çok daha güçlü olabiliriz.
Toparlayacak olursak;
- Halkı örgütlemenin esası halk komiteleridir. Her alanda öncelikli görevimiz daha fazla komite kurmaktır.
- Komiteler halkın her kesimini mücadeleye katar.
Halkı mücadele için eğitir.
Hayatın ve mücadelenin sorunlarını çözer.
Dayanışmayı sağlar.
Komiteler;
Üretkenliği ve yaratıcılığı arttırır.
Boşlukta ve belirsiz bir şey bırakmaz.
- HALKA GİTMEK
- HALKIN HER KESİMİNİ MÜCADELEYE KATMAK
- HALKIN HER SORUNUNA ÇÖZÜM ÜRETMEK, ALTERNATİFLER SUNMAK komitelerin temel işlevidir.
–Ajitasyon-Propaganda Faaliyetlerimiz Sade,
Anlaşılır ve Etkili Olmalıdır
Geçmişten bugüne yarattığımız tüm zenginliklerimizi, deneylerimizi kitleye maletmenin yollarını yine yaratıcı bir tarzda çeşitlendirmeliyiz.
Afişten pankart biçimlerimize, sloganlarımızdan eylemlerimizin görselliğine kadar etkili olmalıyız.
Bir örgütün ajitasyon propaganda faaliyeti doğrudan ideolojik çizgisiyle ilişkilidir.
İdeolojik olarak güçlü ve net olanlar etkili ajitasyon-propaganda yapabilirler. Soyut, ne dediği anlaşılmayan tarz devrimcilerin tarzı değildir.
Etkili ve ikna edici olabilmek için; güçlü mücadele geleneklerine sahip olmak,
teorik-siyasal çizgilerinin gereğini yerine getirmek için bedel ödemekten kaçmamak,
"söylediğini yapan, yaptığını da savunan" bir anlayışa sahip olmak gerekir.
Halkı mücadele saflarına çekmek, halkın öncüsü olmak boş laflarla gerçekleştirilemez. Bu yaşanılan deneyimlerden çıkarılmıştır.
Mahir Çayan'ın dediği gibi:
“Türkiye halkı soyut propagandaya “ceğiz-cağız’a hiç ama hiç itibar etmez. Kitleler 1961'den beri bu tip dergilere bildirilere alışıktırlar.
‘Lafla peynir gemisi yürümez!‘ Kitle, öncüsünü bizzat savaşın içinde görmek ister. Görecek ki senin içtenliğine inansın."
Tarihsel birikimlerimizi, ideolojimizden aldığımız kararlılık ve kavga ruhunu, iktidar perspektifimizi, ajitasyon propaganda faaliyetlerimizde kullanabilmeliyiz.
Katliam davalarımızda "ADALET İSTİYORUZ" sloganımızdaki iktidar perspektifi gibi.
Kardeşini toplu mezarlardan çekip almak isteyen Hüsnü Yıldız’ın direnişindeki "CENAZEMİZİ İSTİYORUZ" sloganındaki netlik ve kararlılık gibi.
Ya da şehidimiz Sibel Yalçın'ın cenazesini teslim alabilmek için kurulan barikatların ardında "CENAZEMİZİ VERMİYORLAR" sloganıyla açılan pankart gibi...1995 tarihinde Okmeydanı'nda direnerek şehit düşen Sibel'in cenazesi oligarşiyle devrimciler arasında bir irade savaşına dönüşmüştür. Oligarşi Sibel Yalçın'ın cenazesini bir devrim gösterisine dönüşeceği korkusuyla günlerce ailesine teslim etmedi. Aile evinin önündeki barikatlı direnişle cenaze teslim alınabildi.
Ajitasyon propagandamız kimi zaman sürecin ihtiyacı olan tek bir hedefe de yönelebilir.
Her eylemde, her faaliyette ana halkaya hizmet etmesi gerekebilir. Bugünün koşullarında mahallelerde, okullarda, hayatın her alanında faşizme karşı direnmenin;
"BOYUN EĞMEYECEĞİZ
ISLAH OLMAYACAĞIZ" demekten geçmesi gibi...
Faşizme karşı direnen Sovyet halkının deneyimi öğreticidir:
"Siz, Stalin yoldaşın raporlarından, Lenin'in eserlerinden her gelişme evresinde temel halkayı yakalamanın ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuz. Ajitasyonda da, propagandada da, parti eğitim işlerinde de bu temel halkanın yakalanması zorunludur. Şimdi bütün Sovyet halkının önünde duran ve asıl, yazgısını belirleyici görev nedir? Alman işgalcileriyle savaşmak. Bu nedenle nerede ajitasyon yaparsanız yapın, ne iş görürseniz görün, hangi insanla konuşursanız konuşun propagandamız, her yerde şu asıl göreve; herkesi bütün gücüyle bu genel halk davasının gerçekleşmesine, Alman işgalcilerinin yok edilmesine yardım etmelidir."
Sevgili okurlarımız, dersimizi şimdilik bitiriyoruz. Haftaya demokratik mücadele konusunu başka yönleriyle işlemeye devam edeceğiz. Görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın...
“Türkiye halkı soyut propagandaya ‘ceğiz-cağız’a hiç ama hiç itibar etmez. Kitleler 1961'den beri bu tip dergilere bildirilere alışıktırlar.
‘Lafla peynir gemisi yürümez!‘ Kitle, öncüsünü bizzat savaşın içinde görmek ister. Görecek ki senin içtenliğine inansın." (Mahir Çayan)
alıntıdır (yürüyüş dergisinden)