Gençliğin öfkesini meşru hedefe yöneltmek ancak örgütlü, birlikte mücadeleyle mümkündür
Özü gereği toplumsal sorunlara en duyarlı, onları çözmede en atılgan kesim olan gençlik, bu özellikleri sayesinde sınıflar mücadelesinde halkın yanında yer alır. Gençlik yine bu özellikleri nedeniyle dünden bugüne en yoğun saldırılara maruz kalmıştır.
Gençliğin devrimci potansiyelini yok etmek için katliamlar tezgahlanmış, devrimci gençlik işkence tezgahlarından geçirilmiş, kaybedilmiştir. 12 Eylül açık faşizminin kurumsallaşmasıyla da gençlik her adımında faşist saldırılara uğramış, anti-demokratik uygulamalarla yüz yüze kalmıştır.
Emperyalistler ve onların yerli işbirlikçileri bununla yetinmeyip çok daha sinsi politikalarını da uygulamaktan çekinmemişlerdir. "Örgüt-örgütlülük" korkusunun yaratılması, bireyciliğin, bencilliğin pohpohlanması, gençliğin ülke ve dünya sorunları üzerine düşünmemesi, bilimsel araştırmalardan uzak kalması için tüm güçlerini seferber etmişlerdir. Bunun için; televizyon kanallarından gazetelere, gazetelerden eğitim sistemine kadar tüm olanaklarıyla gençliği kuşatmışlardır. Bugün de bu saldırı ve kuşatma sürmektedir.
Bu kapsamlı yozlaştırma, apolitikleştirme politikasının sonucunda ise, oligarşi, herkesin görebileceği gibi, geçici ve kısmi bir başarıya da ulaşmıştır.
Ülkemiz gençliği bugün için örgütsüz, sorunlarını birlikte çözmekten uzaktır. Ancak dediğimiz gibi bu kısmi ve geçicidir. Bugün gençliğin sorunları çözümsüz gözüküyorsa, bu örgütsüzlüğün sonucudur. Görev bizlere düşmektedir. Geniş örgütsüz kesimlere sorunların ancak birlik olunduğunda çözüldüğünü anlatma ve bunun öncülüğünü yapma görevi önümüzde durmaktadır.
Bunu başarabiliriz. Örnekleri vardır.
Fakat ülkemiz gençliğinin örgütlü kesimi olan devrimci demokrat gençlik örgütlenmeleri bile, asgari temelde örgütlenmiş bir birlikten uzaktırlar. Örneğin gençliğin bir araya gelebileceği bir YÖK protestosu dahi her yapının tek başına yaptığı eylemlerle geçirilmektedir. Bu bölük pörçük eylemler, burjuva medyada alay konusu olmakta, gençliğe güven vermemektedir. Ortaya konan cılız eylemlilikler her yapının kendi çevresiyle sınırlı kalmakta, amacına yani gençliğe gerçekleri açıklamaya, onları mücadeleye çekmeye ve örgütlenmeye hizmet etmemektedir.
Üstüne üstlük, geniş örgütsüz gençlik kesimleri, güvenemedikleri bu hareketlere katılmakta tereddüt etmekte, düzenle çelişkileri ne boyuta varırsa varsın mücadeleye katılmamaktadırlar. Nihayetinde bu yasak savmacı, mekanik anlayış, en genel anlamıyla mücadeleye zarar vermektedir.
Oysa gençliğin mücadele tarihi tersi örneklerle doludur. En çarpıcı örneklerden biri, 12 Mart dönemi koşullarında örgütlenen, ulaşım ücretlerine, özel yüksekokullara karşı ayrıcalıklı ve paralı eğitime son kampanyasıdır. Kampanyalar neticesinde ulaşım zamları geri çekilmiş, özel yüksekokullar devletleştirilmiş yani somut kazanımlar elde edilmiştir. Daha da önemlisi gençliğin kendi özgücüne güvenmesi sağlanmış, "birleşirsek kazanırız" anlayışı güçlenmiş, çözümü düzen içinde arama hatalı eğilimi, yerini "sorunlarımızı ancak biz çözeriz" anlayışına bırakmıştır.
Bu örnekler bile biz örgütlü mücadele veren devrimciler için örgütsüz kitlelere güven verecek, onları içine alacak bir birlik inşa etmenin zorunluluk ve sorumluluk olduğunu göstermektedir.
Kurulacak bu birlik, kimsenin kendisini dayatmadığı, asgari müştereklerde anlaşılabilen, geniş kitleleri katmayı hedeflediğimiz bir gençlik birliği olduğu ölçüde başarılı olacak ve gençliğin akademik-demokratik mücadelesinde somut kazanımların önünü açacaktır.
Tüm ilerici, demokrat, anti-faşist, devrimci, yurtsever gençliği içine alacak bir birlik çalışmasına girmemek de doğallığında sorumluluktan kaçmaktır.
"Az olsun, benim olsun" gibi anlayışlar birleştirmek, gençliğin haklı öfkesini tek ve meşru hedefe yöneltmek yerine dağıtmayı, zaafları ortaya çıkarır. Zaten bu düşünce devrimcilere değil burjuvaziye ait bir düşüncedir.
Kendine güvensizlik ya da bunun farklı bir görüntüsü olan kendine aşırı güven gibi hatalı eğilimler göstermekten kaçınarak, devrimin, halkların ve buna bağlı olarak gençliğin yararını düşünmek esas olmalıdır. Bu temeldeki bütün girişimler hep aynı kapıya, birlik düşüncesine çıkacaktır zaten.
Oligarşinin boşluk bırakmadan saldırdığı; yapay bölünmelerle hedef şaşırttığı şu günlerde böylesi bir birlik şarttır, kaçınılmazdır. Egemen sınıflar bile saldırırken kendi iç çelişkilerini rafa kaldırabiliyorlar. Söz konusu halk düşmanlığı olunca birlik olup saldırıyorlar. Bu saldırılarına karşı güçlü bir set çekmek ancak kolektif bir çabayla, birlikte beraberce mücadeleyle mümkündür.
Gençliği bir bütün olarak içine alacak bir gençlik birliği onların kitleleri birbirinden tecrit etme politikalarına da darbe vuracaktır. Onların birbirinden ayırmak istediği ne varsa, biz birleştirmeliyiz. Birleştirmeli, birlik olmalı ve mücadeleyi büyütmeliyiz...