| |
Buyrun hanfendi, meydan sizin
Nagehan Alçı, Atlantik'in öte yakasına geçip Küba'nın ve Latin Amerika halklarının gönlünde, verdiği devrimci mücadeleyle taht kuran Ernesto Che Guevara de la Serna'ya yamyam deyiverdi ama...
Kendisi yazılı ve görsel medyamızın son dönem parlayan yıldızlarından. Nereye baksak onu görüyoruz. Bir bakıyorsunuz orada, bir bakıyorsunuz burada. Heisenberg in belirsizlik ilkesindeki elektronlar misali aynı anda birden fazla yerde bulunabilme özelliğine sahip bir cisim sanki. Kendisine rakip gördüğü herkesi bileyli bir bıçak misali kesiyor. Dili de pek keskin, kalemi de! Benzerlerine 44+XY olarak çokça rastladığımız bir vaka aslında. 44+XX olması ve bu derece cevval olması aslında bizi şaşırtan.
İlkin Ece Temelkuranı gözüne kestirmişti Nagehan hanım. Faşizmin sol versiyonu bir zihniyete sahip olmakla eleştirmişti bir yazısında Temelkuranı. Faşizm hakkında ne bildiğine dair herhangi bir ipucu vermedi bize gerçi Nagehan hanım ama olsun vardır bir bildiği. Zaten kendisinin Dimitrovun Faşizme karşı birleşik cephesinden Troçkinin faşizme karşı mücadelesinden ya da Togliattinin Faşizm üzerine derslerinden alıntı yapmasını bekleyecek saflıkta değiliz. Bu isimleri duyduğunda içini nasıl bir ürperti kapladığının da farkındayız. Bu isimleri zikretmeden, bir ürpertiye neden olma endişesi güderek, faşizm bahsine biraz ara verelim. Şimdilerde Nagehan hanım, siyasi jargonu da terk etmiş gözüküyor. Atlantikin öte yakasına geçip Kübanın ve Latin Amerika halklarının gönlünde, verdiği devrimci mücadeleyle taht kuran Ernesto Che Guevara de la Sernaya yamyam deyivermiş. (18 Ekim, Akşam)
Fena halde leman
Tabii ki ne onun demesi ile Che değerinden zerre kaybeder ne de ardı sıra ettiği laflarla Nagehan hanımın, Che ve onun şahsında devrimcilere akıtmak istediği zehri biter. Devrimcilerle kapitalistlerin barbarlık ittifakı adlı yazısı da yukarda değinmeye çalıştığımız, Nagehan hanımın kendi tabiriyle yarı obsesif yarı şizofrenik ruh halinin bir yansıması gibi duruyor. Hakkını yemeyelim katıldığım noktalar da var yazıda. Günümüz kapitalizmi öyle bir noktaya geldi ki, sol muhalefetten zarar görmek bir yana, bu işlevsiz solculuk üzerinden fayda bile sağlıyor. İsyan ve başkaldırı sektörü yaratıp, böylece solculuk endüstrisinden para kazanıyor. Son 20 yılın kapitalizm tarihi, devrimci-sosyalist ikon Ernesto Guevara üzerinden milyonlarca dolar kazanan kapitalistlerle dolu.Bu satırların altına ben de imzamı atarım. Bizim de derdimiz zaten bu işlevsiz solculuk. Lakin sonrası ise Attilla İlhanın deyimiyle fena halde leman. Ne zamandan beri, özgürlük, adalet, insan hakları, demokrasi, barış, hakkaniyet ve yoksullukla mücadele gibi kavramlar liberal değerler oluyor da siz buna tüm kalbinizle inanıyorsunuz? Bu kelimelerin sizin indinizdeki epistemolojisinde mi bir sorun var yoksa siz ontolojik bir çelişki içinde misiniz? Özgürlükten anladığınız ne ve kimin için? Ya barış, bir de yoksullukla mücadele? Beğenmediğiniz, diktatörlükle itham ettiğiniz Hugo Chavezin yoksullukla mücadeledeki gıda bankaları örneğini ve misyonlarını ya da Kübadaki bebek ölüm oranlarının düşüklüğünü hatırlatmaya bilmem gerek var mı? Bu görmeme ve duymama hali, övünerek bahsettiğiniz Boğaziçililere has bir durum mu yoksa sadece siz de mi öyle bir etki bıraktı? Benim tanıdığım Boğaziçililer hiç öyle değil, ağızlarından çıkanı kulakları duyuyor. Yukarıda geçen kavramların hangi tarihsel süreçlerden süzülerek insanlığın havsalasında yerini aldığını da gayet iyi biliyorlar.
John Stuart Millin söyledikleri
Öte yandan her geçen gün azgınlaşan dev ölçekli kapitalistlerin, çıkarlarını maksimize etmek için türlü pislikler yapabildiğini, Irakta savaş çıkartabildiğini, devlet kaynaklarını kendileri lehine nasıl manipüle edebildiklerini gördüm diyor Alçı. Bunu gördünüz de neden ben ve benim gibi aptal solcular, 2003te Irakta savaşa hayır eylemlerinde toplu olarak coplanırken siz parlamentodan Iraka asker göndermeyi onaylayan 1 Mart tezkeresi konusunda, son dakikada bir ters köşe ile bu kararı alamayan o zamanki hükümetin başkanı, şimdilerde cumhurbaşkanlığı makamında olan Abdullah Güle tek laf etme zahmetine katlanmıyorsunuz? 1 Mart tezkeresinin en fazla 62 bin yabancı askeri personelin 6 ay süreyle Türkiyede bulunmasını öngördüğünü hatırlatmaya bilmem gerek var mı ve Irak savaşında 1 milyondan fazla kadının ve çocuğun yaşamını yitirdiğini? Ya da nefret ettiğiniz diktatörlerden Muammer Kaddafinin adına düzenlenen barış ve insan hakları ödülünü 2010 yılında alan Başbakana şimdilerde iki çift laf etmeniz gerekmez mi?
Kendisinin öve öve bitiremediği John Stuart Mille gelince... Şimdi onun kaleminden çıkan bir alıntı yapacağım. Umarım bu alıntıdan sonra John Stuart Mille de yamyam demezsiniz. John Stuart Millin nasıl bir liberal olduğunu görelim. Biraz uzun olacak lakin Nagehan hanımın yüksek müsaadeleriyle August Bebelin Kadın ve Sosyalizmkitabında dipnot olarak yazdığı Stuart Mill alıntısına bakalım (August Bebel, Kadın ve Sosyalizm, syf. 411, İnter Yayınları): Eğer komünizmin ve onun tüm fırsatları ile mevcut toplumsal koşullar ve onun tüm ıstırapları ve haksızlıkları arasında seçim yapmak gerekse idi; eğer özel mülkiyet kurumu, çalışma ürününün, bugün gördüğümüz gibi, neredeyse çalışmayla ters orantılı dağılmasını zorunlu sonuç olarak beraberinde getirseydi en büyük paylar hiç çalışmamış olanlara, daha az büyük paylar, çalışmaları neredeyse lafta kalanlara, çalışmanın ağırlaştığı ve nahoşlaştığı oranda ödemenin küçüldüğü; sonuçta en yorucu ve yıpratıcı işin, en gerekli yaşam gereksinimlerini karşılayacağına kesinlikle güvenilemeyeceği denli, aşağı doğru böyle düşseydi; diyelim ki alternatif, ya bu ya komünizm olsaydı, o zaman komünizmin büyüklü küçüklü tüm günahları terazide pul gibi kalacaktır.Böylesi bir cehaletle daha fazla uğraşma belagatini kendinde bulamayan EceTemelkuran, Buyurun meydan sizindir hanımefendideyiverdiydi. Ben de aynından diyorum. Buyrun hanımefendi meydan sizindir. Lakin son tahlilde bir psikologa görünmenizde fayda olduğunu da söylemek durumundayım.
HAŞİM CEM ÇELİK: Öğretim görevlisi, Celal Bayar Üni.
Radikal 30.10.2011
|
|